Ay çok ayıp, böyle soru olur mu?

Kadınlar Günü'nde, kendisi de bir kadın olan TÜBİTAK başkanına "Aklında kadınların hayatını kolaylaştıracak bir hayal-icat var mı?" diye sordum. Niye, neye "Hoppala"?




Hani Kadınlar Günü için Elif Korap bir haber hazırladı ya. Milliyet yazarları beş ünlü-başarılı kadına soru sordular. Soru sorulanlardan biri de TÜBİTAK Başkanı Nüket Yetiş'ti. Fakat Yetiş soruları gördükten sonra cevaplamaktan vazgeçmişti.
Kürşat Bumin, Yeni Şafak'taki Kronik Medya köşesinde o soruları almış, tek tek bakmış, bu soruların 8 Mart'la bir ilgisi olmadığına karar vermiş ve Yetiş'in cevap vermemekte haklı olduğunu savunmuş.
Bu arada benim soruma da "Hoppala" demiş.
Soru şöyle: "Önünüzde hiçbir teknolojik ve etik engel olmasaydı (hani seks için şişme kadın, mutfak için robot yapılıyor ya) kendiniz için ne tasarlardınız? Gündelik hayatınızda size en gereksiz gelen iş ne?"
Şişme kadın ne alakaymış? Hem de Kadınlar Günü'nde.
Böyle diyor Bumin.

Kırışıklığa karşı hap, makyaj yapan robot...
"Şişme kadın" aslında çok alaka. Mutfak robotu da öyle. Bir kadından her daim yatakta hazır ve nazır olmasının beklendiği ve bu esnada da yemeğini yapmış, evini temizlemiş, kocasının gömleklerini ütülemiş olması icap ettiği için.
Ve kadınların kendilerine atfedilen bu işlere yetişemediği
ya da yetişmek istemediği noktada, yani bir ihtiyaçtan, şişme kadın ve mutfak robotları üretildiği için. Bulaşık makinesi de denebilirdi elbette. Ben "şişme kadın" dedim.
Şunu merak etmiştim. Acaba Yetiş, bilimle de ilgilenen bir kadın olarak, kadın olmaktan ötürü -bazen hiç de istemediği halde- yapmak zorunda kaldığı hangi iş için kendine bir kolaylık tasarlardı?
Ne bileyim; sabahları o uyurken makyajını yapan bir robot mu, gece kreminin yerini tutan bir hap mı, kuaföre gitmeden de kuaförden çıkmış gibi saçlara sahip olmasını sağlayan bir şey mi? Kaçmayan çorapları yaygınlaştırmak ve ucuzlaştırmak için çalışılabilirdi.
Ya da pul pul dökülmeyen ojeler...
Belki çayın demlenmesini beklemeyi sevmiyordu Yetiş. "Tadı bizim klasik Türk çayına daha çok benzeyen ama poşet çay kadar pratik ve hızlı bir çaydanlık olsa" derdi. Kadınların regl dönemini daha daha rahat geçirmesi için pedden ya da tampondan daha kullanışlı bir şey isteyebilirdi...
Sonuç itibarıyla bir bilim kuruluşunun başında olan o. Herhalde aklında da vardır böyle birkaç hayal-icat. Yok mudur?
Böyle bir şeyler yani...

Bilim ve tutuculuk birbirine yakışmıyor
Ama evet, bir hinlik de yok değildi benim sorumda.
Sadece sorunun cevabını değil, "şişme kadın" lafını duyduğu anda Nüket Yetiş'in yüzünün manzarasını da merak etmiştim.
Türkiye'nin en önemli bilim kuruluşunun başındaki kadının gündelik hayat meselelerine, mesela gayet doğal bir aktivite olarak sekse ve seksle ilgili herhangi bir şeye nasıl baktığı da, soruya tepkisinden anlaşılabilirdi.
Çünkü bilimin geniş ve rahat beyinlerin işi olduğuna inanırım ben. Belli sınırlar içine hapsolmuş, inanç veya ideolojik sebeplerle o sınırların dışına çıkmayı daha en baştan ve hiç tartışmadan reddedenlerin bilimsel ilerlemeye engel olma ihtimalleri yüksektir.
Çünkü "ayıp"la, "günah"la hareket ederseniz; bugün hayatı kolaylaştıran pek çok bilimsel çalışmayı siz baştan reddedecek, onlar hakkında bırakın araştırma yapmak, konuşmak bile istemeyeceksiniz demektir.
Ama bilim ve tutuculuk, ne bileyim, yan yana gelmesi zor iki kelime, değil mi?
Bu yüzden bence TÜBİTAK başkanının içinden "şişme kadın" geçen soruya nasıl tepki vereceği önemliydi. "Şişme kadın"a takılıp sorunun ne olduğunu bile fark etmeyecek miydi? Yoksa sorunun özünü yakalayıp kadınların hayatını kolaylaştırmaya yönelik bir tanecik olsun hayali icat söyleyecek miydi?
Şişme kadın falan,kesin art niyet var!
Yetiş'in tepkisini bilemiyoruz. Çünkü soruları yazılı istedi ve sonra da cevap vermedi. Sorudaki "şişme kadın"a takılıp soruyu anlamamak da Kürşat Bumin'e düştü. "Şişme kadın falan, ne biçim konuşuyor bu kız, böyle soru mu olur, kötü bir şey kastediyordur muhakkak" önyargısıyla olsa gerek.
Ne diyeyim? O soru işlevini yerine getirdi aslında. Anlayacağımızı anladık. Değil mi?

Kariyer yap, çocuk kolay
Sık sık okuruz ya "Bir Türk'ün başarısı", "Bilmem neye çözüm bulan Türk" falan... Hep yurtdışında yaşar bunlar. Acayip işler başarırlar. Niyeyse Türkiye'den, diyelim TÜBİTAK'tan böyle başarılar pek çıkmaz.
En son yine Amerika'da yaşayan bir Türk doktor, Prof. Dr. Kutluk Oktay, bilimsel ayrıntıyı es geçelim, kadınların menopoza girdikten sonra da çocuk sahibi olabilmelerini sağlayan bir araştırmada önemli adımlar attı.
Hadi kilo sorunuydu, ev işiydi, bunlar geyik diyelim; ama pek çok kadının yapmak zorunda kaldığı "çocuk mu, kariyer mi" tercihine bilimin böyle bir çare üretmesi az şey mi?
Buyrun kariyer yapın. Emekli olunca da bebek bakarsınız.

Hani kuşlar, ağaçlar... Robotlar?
Tembelim diye mi acaba, ben sanırdım ki büyüdüğümde yapmak zorunda olduğum her işi robotlar yapacak. Böyle avunurdum. Oysa hâlâ adam gibi bir robot yok ortalıkta. Ama bilim adamları çalışıyor. Mesela Güney Kore'de çocuk bakıcısı robot geliştirildi: İrobi. Bir de çamaşırları yıkayıp mikrodalga fırını çalıştıran robotlar var. Şahane, değil mi? TÜBİTAK, çok ricacı olsam, şu robot mevzuuna eğilebilir mi?

Zayıflatan ilaç, kafeinli çorap...
Yine işte o acayip dönem başladı. Geçen hafta elinizde tuttuğunuz bu gazeteye dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama tahmin ediyorum bu hafta da pek farklı olmayacak; yer-gök popo resimleri... Selülit kremi ilanları!
Bir yandan yaz değil, zayıflayacağız da ne olacak? Diğer yandan "Sen şimdi başla, yaza anca" diyen ilanlar. Önümde çay, yanında üç şeker, şekersiz çay sevmem ama şeker atsam "Tekrarlanan şeker stoklanması selülite yol açar" diyen reklam yüzünden içtiğim çaydan zaten bir tat alamam.
Kadın olmak işte; ırkı, dili, dini, hatta kilosu ne olursa olsun kilo için endişelenmek demek.
Bu yüzden elin adamları deli gibi çalışıyor. Yok hem zayıflatan hem sigarayı bıraktıran ilaçmış, yok efendim
3 haftada 2 cm. incelten kafeinli çorapmış...
Yakında Türkiye'ye de düşer bu haplar ve çoraplar. Ah, biz şu yazı bir atlatsak!

"Mrs. Dalloway"i bilirsiniz. Virginia Woolf'un kitabı. İşte orada, Mrs. Dalloway ve arkadaşları sohbet etmektedirler. Komşunun evliliği hakkında. Dedikodu tadında. Sonra gruptan bir kız "Evlenmeden önce kadın hamileymiş" der. Ortam aniden buz keser. Çünkü, aman tanrım, nasıl ayıptır, böyle kızlı erkekli bir ortamda seks iması yapmak...
Bu kitap 1925'te yazıldı. Ve yazıldığı tarihten daha önceki bir dönemden bahsediyordu bu bölüm. Ama 2004'te Türkiye'de "şişme kadın" demek hâlâ ortamı buz gibi yapmaya yetiyor. Acayip!





DİĞER YENİ YAZILAR