Aydınlandık

Sormayayım diyorum ama merak da ediyorum: Ampul değiştirirken avize nasıl kırılır?

Kim bilir kaç filmde, kaç dizide, özellikle de sitcom’larda kim bilir kaç defa, tamirat işine kalkışan erkeğin, tamir ettiği şeyi tamir edilemez hale getirdiğini izleyip güldük. Özel bir örnek hatırlamıyorum ama böyle sahnelere sevgilimle de denk gelmiş, birlikte gülmüşüzdür muhakkak.
Sabah bir şangır şungurla uyandım.
Salondaki ışıklardan birinde bir temassızlık vardı, yanmıyordu. Derken, gece gece, diğer taraftaki Aydınlandıkampullerden biri de sizlere ömür. Ampul değiştirilecek. Sabah halleder benim kahraman erkeğim.
Fakat ampul bahsi esnasında “Bir ara elektrikçiyi de çağıralım” demiş bulunmuştum. Belli ki temassızlık olan tarafı tamir etmeye kalkıştı. “İyi misin?” diye seslendim. Tüh tınılı bir “İyiyim” geldi içeriden.
Anlaşıldı, gitti avize!

Avize mezarlığı
Biraz zaman vereyim, kırıklar temizlensin. Gözümü tavana diktim, bekliyorum. “Yatak odasının elektriğinde de bir sorun var galiba, bir baksana” desem, bunu da kırsa... Bu avizeden de hiç hoşlanmıyorum.
Sonra gülerek içeri gittim.
O da güldü.
Kahvaltı ediyoruz, bir yandan da çaktırmadan hasar tespiti yapıyorum. Temassızlık olan avize yerinde yok.
O mu kırıldı? Başımı kaldırdım. Kırılan, masanın üzerindeki ampulü değiştirilecek olan avize. Sormayayım diyorum ama merak da ediyorum: Ampul değiştirirken avize nasıl kırılır?
Diğer avize nerede? Salonu taradım, nihayet gördüm. Öbürü de hemen sağımda yerde, iki seksen...
Anlaşıldı, avize bakılacak.

Evladiyelik ampul
Alışverişin en gıcık kısmı, dolanırken bir sürü çok hoşuna giden şeye rastladığın halde özellikle aradığın şeyin hoşuna gidenini katiyen bulamamak. Avize aramasam, tonlarca avize görürüm, ay o da güzel, bu da güzel ama şimdi sırası değil. Avize arıyorum ya, avize yok!
Feng shui gurusu değilsem de; kırıkla, çıkıkla, bozukla oturmaktan özel bir haz da almam. Alışverişe de öyle çok uzun katlanamam. Yorulurum, çok dolaşamam. Buldum işte bir şeyler.
Elbette yatak odasına da!
Ampul de alayım ki avizelerle birlikte takılsın. Sevgilime kalırsa bu avizeler de ampul yoluna telef olur.
Satış görevlisine “Ampul” dedim. Nasıl ampul? Şunlardan. “Şunlardan” derken, gösterdiğim ampulün tıpkısının aynısı olsun diye bir derdim yok. Boyu posu öyle ampul işte. Fakat adam aynısını aradı, çok aradı... Bulunca da gururla “Üç yıl dayanıyor bunlar” dedi.
Avize bile üç yıl dayanmıyor! Gerçi ampul değiştirmezsek avizelerin de ömrü uzar belki.
Bu arada adam hâlâ anlatıyor: “Az enerji harcıyor... Çevreci...”
Ak Parti gibi desene, çevrecinin daniskası!
Avizeyle bile bu kadar uğraşmadım ben, şimdi ampulle mi uğraşacağım?
Anlaşıldı, bu ampuller alınacak.

Son moda: Sarı-beyaz
O buraya, şu şuraya, öteki oraya, oradaki öbür tarafa, öbür taraftaki buraya... Avizeler tamam. Elbette yatak odasınınki de değişti. Ampuller takıldı. Yenileri tuhaf biraz. Geç idraktan mustaripler. Önce az yanıyor, sonra toparlanıyorlar. Olsun, ne yapayım...
Sonra değişik ampullü avizenin ampulleri takıldı. Elektrik düğmesine dokundum. Çıt. İki ampul, iki farklı renkte, biri beyaz, diğeri sarı yandı. Bunları yanlış vermişler.
Kendimi aşmışım, bir dolu uğraşmışım, artık çok sıkılmışım... Şimdi çıkıp ampul mü alacağım? Üşeniyorum. Ama bu iş bu akşam bitecek!
Hemen sevgilimi aradım, “Gelirken şu şekil ampul alır mısın?”
Akşam geldi. Ampulleri unutmuş tabii.
Biri yumuşak yumuşak sarı, diğeri bembeyaz yanan, yan yana iki ampule baktı: “Bence böyle... Hımm değişik. Güzel” dedi, “2008-2009 sonbahar-kış ev modası...”
Anlaşıldı!

“Atatürk”ü hatırlayınız
AydınlandıkBirkaç kere “Mustafa” için “ilk Atatürk filmi” dendiğini duydum. Perşembe akşamı Turgut Özakman, hatta Can Dündar da böyle dedi: “İlk film.”
“Darbe günlükleri”ni yazdığı iddia edilen eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in oğlu, “Devrim Arabaları”nın yönetmeni Tolga Örnek’in de bir “Atatürk” belgeseli var.
Türkiye’de vizyona girmedi mi
o film? Eğer girmediyse, o zaman Can Dündar’ınki hâlâ ilk film sayılır di mi? Birkaç kişiye sordum, kimse “Atatürk”ü hatırlamıyor.
Teknik birtakım işlerini Ekip Film yapmıştı, tanıdık kimselerdi, montajı biter bitmez hep birlikte izlemiştik; ben oradan biliyorum.
Çok yıl önceydi. Filmin tarihine baktım: 1998.
Ödül aldı diye hatırlıyordum, ona da baktım; 1999 Şikago Uluslararası Film ve Video Festivali’nde üçüncü olmuş.
Filmi çok hatırlamıyorum tabii. En çok kadınlar aklımda kalmış. Latife, Fikriye... Latife balkondan Atatürk’ü azarlar tonda sesleniyordu falan. Hatırladıklarımdan çok emin değilim, yanlış bir şey yazmayayım. İnternetten baktım, merak edene DVD’si var.
Madem mevzu Atatürk, ben hatırlatmış olayım. O film sayesinde de laf lafı açar. Dinleriz...

manik depresif köşe
Tamirattan anlamayan erkek fena bir şey değil. Eğer zaten değiştirmek istediğiniz şeyleri tamir ettirmeyi becerirseniz.
Fakat şu yeni avizeler de kırılırsa, bizim sitcom’u bundan böyle “ağlatan adam Çağan Irmak” yazıp yönetecek, farkındasınız değil mi?