“Bellek read olamadı”

Teknoloji mağazalarındaki satış görevlilerinin bir söylediği bir söylediğini tutmayınca beyin “hata mesajı” veriyor...

Gurur duyduğum bir cep telefonum vardı. Fotoğraf ya da film çekmiyor, radyo çalmıyor, çalmakta olan parçanın adını söylemiyor, e-maillerimi anında göstermiyor, randevularımı düzenlemiyor, bana yol tarif etmiyordu. Mutfak robotu ya da paraşüt özelliği de yoktu. Yanında bedava konuşma, şu kadar sms, bir kulaklık, beş tükenmez kalem, beş tıraş bıçağı da vermemişlerdi.
Sadece telefondu.
“Bellek read olamadı”Yıllarca sadece telefonluk yaptıktan sonra... Nasıl olup da bunca yıl bozulmadığına başta ben, herkes şaşarken... Neredeyse antika statüsüne ulaşacakken...
Bozuldu.
Arızası bile haysiyetliydi.
Tuşları basmıyordu. Numara çeviremiyordum. Ama arayanlara cevap verebiliyor, arayanlarla konuşuyordum. Bozulduğunda bile son bir gayretle telefonluğunu yapmak için çırpındı emektar. Fakat işte nereye kadar?
Asıl benim, telefonla bu pek içli ilişkim nereye kadar? Neyse, telefon geçenlerde ruhunu teslim etti.
Cep telefonu hadisesinin alıp başını gittiğini arkadaşların mütemadiyen değiştirilen, her seferinde marifetlerine yeni marifetler eklenen cep telefonlarından biliyorum. Şimdi benim de gidip üzerine kuş kondurulmuş telefonumsu bir şey almam gerekiyor. 
Hadi bakalım...

Beyin teklemesi
Satın almaya gitmeden önce ders çalışmam mı lazımdı? Lazımdı... Çalışmadım. Ben tembelim -size söylememiş miydim?
 Bir de laptop ya da notebook -ne farkı var yahu?-  adı her ne haltsa ondan alacağım. Çünkü benim laptop’um da emektar. Henüz bozulmadı sağ olsun ama bir vefasızlık yapacağım, daha hafif bir şey alacağım. Yine de üzülmesin emektar laptop’um, yeni alacağım şey, benim anladığım kadarıyla bilgisayardan ziyade internetli daktilo  gibi bir şey.
Notebook işi kolay. Ne alacağımı biliyorum. Uzun zamandır Türkiye’ye gelmesini bekliyordum, nihayet geldi.
Cep problem. O problemi de satış görevlisi çözsün.
Hah, tam adamı...
Teknolojiyi kullanan ama işin teknik kısmını pek anlamayan biri olarak teknoloji alışverişine çıkmak zaten dert. Bir de satış görevlisinden medet umuyorsanız, beyninizden sık sık hata mesajı almaya hazırlanın: “Bellek read olamadı.”
Satış görevlisinin söylediklerini dinleyip kaydeden beyniniz, satış görevlisi sizin nabzınıza göre şerbet verebilmek için her iki dakikada bir ağız değiştirip yeni şeyler söylemeye başladığında, daha iki dakika önce belleğe kaydettiği bilgilere ulaşamayıp tekleyecek çünkü.

Tezgahtarı da dinle
Yine de -hele de benim gibi sabırsız bir kimseyseniz, çok bilmiş arkadaşlarınızla sohbeti seviyor ama sırf bir cep telefonu alacaksınız diye onlarla randevulaşıp iki dükkan gezmeye üşeniyorsanız, yeni cep modellerini öğrenmek, benzerliklerini ve farklarını ille de anlamak gibi büyük bir arzunuz, hevesiniz, aynı zamanda olta olup sizi balığa çıkaran bir cep telefonuna ihtiyacınız yoksa-  satış görevlisini dinleyeceksiniz...
Deprem olduğunda deprem bilimcileri, ekonomik krizlerde iktisatçıları, Anayasa Mahkemesi’nin tartışmalı kararlarının ardından hukukçuları, Avrupa Şampiyonası esnasında futbol yorumcularını dinlemiyor muyuz?
Teknoloji alışverişine çıkan teknoloji cahili de satış görevlisinin teknoloji bilgisinin iktidarını tanıyacak bi’zahmet.
*    *    *
Hata mesajı mı?
O hep hayatımızda olacak galiba.
En son futbolun muktedir yorumcularının Avrupa Şampiyonası’nın başında Fatih Terim ve milli takımla ilgili söyledikleri ile Türkiye’nin yarı finale çıkmasının ardından söyledikleri birbirini pek tutmadı mesela.
Beyin hafızayı taradı, “viiyk”  diye uyardı: “Bilmem ne adresindeki yönerge bilmem ne bellek adresine başvurdu. Bellek read olamadı...” 

Çarşıdan aldım tek-noloji, eve geldim...
Bir arkadaşım ne zaman yurt dışına gitse, taksiye binse “Beni dolaştırıyor şoför” diye paranoyaya bağlar, illa ki arıza çıkarırmış.
Ben de ne zaman teknoloji alışverişine çıksam, oralarda arıza çıkarmam ama eve “kandırılmış” insan ruh haliyle dönerim.
Bir şey aldım ama ne aldım, niye aldım, ödediğim paraya değdi mi, bana gösterdikleri şeyi mi aldım, üf kim bilir ne sattılar bana...
İnsan dışını kullanıyor ama içini bilmeyince...
Bir tanıdığın kocası acayip bilirmiş, sıkı takip edermiş şu bilgisayar işlerini falan ama, adam genç değil, hatta yaşlı bile denebilir... Satış görevlisi genç çocuklar önce onu hiç ciddiye almaz, nasılsa anlamaz diye bir güzel sallarlarmış.
Sonra adam soru sormaya başlayınca, satış görevlileri de aralarındaki “gerçek uzman”ı aramaya başlarmış.
Cevap veremeyen bilmem kim abiyi çağırıyor, o da cevap veremeyince öteki abi geliyor...
Ta müdüre kadar, mağazadaki herkes adamın sorularını cevaplamaya çalışıp da başaramayınca, bu kez telefonla “uzmanları” aramaya başlıyorlarmış.
Üşenmeyeceğim, bir sonraki teknoloji alışverişime işte böyle biriyle gideceğim...


Batı Forma İmparatorluğu ile Doğu Forma İmparatorluğu
Teknik ve taktik mi; yoksa tutku, arzu ve ruh mu?
Euro 2008’de Türkiye’nin son anlarda lehine “çevirdiği” maçlarla yarı finale kadar yükselmesi, Batı’nın bu soruyu sormasına sebep olmuş olmalı.
Teknikse teknik, taktikse taktik. Tıkır tıkır oynuyor adamlar.
Ama bir türlü “çözemedikleri” Türkiye, belli ki plansız-mlansız, sonunda topu ağlara gönderiyor mu, gönderiyor.
Bu başarı buralarda dini inançla alakalı görülse de, Avrupalı için bunun sırrı olsa olsa “kendine inanmak, kendine güvenmek, gerçekten isteyince başarmak” tır.
Almanya-Türkiye maçının ardından daha teknik oynadığımız söylendi. Bu kez dağınık oynayan Almanlarmış.
Öyle dedi “bir bilenler”...
Ve biz yenildik.
Bunun anlamı “Boş verin taktiği falan, hurraaaa, yürüyün rakip sahaya” olabilir mi?
O kadar uzun boylu değilse de; belki de Euro 2008’de Türkiye, Batı’ya tekniğin yanında tutku, arzu ve ruha da ihtiyaçları olduğunu öğretmiştir.
Arda Turan, Colin Kazım gibi futbolcular, Avrupalı futbolculara yaptığı işten zevk almayı hatırlatmıştır belki.
Tekniği bilmek, taktiği uygulamak, kısaca profesyonellik iyi tabii. Ama uyulması gereken bunca kural arasında keyif unutuluyor sanki.
Batı, Doğu’ya tekniği, taktiği, kurallara uymayı öğretirken Doğu da Batı’ya unuttuğu keyfi hatırlatsa, ortaya daha bir sürü güzel maç çıkmaz mı?

manik depresif köşe
Bilgisayarlar bazen de “Bu aygıt daha hızlı çalışabilir” diye ümitli hata mesajları verir. Hangi mevzuyla ilgili olursa olsun, uzmanların söyledikleri, kendi aralarında yaptıkları tartışmalar falan aklınızı karıştırdığında, beyniniz kilitlendiğinde, yorulup yavaşladığında aklınızda olsun: “Bu aygıt daha hızlı çalışabilir.”
Depresyona lüzum yok.