Beşiktaş UEFA şampiyonu olacak

Kolay para!




Aman işte, hep bildiğimiz şeyler. Onu seçersen böyle olur da, bunu seçersen şöyle olur da, o zaman hayatı seç de, hayatını yaşa da, öyle de, böyle de...
Hah, iyi, biz de geçen akşam Ferzan Özpetek'in "Karşı Pencere"sinin galasına gitmeyi, birkaç ünlü görmeyi, çıkışta film hakkında ahkam kesmeyi, bu arada gördüğümüz ünlülerin dedikodusunu yapmayı... Seçtik. Seçtik de ne oldu?
Bir kere görmemişin galası olmuş, dört buçuk saat önce buluşmuş. Hadi buluştuk... Bir barda oturduk. Fakat bir değil, iki değil, dört bile değil, dördün yanında bir de buçuğu var. Nasıl geçecek bunca zaman? Kolay mı?
Zor geçti. Önce "düzeyli" bir sohbet yürüdü. Derken düzeyli bir dedikodu başladı. Tabii cıvıdık, kime sataşacağımızı şaşırdık. Dedikodunun dibine vurduk. Son yarım saatte de öyle böyle değil, basbayağı psikopata bağladık. Sonra da bu ruh haliyle; coşmuş, kudurmuş, akabinde durulmuş, durgun sular misali kurtlanmış olarak gittik filme.
Film bizim kurtlu psikopat ruhlarımıza "Hayatta kalmakla yetinme!" diye seslendi. Tamam. Peki. Doğru. Eee?

Tavuk mu, civciv mi... Ne?
Özpetek'in bir önceki filmi "Cahil Periler" benim içimde mutluluk ihtimali hissi yaratmıştı. "Karşı Pencere" ise yönetmenin bir röportajında da söylediği gibi "Mutluluk sanki hep başka yerde" dedi. Ve bende upuzun okunan bir "e" harfine tekabül etti.
Ben "Eeeeee?" dedim çıkışta.
Akşam'ın kültür-sanat leydilerinden (Niye bu kültür-sanatçıları asalet unvanlarıyla anıyorum ki ben? Çok acayip!) Efnan Atmaca, sanattan bihaber kulunuza filmi özetleyiverdi: "Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür!"
"Ama" dedim ben, "karşı penceredeki komşu adam sanki tavuk bile değildi. Sanki civciv çıkacak kuş çıkacak derken, ellerin bomboş kalacak gibi bir şeydi."
Açıkçası sevişirken vır vır konuşan, zır zır iltifat eden erkeklerden kaz da olmaz, tavuk da, olsa olsa yavşak olur gibi bir önyargıya sahip olmakla birlikte; tam da sevişme sahnesinde filmin kopması münasebetiyle biz o kısmı pek anlamadık.
Fakat adam kazdı, tavuktu, ne fark eder? Her halükarda ben yine upuzun bir "e" demek isterim, sonuna da yine bir soru işareti (?) çakarak: Eeeeeeeeeee?
"Karşı pencerede"ki kazın yanına gittik, diyelim. Mutluluk yine "karşı pencere"ye kaçmayacak mı? Biz aniden kaz yolmayı sevmediğimizi, yolunmuş tavuk alıp tütsülemekten hoşlandığımızı fark edeceğiz mesela. Hani geriye kısacık tüyleri kalmış olur, onlar da cızır cızır buruşuverip yanar da, bir koku çıkar ya...
Biz o kokuya meftunuz! Diyelim. Ne bileyim? Ne olacak o zaman? O pencere senin, bu pencere benim, bak mutluluk orada, çat kapı arkasında; gezecek miyiz?
***
Bir de şu var: Serra Yılmaz sıkılmadı mı hep aynı lafını sözünü esirgemeyen esprili komşu göçmen kadını oynamaktan? Biz sıkıldık. Bunu da, a ha işte burada, söylemek isterim!
"Karşı Pencere" mi? Bilmem ki! Eşcinsel aşk, heteroseksüel aşk, evlilik, ihanet, üstüne İtalya orta sınıfının günlük hayatı, biraz Yahudi sosu, biraz göçmen sorunları, azıcık siyahlar, felsefe niyetine seçimlerimiz ve sonuçları, "Hiçbir zaman geç değildir, hayatını yaşamaya başla" gazı, "Çok da abartma" freni, sıkıcı hayatı anlatmak için tavuklar, hayata renk katmak için de pastalar... "Karşı Pencere"yi izledim! İyi film, diyorlar.
Kültür-sanat gazetecileri asil insanlar hakikaten. Cümle unvanlar feda olsun her birine. Bakınız, benim yaptığım film eleştirisi... Bu kadar!

Ben demiştim. Ben dememiştim aslında, bakkalım demişti, ben yazmıştım: Beşiktaş UEFA şampiyonu olacak (22 Kasım, Milliyet Cumartesi). O zaman Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'nde devam etme ihtimali yüksekti. Ama bakkalım "Rüyamda gördüm" dedi. Hakikaten de birkaç kez maç sonuçlarını rüyasında gördüğü, maçtan önce bize söylediği ve söyledikleri de skoru skoruna çıktığı için... Yazdım.
Bu arada şunu da önemle belirtmek isterim. Zira arayıp soran çok oluyor.
Hayır efendim, bakkalım rüyasında hiç at yarışı görmüyor!

Kylie Minogue poposuna makyaj yapsın diye birini tutmuştu da, o zaman bu mevzu çok konuşulmuştu. Şimdi de iki kişiyi maaşa bağlamış. "Karnınız acıktı Kylie hanım" desinler diye.
Çok parası olup nereye harcayacağını bilmemek midir bu, nedir? Bakınız Kylie, hakikaten bir sanat eseri olan poposuna yakından bakma fırsatı yakaladığı için üste ödeme yapması icap eden makyöze, hatta ona "Acıktınız" diyenlere maaş ödüyor.
"Kolay para" dedikleri böyle bir şey herhalde.

Emin Çölaşan "Ezberden Arapça dua ediyoruz, ne dediğimizi bilmiyoruz. Dualar Türkçe olamaz mı?" diye soruyor. "Belki de" diyor, "toplumun dinimizi anlamaması, yanlış algılaması 'bazılarının' işine geliyor" (Hürriyet, 11 Aralık). Çölaşan "bazıları"ndan kimi kast ediyor?
Tesadüf bu ya, aynı gün Posta gazetesi manşetten AKP iktidarı döneminde açılan sosyal bilimler liselerinde Osmanlıca ve Arapça yazı derslerinin zorunlu olacağını haber veriyor. Seçmeli yabancı diller arasında da Arapça var.
"Bazıları", toplumun dini anlamamasını istemek bir yana, çeviriye güvenmeyip işi okulda Arapça öğretmeye kadar götürüyor. Şöyle demek mümkün mü: Çölaşan "vurun" derken, bazıları "öldürdü"!

Zekeriya Beyaz saçlarını siyaha boyattı. Sünnet diye...



DİĞER YENİ YAZILAR