Bu kadar özgürlük kıyamet alameti

Tayyip Erdoğan böyle diyor: "Her alanda bir sınır var. Önce bu belirlenmeli, tanımları yapılmalı ve o sınırda durulmalı." Karikatür krizi işte buna sebep oldu. Hz. Muhammed'in karikatürlerine tepki göstermek, protesto gösterileri yapmak, karikatürleri yayımlayan ülkelerin mallarını boykot etmek, mahkemeye başvurmak falan yeterli gelmedi. Gerçi "hakaret" zaten hali hazırda dünyanın hiçbir yerinde serbest değil ama olsun, fırsat bu fırsat "her konuda sınırları belirleyelim", sınırların ötesini de yasaklayalım... Peki interneti ne yapalım? Çin gibi yapalım mı? Türkiye yasak siteleri belirlesin, Google sansürlesin; ne dersiniz? Aman kim uğraşacak sakıncalı siteleri belirlemekle? Bir değil, iki değil, yüz değil, bin değil... Çok fazla! Şu sıralar vizyonda bir film var: "D@bbe". Kıyamete yakın beliren alametlerden dabbetülarz'ı anlatıyor. "Söylenen başlarına geleceği vakit bunlar için yerden bir 'dabbe' çıkarırız ki bu, onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler." (Neml Suresi)Filmdeki 'dabbe'nin karşılığı ne dersiniz? İnternet. En iyisi interneti topyekûn yasaklamak! Neyse ki memlekette gündem ışık hızıyla değişiyor. Dün "yasaklardan" bahsedenler, bir gün sonra "yasakları" lanetliyor. Şimdi okulda türbanını çıkarıp, sokakta takan bir anaokulu öğretmeni ile ilgili Danıştay kararı tartışılıyor. Bu "yasağa" en şiddetli tepkiyi veren kim? Yine Tayyip Erdoğan! Ne dedi? "Ben özgürlüklerin egemen olduğu bir ülkenin Başbakan'ı olarak bu kararı kınıyorum." Özgürlük ne fena bir şey. Herkes aklına geleni yazıyor, ağzına geleni söylüyor. Bunun bir sınırı olması lazım! Her konuda bir çerçeve belirlenmeli. Sonra herkes bu çerçeve içinde; git sağa iki adım, yürü sola iki adım, öne ve arkaya da iki adım... Ben çocuğumu derste değilse bile, sokakta türban takan bir öğretmenin sınıfına göndermek istemem. Çünkü öğretmen rol modeldir. Çocuklar öğretmenlerinden etkilenir. Danıştay'ın kararı da tam böyle: "Bir öğretmenin görünümü çocuklar üzerinde etkilidir" diyor.Yine de Danıştay kararını yadırgadım ben ama. Sokakta türban takmak istiyorsa, öğretmen bile olsa, takabilmeli insan... Önyargılarımız bizim problemimiz, türbanlı biri de çok iyi bir öğretmen olabilir.Benim özgürlükten anladığım, Erdoğan gibi sadece bana doğru gelen düşüncelere, görünümlere özgürlük değil. ters köşe İzleyen aşkın izini arıyorsa izlenen ne yapsın? Terk edilmek çok üzücü bir şey. Başka biri yüzünden terk edilmek daha üzücü bir şey. Siz böyle üzülürken sizi terk edenle "öteki"nin mutluluğunu izlemek daha da üzücü bir şey... En beteri de tüm bu üzüntüleri yaşarken izleniyor olmak. Ki herkes izlenir; kimi yakın çevresi tarafından, kimi ünlüler kendi ülkelerinde, bazıları ise tüm dünyada... Brad Pitt, Jennifer Aniston'ı Angelina Jolie'ye âşık olup terk etti. Şimdi Angelina Jolie hamile. Her yerde "mutlu çift"in fotoğrafları çıkıyor. Jennifer Aniston ne yapsın? Yıkılmış göründü, sonra kendine bir sevgili edinip kameralar önünde öpüştü, önce susuyordu, derken konuştu... Haluk Bilginer'in Zuhal Olcay'ı Aşkın Nur Yengi için terk ettiği söyleniyor. Aşkın Nur Yengi hamile kaldı, gizlenen çift bu hamileliğin ardından birlikte olduklarını kabul etti, evlenecekleri söylendi, Yengi bebeğini kaybetti -geçmiş olsun- ve son olarak Haluk Bilginer ile Aşkın Nur Yengi el ele bir galada görüntülendi. Zuhal Olcay ne yapsın? Sustu, olmadı; o da konuştu: "İz bırakan aşk yaşamadım." Bir gazeteye Haluk Bilginer ile Zuhal Olcay yan yana haber oldu: "Biri sevgilisiyle, diğeri sözleriyle nispet yaptı." Haber üzerine türlü çeşitli yorumlar yapılıyor şimdi. Aslında Zuhal Olcay hiçbir şey söylememiş olsaydı da, hiçbir şey söylememesi haber olacak, onun üzerinden yorum yapılacaktı. Çünkü bu gibi durumlarda ne yapsanız yoruma açıktır. Gülseniz "Bak, üzüntüsünü gizlemek için sahte gülüyor" derler. Ağlasanız "Vah vah, kaldıramadı, atlatamadı" diye size acırlar. Olan biten hakkında konuşmazsanız "pısırık olmakla, zayıf olmakla, size bunları yapanlara hak ettikleri cevabı verememekle" suçlanırsınız. Konuşsanız "Kıskanıyor, haksızlık ediyor" olursunuz, "Bari zamanında yaşadığınız aşka saygılı olmanızı, kendinizi küçük düşürmemenizi" söylerler. Siz hakikaten atlatabilir, unutabilir, hatta başka birine âşık olabilirsiniz. Ama izleyenler unutmaz, unutturmaz. İzliyoruz, unutmuyoruz, unutturmuyoruz. Aşk iz bırakmasa da, izleyenler bir iz bırakmakta bu kadar kararlı olursa... İzlenen ne yapsın? Trabzon Belediye Başkanı "Gençler artık futbola değil, mafyaya özeniyor" diye yakındı. Radikal'in başlığı "Futbol dışarı, mafya içeri". Gençlerin özendikleri şey değişti yani, öyle mi? Bugün mafyaya özeniyorlarsa, dün futbola özendikleri içindir belki. Futbol spor olmasına spor ama, Türkiye'de futbol mafyadan çok mu uzak bir hadise sanki! tubaakyol@milliyet.com.tr Futbol ve mafya