Gazi’ye gezi

Sinemaya gitmeyi epeydir ihmal ettim galiba. “Mustafa” filmi öncesinde salonda konuşmalar yapıldı, fotoğraflar çekildi...
Ne bunlar, yeni adetler mi?


Kim bir belgesel izlemek için sinemaya koşar ki? James Bond daha heyecanlı değil mi? İhtimal, “Mustafa”yı televizyonda gösterilene kadar izlemezdim. Ama geçen hafta birkaç Türk filmi izleyip onlar hakkında yazmaya karar verince, vizyondaki yerliler arasında en çıngar çıkaranı da “Mustafa” diye, bir tür görev bilinciyle, yazı günümden önceki günün akşamı, son anda koşa koşa “Mustafa”ya gitmeye karar verdim.
İnternette bir site var; baktığınız film hangi sinemalarda oynuyor, en yakın seans kaçta filan türü bilgileri veriyor. Gözüme ilk çarpan en yakın seans 21.00’de, Osmanbey Gazi’de.
Sevgilimi aradım: “Gazi’yi Gazi’de izleyeceğiz.”
Gazi’yi aradım: “Caddenin sağında mıydı, solunda mıydı sinema?”
Sevgilimi aradım: “Şu tarafta. Orada buluşalım.”
Buluştuk. Biletimizi aldık. Gişeci kadın, bize iki bilet uzattı ve telefona uzandı. “İki kişi, ‘Mustafa’ya” gibi bir Gazi’ye gezişey duyar gibi olduk. Duymadıysak da böyle uydurduk. Zaten işin mavrasındayız. Sinema salonlarıyla MİT arasında kırmızı telefon hattı kurulmuş, “Mustafa”ya satılan her bilet anında oraya bildiriliyormuş falan, böyle eğleniyoruz...

Sinemada hatıra fotoğrafı...
Aşağı indik. Salon daha açılmamış, aşağısı kalabalık. Önde ben vardım, görevliye biletleri uzattım. Adam “Beş dakika sonra gelir misiniz?” dedi, “Önce şu Gezginler Kulübü girsin de...”
Geri döndüm. Sevgilim ne olduğunu sordu. Beş dakika sonra gelmemiz rica edildi. Niye ki? Gezginler Kulübü salona girecekmiş. Gezginler Kulübü de neymiş?
Hiçbir fikrim yok. Belki Çılgınlar Kulübü gibi bir tiyatro oyunudur, bir salonda da o oynanıyordur. Belki de bambaşka bir şey demiştir, ben yanlış duymuşumdur.
Madem tam anlamadım, niye sormadım? Niye sorayım? Hepi topu beş dakika rica etmiş. Niye adama o beş dakikayı, bana açıklama yaparak harcatayım? Hadi pasajı gezelim...
Dükkanların çoğu boş, kiralık... Diğerleri de kapalı. Vitrinlerin önünde durduk, kendimize kılıklar beğendik. Takım elbiseler, pespembe gömleklerin üzerine cart sarı kravatlar, bana da katkatlı elbiseler falan.
Bir sürü terzi var burada. “Kriz terzilere yarar mı, zarar mı?” sosyoekonomik analizimizi de yaptık hamdolsun. Yeterince zaman geçti. Yeniden aşağı indik. Salon açılmış. İçeri geçtik. Yer gösterici yok. Herkes kafasına göre oturuyor. Biz de oturduk. Bu arada içeride bir kişi seyircilerin fotoğraflarını çekiyor.
İstihbarat faaliyeti esprisi de bayatladı...
Üstelik önümüzdekiler birbirine sarıldı, hatıra fotoğrafı çektiriyor. Belki de son zamanlarda herkes benim gibidir, pek seyrek sinemaya gidiyorlardır. Ve bu istisnai an bir fotoğraf karesinde ölümsüzleşsin istiyorlardır.

“Beyler, bayanlar... Hoş geldiniz!”
Biz bir acayip hadisenin ortasına düştük ama hâlâ anlamadık ki, nereye düştük? Etrafımızdaki konuşmalara, selamlaşmalara bakılırsa herkes birbirini tanıyor. Her an biri bize “Siz de kimsiniz? Burada ne işiniz var?” deyiverecek diye, biletleri hâlâ elimde tutuyorum. Biz masumuz. Sinemaya geldik...
Sonra bir adam çıktı, “Hoş geldiniz” falan, konuşmaya başladı. Tanıdık biri. Kimdi? Hani sigaraya çok gıcık olan adam. Orhan Kural!
Bu arada biri duyuru dağıtmaya başladı. Gezginler Kulübü’nü doğru duymuşum. Birtakım yerlere turlar düzenleyen, gezen kimseler bunlar. Arada da, maksat etkinlik olsun, film gösterimlerinde buluşuyorlar herhalde.
Bu arada Orhan Kural konuşmaya devam ediyor, sinemanın sahibine teşekkür ediyor, onlara sinema salonunu tahsis etti diye...
Şimdi anlaşıldı niye görevlinin beş dakika sonra gelmemizi istediği. Şu kalabalıkta bizden başka biletli seyirci yok galiba.
Neyse, hadi film başlasın.
Başlamıyor.
Şimdi de Orhan Kural “Mustafa”da sigara reklamı yapıldığını anlatıyor. O gün haberi görmüştüm zaten, suç duyurusunda bulunacaklarına dair, nitekim bulundular...
E hadi film!
Başlamıyor.
Dağıttıkları kağıda göre filmden önce bir kişi daha konuşma yapıp filmi yorumlayacak. Orhan Kural o kimsenin aramızda olmadığını söylüyor. Hah, film başlar o zaman...
Başlamıyor.
Şimdi de biri, Yılmaz Özdil’in filmle ilgili Hürriyet’te yayımlanan yazısını okuyor. “Mustafa’ya gittim... / Sarhoş. / Kafayı bulunca ağlayan... / Hoyrat. / Soğuk. / Kalpsiz” diye başlayan, “Mustafa’daki Mustafa bu. / Anafartalar 1 saniye. / İşgal 2 saniye...” diye devam eden, filmi en beğenmeyen yazılardan bir tanesi.
Bütün yazıyı okuyacak mı? Okuyor.
Sonunda Orhan Kural “Bakalım siz filmi nasıl bulacaksınız?” diyor.
Uzun girizgaha bakılırsa, biraz zor bulduğumuz kesin!
* * *
Film başladı.
Kulübün yaş ortalaması biraz yüksek. Önümdeki yaşlı kadın, gazetelerde eleştirilen her sahnede, yanındakini dürtüp bir şeyler fısıldıyordu. “Ne var canım bu sahnede?” mi diyordu, yoksa filme mi kızıyordu, bilmiyorum artık.
Uyuyanlar oldu. Yan taraftan biri bayağı horladı.
Film bitti.
Çok büyük ihtimalle, “Mustafa” hakkındaki kötü eleştirilerden önce, hep birlikte izleyip sonunda laik laik alkışlamak için ayarlanan gösterim sessizce dağıldı.
Üzerinde “Yorumsuz” yazan, sözsüz karikatürler gibi.