Hayat hiçbir şeydir, televizyon her şey!

Hayat hiçbir şeydir, televizyon her şey!


Arabanızın camını sildiklerinde ya da mendil satmak için bacaklarınıza yapıştıklarında size kocaman bir "can sıkıntısı" olarak görünen sokak çocuklarını televizyonda gördüğünüzde ağlıyor musunuz?
Yan komşunuz dayak yediğinde "Şu sesler kesilse de uyusak" diye düşünüyor ama en sevdiğiniz dizideki kadına kocası bağırdığında, adama ÇOK sinirlenip kadın için ÇOK üzülüyor musunuz?
Televizyonda olup bitenler, yakın çevrenizde olup bitenlerden daha mı fazla etkiliyor sizi?

Bilmek yeterli değil
Ben "gözünde yaş hazır asker, çağırınca hemen düşer" kıvamında hisli biri değilim. Elbette birkaç kez bir arkadaşımın omzunda ağlamışımdır. Olmuştur yani böyle sulu zırtlak anlarım. Ama tamamen şahsi bir meseledir. Yani ben ağlarsam, muhakkak orada dosdoğru benimle alakalı, BENİ! üzen bir şey vardır. Adaletsiz dünya, "sokaktaki" sokak çocukları, alt komşumun kocasından dayak yemesi, yan komşumun üzerine kuma gelmesi falan ağlatmaz beni. Üzer tabii ama ağlatmaz!
Ben ağlıyorum. Bu öyle övünülecek bir şey değil. Sonunda ben de "duyarlı ve güzel insan" oldum diye sevinilecek bir şey değil. Bilakis, utanç verici! Televizyonda gördüğüm şeylere çok fena ağlıyorum.
"Angel"ın yarı iblisi Doyle öldüğünde öyle çok ağladım ki, bir arkadaşım ölse bu kadar ağlar mıydım diye merak ettim.
Adam rüyama bile girdi; efendim ben de yarı iblismişim, iblisler insanlara saldırmış, çatışmada arada kalmışım, Doyle beni kurtarmış, sonra da ölmüş...
O sokak çocuğunun yerde bulduğu jetonla telefon kulübesinde masal dinleyip uyumasına da ağlıyorum. Sokaktaki sokak çocuklarının yabancısı değilim. Evimde misafir ettiğim sokak çocukları oldu. Çok feci şeyler dinledim onlardan ama... AĞLAMADIM!
Sokaktaki sokak çocuklarına ağlamayıp televizyondaki sokak çocuğuna ağlamak biraz tuhaf, değil mi?
Hadi "Angel"ın tiryakisiyim, Doyle’u çok seviyordum, sokak çocuklu tanıtım filminin de diyelim ki hayatımda bir karşılığı var, bir şekilde bana da ucundan dokunan, beni de üzen bir mesele... Olabilir. Ağlayabilir insan, normaldir.
Normal değil!
Ben geçenlerde "Zerda"yı izlerken hıçkıra hıçkıra ağladım.
"Zerda" takip ettiğim bir dizi değil. Zerda’yı tanımam etmem, katiyen Doyle kadar sevmem. Günün birinde benim de bir kumam olur diye endişelenmek aklıma gelmez. Kuması olan bir yakınım, bir tanıdığım da yok. Kumalık bana dokunmuyor. Peki beni neden ağlatıyor? Ne oluyor?
Ben salak mıyım, bilmiyor muyum bunların hepsi kurgu; gerçek değil, hikaye...
İlle de üzüleceksem, üzülmem için daha gerçek sebeplerim var; bilmiyor muyum?
Bilmek yetmiyor!
Son takıntım, yeni yüce adamım, "kaba ve çirkin insan" Irvine Welsch’in "Porno"da içinde küfür yer almayan arka arkaya dört cümlesi yok. Küfürsüz üç cümle şöyle: "Entelektüel olarak bilmek yeterli değil. Gerçek bilgi duygusal! Ve gerçek duygular spreylenmiş imajdan, slogandan ve repliklerden ortaya çıkıyor."
Bizi artık imaj, slogan ve replik ağlatıyor.
Platon’un mağarasında gibiyiz, hayata arkamızı dönüp televizyonda gördüklerimizle duygulanıyoruz.
Doyle’u canlandıran oyuncunun adını bilmiyorum.
Ama Doyle’u çok özlüyorum.
Tedavisi var mı?

Erkekler için doğum kontrol hapının geliştirilmesi püsküllü geyik; senelerdir ha çıktı ha çıkacak, bakalım kim kullanacak derler, bir türlü çıkmaz. Yine böyle bir haber yayımlandı. Erkek fareler üzerinde etkili olan bir ilacın bahsi geçiyordu.
İki yıl önce de Edinburg, Şangay, Hong Kong ve Cape Town’da bir araştırma yapıldı. Ankete katılan erkeklerin üçte ikisi bu hapları kullanacaklarını söylediler. Ben o zaman Superonline’da çalışıyordum, internette bir forum yapmıştım.
Ne yazık ki Türk erkeklerinin cevabı pek iç açıcı değildi. Mealen "Erkek adamı bozar bu haplar" diyorlardı. Sanki kadınların kullandıkları haplar, kadınları bozmuyor.
Asıl enteresan olan ise kadınların tepkisiydi. Neredeyse yüzde 90’ı şu cevabı verdi:
"Bir erkek doğum kontrolü konusunda asla kadın kadar duyarlı olamaz. Kürtaj masasına yatan ya da dokuz ay karnında bebek taşıyan o değil. Ya aldım der, almazsa..."
Oysa yurtdışında yapılan ankette bu konuda erkeğe güvenmeyen kadınların oranı sadece yüzde 2’ydi!

ABD Başkanı George W. Bush ile Türkiye’nin "bir şeysi", diyelim ki müstakbel başbakanı Tayyip Erdoğan oturarak tokalaştılar. Neden?
Uzun boylu olmanın avantajlarıyla ilgili bir dolu araştırma var. Mesela patronlar uzun boylulara, aynı vasıfları taşıyan kısa boylulardan daha fazla maaş ödüyor. Amerikalılar başkanlık seçiminde genellikle uzun boylu adayı tercih ediyor.
Şimdi tekrar fotoğrafa bakın. Neden oturuyorlar?
Erdoğan, Bush’tan uzun; ayakta dursalar bu boy farkı göz tırmalayabilir. Ki hatırlarsınız, biz defalarca bu boy farkının Türkiye aleyhine göz tırmalamasına şahit olduk.
Bunun önemsiz bir ayrıntı olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Hatırlatmama gerek var mı: "Gerçek duygular spreylenmiş imajdan, slogandan ve repliklerden ortaya çıkıyor."
Ve tabii fotoğraftan...
Koskoca ABD Başkanı bir fotoğrafta Türkiye’nin "bir şeysi" Tayyip Erdoğan’dan daha kısa; yani daha güçsüz, hatta çaresiz görünmek ister mi?

Otobüsün gaz pedalı bozuktur. Şoför yola çıkmadan önce çamaşır ipini otobüsün koridorundan geçirerek arkadaki motora bağlamış, böyle gaz vermektedir.
Bu olay Türkiye’de geçmektedir.
Motorun çamaşır ipine direnmesi üzerine yolda kalan yolculardan biri "Türkiye’yi işte bu ip yüzünden Avrupa Birliği’ne almıyorlar" der. Süper haber! (Akşam, 11 Aralık)
Sahi, Kopenhag Zirvesi’nde son durum ne?

*Biz televizyon izleyerek; milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük. Ama olmayacağız. Şimdi bunu anlamaya başlıyoruz...
(Tyler Durden / "Dövüş Klubü")