Kârda olan, iflas edenin tostunu yutar

Kârda olan, iflas edenin tostunu yutar



IMF borç batağına saplanan ülkelere "İflas edin, formül buluruz" demiş. Şirketlerde olduğu gibi ülkelerde de iflas sisteminin uygulanmasını istemiş.
Uygulansın anasını satayım. Bugüne kadar uygulanmadığı kabahat!
Sadece gelişememekte olanlar değil, dünya üzerindeki bütün devletler birer anonim şirket olsun, şirket gibi yönetilsinler bence. İcra kurulu başkanını, genel müdürü, yönetim kurulunu; yani cumhurbaşkanını, başbakanı, bakanlar kurulunu şirketin sahipleri seçsin. Yani ülkenin zenginleri...

İşe yaramayan ülkeden kovulsun
Demokrasi falan hikaye! Vatandaşlık da öyle... Hepimiz şirket çalışanı olalım. Günün 24 saatinde ülkeye çalışalım. Devlet kendi kârlılığını garanti altına almak için George Orwell’ın "1984"ündeki
gibi günde kaç saat uyuduğumuzu, kiminle ne zaman seviştiğimizi, ne yediğimizi kontrol altında tutsun. Verimimizi azaltan her şey yasaklansın. Şirketlerde mesai saatlerinde nasıl gözetleniyorsak, tıpkı öyle.
Kurallara uyan, işe yarayan, şirketin kâr etmesini sağlayan kalsın; beceremeyen sınırdışı edilsin. İşsiz kalanlar diğer ülkelere CV ile iş başvurusu yapsınlar. Kabul edilirlerse ne âlâ! Olmadı, gidip Afrika’daki kabilelerden birinde yaşasınlar.
Ülkelerin durumunu yıl sonu cirosu belirlesin. Kârda olan devam etsin, zararda olan iflasını ilan edip dünya piyasasından çekilsin. Zararda olana daha kârlı devletler el koysunlar. Başına kendi adamlarını geçirip batık şirketi kar eder
hale getirebilmek için o ülke vatandaşlarının maaşlarını
azaltsınlar, onları işten çıkarsınlar, yani ülkeden atsınlar.
Ya da ülkeyi küçük parçalara bölüp satsınlar. Talibi çıkmayan bölgelere de ülke halkını yerleştirip, onları orada unutsunlar. O bölgeyi dünya haritasından çıkarsınlar.

Türkiye nasıl kârlı bir şirket olur?
Zaten dünyayı çok uzun bir zamandır para yönetiyor. Ülkelerin başına biri geliyor öbürü gidiyor, hiç önemli değil; kararları uluslararası sermaye hareketleri veriyor.
Irak’a saldırılacaksa bunun nedeni Amerikan ekonomisinin belini doğrultmak olacak mesela. Oğul Bush’un babasının yarım bıraktığı işi tamamlamaya çalışması ya da babasının öcünü almak istemesi değil. O öyle zannediyor bile olabilir ama öyle değil! Aslında paranın istediğini yapıyor küçük Bush. IMF’nin "ülkeler de şirketler gibi iflas etsin" önerisi saçma değil yani, fazla mantıklı!
Tabii bu senaryo bizim için bir nevi kabus. Zira ilk iflas adayı Arjantin; Türkiye ise Brezilya ile birlikte iflasın eşiğine bir adım mesafede duruyor. Dünya kadar borç ödedik, yine ödeyeceğiz, gelecek yıl bir daha ödeyeceğiz ve bunların hepsi sadece faiz olacak. Günün birinde ödeyemezsek iflas edeceğiz.
Ama ben bunu da düşündüm. Ülkemizi kârlı bir şirkete dönüştürmek için de bir proje geliştirdim, yerseniz...
Mesela Çağla Şıkel, George W. Bush’a "Tostumu yedim, odamda bekliyorum" diye mesaj çeksin. Amerika ile şirket evliliği yapalım.
Yeni dünya düzeninin varacağı son nokta bu mudur? Şirketleşmek!
Hayırlı işler!

Kârda olan, iflas edenin tostunu yutar 200 yıl sonra sarışınların soyunun tükeneceği haberi bilim dünyasını tarumar etti.
Sarışınlık geninin resesif olduğu için öleceği iddia edildi. Ama hepsi bu değildi! Asıl tehdit boya sarışınlardı. Erkeklerin boya sarışınları doğal sarışınlardan daha çekici bulması sarışınlığın sonunu getirecekti.
Ve sonunda tüm bunlar asparagas çıktı; düzmece haber! Sahte sarışınlar da suçlanmaktan kurtuldu.
Geriye şu soru kaldı: Erkekler boya sarışınları daha mı çok beğeniyorlar?

Geçen hafta Kaş kıyılarında çöp topladım. Okyanus suyundan yapılan burun damlası Sterimar’ın "Denizler Nefes Alsın" projesi kapsamında...
Denizler nefes alsın, temiz deniz suyundan yapılan burun damlası ile de burnunuz nefes alsın manasında...
Siz hiç kanoya bindiniz mi? Batık kent kıyısındaki çöpleri toplamaya kanoyla gittik. Ağrıyan kollarımı mı, karın kaslarımı mı anlatayım? Yoksa sivri kayaların üstüne düşmeden kanodan inmenin zorluklarını mı?
Çöp toplamak için oksijen tüpüyle deniz dibine bile daldım.
Diyeceğim şudur ki yerlere çöp atmayın, toplamak çok zahmetli oluyor.

Bir bitkinin tohumlarını da içeren yenilebilir bölümüne meyve deniyor. Sebze ise bitkinin yenilebilen gövdesi, yaprakları ve kökleri. Yani botanik bilimine göre muz, sebze; domates ise meyve.

Gümüşhane’ye bağlı Yeşilköy halkının aklına süper bir fikir geldi. Onlardan oy istemeye gelen politikacıları 11 yıl önce selde yıkılan köprünün yerine yaptıkları derme çatma teleferiğe bindirecek, onlara kendi yaşadıkları eziyeti tattıracak ve köprü sözü alacaklardı.
İbrahim Özdemir’in haberine göre başta işler iyi gitti. Hurşit Çayı üzerindeki teleferiğe binmeyi kabul eden DYP adayı Metin Öztürk öyle korktu ki neredeyse kalp krizi geçiriyordu. Ve hemencecik köprü sözü verdi. Ama milletvekilinin yaşadığı korku, halkın 11 yıllık eziyetine tınmayan valiliği harekete geçirdi. Böyle tehlikeli bir ulaşım aracı katiyen kullanılamazdı. Teleferik yasaklandı. Köylüler de köye hapsolduklarıyla kaldılar.

Sesli ve sohbetli ilk film "The Jazz Singer" 1927 yılında gösterime girdi. Filmin Al Jolson tarafından seslendirilen ilk cümlesi "Biraz bekleyin. Daha hiçbir şey duymadınız" idi.