Kim bu çıplak adam?

Bazıları yatay sever





Ben yine taşınıyorum. Yine buldum saçma sapan bir apartman. Alt katımda Akşam'ın kültür-sanat prensi Mehmet Kenan Kaya, onun bir altında bizim buraların kültür-sanat kontu Milliyet Sanat'ın yayın yönetmeni, Radikal İki'nin esas adamı Tuğrul Eryılmaz...
Ve bütün apartman zaten bu kadar!
Bilmiyorum nasıl olacak. Tuğrul'dan aryalar, Mekeka'dan Dede Efendi tınıları yükselirken, bizim katta Latif Doğan "Küstüm, küstüm..." diye bağıracak. Sonuçta ya onlar bana benzeyecek (düşük ihtimal) ya ben artık opera-bale yazmaya başlayacağım (bekleyin, az sonra kendimce kültüre ve sanata dalıp çıkacağım).
Paralel bir insanım. Yere paralel!
Neyse işte, evde nereye ne konacak çalışmaları yapıyoruz geçenlerde. "Şuraya da bir kanepe koyalım okuma köşesi gibi olsun" dedim ben. Şık ve dekoratif insan Zeynep kınayarak bana baktı. "Kanepe olur mu canım?" dedi. "Oraya bir koltuk koyalım, yanına şu lamba, bir de şu sehpa... Okuma köşesi böyle olur."
Güzel söylüyor da... Beni -eğer yemek yemiyorsam- hiç otururken görmüş mü acaba? Hayatta oturarak gazete dahi okumuşluğum var mıdır diye düşündüm. Yoktur. Şık Zeynep'in insanı oturmaya davet eden şık evinde bile ben mutlaka koltukta kaykılır, ayağımı uzatacak bir sehpa, bir puf, bir şey ayarlarım kendime.

Paralel bir insanım. Yere paralel!
Ve bu bakımdan, aslında birkaç bakımdan; bir, yatalak bir insanım diye; iki, bu yatalak halimle iyi-kötü yazı yazıyorum diye; üç, kültür-sanat apartmanına taşınırayak müstakbel komşularıma kültür- sanat meseleleriyle nasıl da yakından ilgilendiğimi göstereyim diye... Anladınız işte, fırsat bu fırsat, kaçırmak olmaz!

"Edebiyatçının yeri yatak mı?"
Pazartesi günü Enis Batur, Milliyet'e bir röportaj verdi. Orada "Orhan Pamuk'un son kitabının içeriği değil de yatarak verdiği poz konuşuluyor. Yatan yazar bir problemimiz oldu" dedi. Gerçi ben daha okumadım ama bildiğim kadarıyla kitabın içeriği de Orhan Pamuk'un kendisinden pek azade değil ya neyse...
Bizim Mekeka durur mu, kendi gazetesinde hemen patlattı konuyu: "Edebiyatçının yeri yatak mı?" Vay vay vay... Bakınız mesele geldi nereye dayandı. Biraz daha çekiştirsek ucundan "Yatak odasında kitap promosyonu", hatta "Promosyonda pornografi dönemi" falan diye... Ve hatta, maksat ortamı kızıştırmak ya, "Bedenleriyle para kazananlar uzanarak poz verir. Yazarlar ne zaman soyunup yatağa uzanacak?" diye gaz versek...
Ne olacak yani? Yazarlar eli çenesinde ciddi yazar pozlarına dönecekler de ne olacak? Hali hazırda yazdıkları kitap daha mı iyi, yoksa daha mı ciddi olacak?

Mesafenin ne hayrını gördük?
Bırakınız Allah aşkına bu kravatlı ciddiyeti, otorite ile saygı dilenmeyi. Biz en çok bundan çekmedik mi? Biz bir espriye gülümsemeyi bile düşüklük zanneden öğretmenlerle büyümedik mi? Çocuğunu kucağında hoplatmayı zaaf sanan babalarla, hayata karışmayan asık suratlı politikacılarla, sanatçı dediğin anlaşılmaz konuşur diye hakikaten bir türlü anlaşılamayan büyük sanatçılarla... Samimi değil de mesafeli olmanın ne hayrını gördük pardon? İnsanların eğitime, politikaya, sanata mesafeli yaklaşmasına sebep olmaktan başka?
Hem ben ciddi felsefeci Derrida'yı da kahkahalarla gülerken görmüş bir insanım. Onu da söyleyeyim. Gerçi onu yatağa atabileceğimizden pek emin değilim.
***
İsteyen yatar, isteyen amuda kalkar...
Somurtarak konuşurken gülünç duruma düşenler olduğu gibi, yattığı yerden gülümseyerek gayet ciddi, kaydadeğer laflar etmeyi de becerebilir insanlar.
Sevgili kültür-sanatçılar... Yarın öbür gün komşu olacağız. Kahve içmeye gelirsiniz, ne bileyim, boş bulunur karşınızda kanepeye uzanıveririm. Kasmayalım rica ederim. n

Sene: 1986. Tuğrul Eryılmaz, Yeni Gündem dergisinin yayın yönetmeni. Genç muhabirlerden biri bir konu hazırlıyor. Öğrencilerle ilgili. Muhabir bu haber uğruna bir arkadaşını sefil bir banyoda çıplak poz vermeye ikna ediyor.
Kim bu yardımsever arkadaş? Bugünün ajanslar majanslar sahibi, galiba şu sıralar da Reklam Yaratıcıları Derneği Başkanı olan Metin Karaşahin. Metin'in fotoğrafları çekiliyor, Tuğrul'un önüne geliyor. Tuğrul bakıyor ki bu fotoğraflar çok karanlık. Fakat tutturuyor: "İlle de bu pozların aynısını ama daha aydınlık istiyorum. Tekrar çekin."
Muhabir ne yapsın? Metin'i bir daha ikna etmesi imkansız. Ha deyince banyoya girip bir dergi için çıplak poz verecek bir arkadaş bulmak da kolay değil.
İş başa düşüyor. Ne şöhret için, ne para için; bakar mısınız ne gazeteciler varmış bir zamanlar, sadece ve sadece haber için... Soyunuyor, şampuanlanıyor, böyle köpük köpük poz veriyor.
Ve bu fotoğraf kapak oluyor.
Peki kim bu muhabir?
Adını bile buraya yazmaktan sakınırken çıplak fotoğrafını basmak varmış kaderde!
Tuba Akyol iftiharla sunar... Nınınının!
İşte bu adam benim sevgilim.

Tüm memleket topyekun hizmete talipmiş. Yerel seçimlerde Türkiye'de yaşayan her 70 kişiden biri belediye başkanlığı, il genel meclisi, belediye meclisi üyeliği ya da muhtarlığa talip olmuş.
Muazzam bir rakam ama şaşırmamak lazım. Biz milletçe evde kanepeyi; dışarıda da şöyle geniş, rahat bir koltuk, mümkünse o koltukta otururken ayaklarımızı da masaya uzatabileceğimiz bir mevki kapmak isteriz.
Niye kızıyorlar yazarlara yatay poz verdiler diye? Bazıları yatay sever.
Aslına bakarsanız kim yan gelip yatmayı sevmez ki?

Elimizde olmayan sebeplerden ötürü bu köşe bugün kapalı. Zira içim her türlü hisse kapalı. Ta ki şu yeni eve taşınıp, yerleşip, yatıp, uyuyup, sabah yeni odamda gözlerimi açıncaya kadar. Mani yok, depresyon yok, off'um off!

Okan Bayülgen iyi adam, hoş adam, zeki adam falan ama bazen laf kalabalığına getirmiyor mu ortalığı? Bir insan magazin haberine konu olmak istemeyebilir, bu anlaşılabilir. Ama magazin gazetecilerine "Aman da biz sanatçıyız. Sanatçının kıymetini bilin. Filmleri, oyunları haber yapın" demesi abestir işte. Kültür-sanat'çı mı canım o? Magazin gazetecisi magazin haberi yapacak tabii normal olarak.
Üstelik geçen gün magazincilerin nasıl hayırlara vesile, nasıl toplumu tedaviye yönelik bir hizmet yaptıkları ortaya çıktı. Zira İngiltere'de yapılan araştırma birilerini çekiştirmenin tedavi etkisi yaptığını, insanlara kendini iyi hissettirdiğini kanıtladı.
Neymiş? Dedikoduydu, magazindi... İyiymiş!
Ben yanlış apartmana mı taşınıyorum acaba? Ali Eyüboğlu, Şenay Düdek falan nerede oturuyorlar?