"Kocam pırlanta gibi bir insandı. Ben de ondan bir yüzük yaptırdım"

Bu Marduk kıyamet koparır




Ne kadar genç görünüyor, değil mi?" dedi annem. Bön bön bakmış olmalıyım. Devam etti: "Taş çatlasın 75 gösteriyor. Oysa 90 küsur yaşında."
Pardon?
"İstersen gençliğinin sırrını öğrenip kitap yazalım" dedim.
Çekeriz anneannemin bir fotoğrafını, koyarız billboard'lara... Üstüne de büyük puntolarla "Fotoğraftaki kadının gençliğinin sırrı işte bu kitapta" yazarız.
Peynir-ekmek, midye dolma, ne bileyim Orhan Pamuk gibi satarız alimallah.

Üç kuşaktan üç kadın...
Bu esnada anneanneme dönüp bin yüz elli yedinci kere "Yesene anneanneciğim, n'olur ye, lütfen ye, yalvarırım ye" dedim.
Zira yemiyor. Torunu olmam falan mühim değil. Misafirlikte olduğunu düşünüyor. Ve yeterince ısrar edildiğine kanaat getirmezse, su bile içmiyor. Hatta çok sevdiği koladan bile bir yudum almıyor.
Nitekim çatalının ucuyla bir şeyler yedikten sonra anneme dönüp "Yiyelim de kalkalım" dedi.
Demek bende kalmaları konusunda ısrarda kusur etmişim, eksik bırakmışım. Baştan aldım mecburen: "N'olur bu gece kalın anneanneciğim, lütfen kalın, lütfen, lütfen... Vallahi hiç zahmet olmaz bana."
İkna oldu.
Böylece geçen hafta biz üç kuşaktan üç kadın; ben onlarda geleceğimin, onlar bende mazinin izlerini sürerek konuştuk durduk.

Ben bu kadının torunuyum
Anneannem hiç diyet yapmamış. Kırışık kremi de kullanmamış.
"Selülitin var mı?" diye sordum. "O ne?" dedi. "Portakal kabuğu görünümü" dedim. "Hıı?" dedi.
Olsa bilirdi. Demek ki yok!
Sağlığından bahsettiğimi düşündüğü için "Sağlığım iyi, çok şükür" dedi. Doktor kalp pilinin daha beş sene idare edeceğini söylemiş. "Ee, o zamana kadar da ölürüm zaten" dedi.
Dur daha, ne ölmesi!
"Ne yapacağım ki?" dedi.
Ve anlaşıldı ki; akrabalık diye bir şey var. Genetik diye bir şey var. Ve ben katiyen cami avlusunda bulunmuş değilim. Bu kadın kesinlikle benim anneannem!
Çünkü lafını şöyle bağladı:
"Sıkıldım artık!"

* * *

Ömrün yeteri olmuyor, insan yaşlandıkça daha fazla yaşamak istiyor, ölüm giderek daha korkutucu hale geliyor; bilmez değilim.
Ama işte şikayet etmek de bizde anne tarafından bir aile geleneği ve genetiği...
Rahmi Koç da geçenlerde Koç Üniversitesi'nde verdiği konferansta "Zengin olunca ölemiyorsunuz da..." dedi. "O kadar iyi bakıyorlar ki, adamı süründürüyorlar."
Ona "dede" diyebilir miyim acaba?

Buyrun buradan yakın. Ki yakmışlar zaten. Ölen kocayı yakmışlar. Sonra küllerindeki karbon atomlarından elmas yapmışlar. Kadın da bu yüzüğü takıyor şimdi. Böylece kocasını, öldükten sonra bile parmağında oynatıyor.
Karısından kol düğmesi, yeğeninden broş yaptıranlar, dedesinin küllerinden küpe, kolye ucu ve yüzük takımı çıkaranlar da var.
LifeGem adında bir şirketin marifeti tüm bunlar. Geçen ayki Bilim ve Teknik dergisinde haberi vardı. ABC ve BBC'de de haber oldular. 'a tıklayıp merak ettiğiniz detayları öğrenebilirsiniz.
Benden söylemesi; sevdiğiniz bir insanın ölüsünden mücevher yaptırmak istiyorsanız, gerçek elmasa ödediğinizden daha yüksek bir meblağı gözden çıkarmalısınız.
Buna rağmen giderek daha çok sayıda insanın parmağını gösterip "Bak bu büyükbabam" dediği bir dünyada yaşıyoruz. Onun yanında da geçen yıl ölen köpek Rex ile kedi Kitty parlıyor.
Hev hev!
Miiyaaav...

Ben anneanneme sırf sıkılma mevzuunda değil, aynı zamanda yaşam süresi bakımından da
benziyorsam diye "İstemem, yan cebime" muhabbeti yapadurayım; alemlerde kıyametin kopacağı konuşuluyor.
Binlerce yıl önce Dünya'nın yanından geçen ve büyük felaketlere, iklim değişikliklerine neden olan Marduk gezegeni 2012 yılında yine geliyormuş.
Amerikalılar bunu bildikleri ve kaostan korktukları için Ortadoğu'ya el atmışlar.
Serdar Turgut, Ankara'nın yüksek bir yerinden ev almış. 2012'de Ankara'yı su bastığında bu ev, yalı olacakmış.
Mış da mış mış...
Ben size asıl kıyameti söyleyeyim.
Marduk gezegenini bilemem ama bir başka Marduk biliyorum ki, eğer Türkiye'ye gelirse kesin kıyamet kopartır.
Zira kendileri bir black metal grubu ve şarkılarında Türkleri aşağılıyor, bizim aman da ne güzel Kazıklı Voyvoda tarafından katledildiğimizi ballandırarak anlatıyorlar.
Şu adamlara bir bakar mısınız?
Fotoğrafları bile kıyamet habercisi gibi...

Ben küçükken de böyleydim. Geceleri uyumaz, sabahları kalkmazdım. Anneannem de beni uyutabilmek için geceleri dua ezberletirdi. "Yattım sağıma, döndüm soluma, melekler şahit olsun..." falan gibi basit şeyler. Bakınız hâlâ unutmamışım.
Vanity Fair'in nisan sayısında Lauren Bacall ile şu anket türü, kısa soru-kısa cevap bir röportaj var.

Sabahları uyanmak.


Sabah uyanamamak.


İstemem!
Lauren Bacall ne muhteşem bir kadındır değil mi? 80 yaşında ve hâlâ şahane ve en son "Dogville"de oynadı ve yine mükemmeldi.
Duanın devamını da hatırladım sayesinde...
"Yattım maşallah. Kalkarım inşallah..."





DİĞER YENİ YAZILAR