Ne mutlu mutsuzum diyene mi?

Koca ülkede bir kişi de mi halinden memnun olmaz! Karıncalar değil ama Türkiye’de insanlar bir tür anti-memnuniyet noktasında dengede duruyor

Ve karıncaların bencil olduğu ortaya çıktı. Oysa ben karıncaların Oyun Teorisi’ni yalamış yutmuş, bitirmiş olduğunu sanıyordum.
Hani “Akıl Oyunları” filminde kabaca anlatılan şey: Bara sarışın, çok güzel bir kız girer. Bütün erkekler ona bayılır. Ve John Nash der ki mealen, “Eğer hep birlikte ona asılırsak, kız şımarır ve hiçbirimiz onunla birlikte olamayız. O bizi reddettikten sonra yanındaki esmer kızlara asılırsak, bu kez onlar da bizi istemezler. Çünkü hiçbir kadın ikinci tercih olmaktan hoşlanmaz. Eğer sarışın için kapışmaz, en baştan yanındaki kızlara yazarsak, bu gece hepimiz buradan yanımızda bir hatunla ayrılırız.”
Ben işte karıncaların bunu bir şekilde bildiğine, bu yüzden işbirliğinde zirveye vardıklarına inanıyordum. Çünkü kendi çıkarları ile topluluk çıkarları arasında dengeli bir duruma ulaşmışlardı.
Nash Dengesi’ne...
Yani herkesin konumundan memnun olduğu, hiç kimsenin konumunu değiştirmek için bir saikinin, harekete geçirici bir sebebinin olmadığı denge noktasına...
Tüm karıncaların hallerinden memnun yaşayıp gittiklerine inanıyordum.
Öyle değilmiş. (Bkz.: Saraylı kurnazı karıncalar)
Bazı erkek karıncalar çıkarını kollamak için hile yapıyor, bunu da kurnazca gizliyormuş.
Demek ki herkesin mevcut durumundan memnun olduğu, mevcut durumun herkesin çıkarına uygun olduğu Nash Dengesi’nde değillermiş.

Mutsuzlukta mutabıkız

Hiç kimsenin mevcut durumdan memnun olmadığı bir ülkede yaşıyoruz.
Sosyalistler demokrasi elden gidiyor diye mutsuz. Sosyal demokratlar laiklik elden gidiyor diye mutsuz. Avrupa Birliği yanlıları AB çalışmaları çok yavaş ilerliyor diye mutsuz. Avrupa Birliği karşıtları, AB çalışmaları çok hızlı ilerliyor diye mutsuz. Ülkücüler Kürt sorununda gelinen “çözüm” noktasından mutsuz. Kürtler “çözüm” noktasına bir türlü gelinemediği için mutsuz.
Hrant Dink cinayeti öyle bir aşamaya geldi ki, Ermeniler mutsuz -aslında bu noktada “insan” olan herkes mutsuz.
İslamcılar, türban sorunu bir türlü çözülemediği için mutsuz.
Hukukçular mutsuz.
Askerler mutsuz.
Köylü mutsuz.
İşadamı mutsuz.
Simite zam gelmiş, öğle yemeğini simitle geçiştiren mutsuz.
Tamam, karıncalar bile hile yapıyor; herkesin konumundan memnun olduğu, kimsenin konumunu değiştirmek istemediği bir denge haline ulaşmak hayal olabilir.
Ama koca ülkede bir kişi de mi halinden memnun olmaz?
Oy verdiği parti iktidarda olan da mutsuz.
Hatta bizzat iktidar mutsuz.
* * *
Yoksa biz farkında bile olmadan Nash Dengesi’ne mi ulaştık?
Anti-Nash Dengesi’ne?
Hep birlikte halimizden memnun olduğumuz bir denge noktasında olmadığımız aşikar.
Ama hep birlikte mutsuzluk noktasında dengedeyiz.
Aman kıpırdamayın!

Saraylı kurnazı karıncalar...

Bazı erkek karıncaların kraliyet genini yavrularına aktarmak için hile yaptığı ortaya çıktı. Köylü kurnazı... Hayır, saraylı kurnazıymış bu karıncalar!
Spermlerini tek bir kolonide değil, farklı kolonilerde yayıyorlarmış. Çünkü tek bir kolonide bir anda bir sürü larva “kraliçe” olursa, “avam” işçi karıncalar durumu fark eder. Fark ederlerse de isyan ederler.
Oysa karıncaların bencillikten uzak olduğu, grup çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tuttuğu zannediliyordu. Hatta ben -beni gidi idealist saf-  Nash Dengesi’ne ulaşmış olabileceklerine inanıyordum. Yani her bir karınca en memnun olduğu konumda bulunduğu için bu durumu değiştirmekte bir çıkarı yoktu... Kurnazlığın lüzumu yoktu yani!
Bilim adamları da karıncaları işbirliği modeli olarak görüyordu. Evet, kraliyet geni diye bir şey vardı, bazı karıncalar “kraliçe”ydi ama bunun da beslenme şekliyle ilgili olduğu sanılıyordu. Sonra başka araştırmalar yapıldı.
Ve karıncaların bencil olduğu ortaya çıktı.
Üstelik de kurnaz.
Hilebaz.
“Sosyal hayvanlarda ilk göze çarpan şey işbirliği” diyor bu araştırmayı yapan Leeds Üniversitesi’nden Doktor Bill Hughes: “Ama derine inildiğinde bir karmaşa ve kurnazlık görebiliyorsunuz. İnsan toplumu da bunun en açık örneklerinden biri. Karıncaların bir istisna olduğu düşünülüyordu. Genetik analizimiz bu toplumda da hilenin yaygın olduğunu gösterdi.”
Arılara da baksınlar bakalım.
Türkiye, okullarda uyuşturucu kullananları tespit etmek amacıyla tüm arıları uyuşturucu müptelası yapmadan önce, mümkünse...

Mühim uyarı: Hayvan hakları savunucularını anlayabilirsin!

Hayvan hakları savunucularından pek hazzetmem ben. Siz hapur hupur et yerken, aniden hayvanların mezbahalarda çektiği eziyeti anlatmaya başlarlar. Yakanızdaki kürke, deri çantanıza kafayı takarlar. Gıcıktırlar. Hele de TV’de gördüklerimiz... Kürk protestosunda çıplak koşmalar, abuk sabuk hayvan kılıklarıyla avaz avaz bağırmalar...
Bende yarattıkları tek his, “Kim onlar gibi olmak ister ki!” hissi.
Elimde iki kitap var. İletişim Yayınları’nın Hayvan Hakları Dizisi’nin iki kitabı: “Kafesler Boşalsın” ve “Hayvan Haklarına Giriş”...
Her iki kitapta da inanılmaz şeyler anlatılıyor. Okuduğunuz anda okumamayı tercih edeceğiniz gerçekler...
Size okuyun diyemeyeceğim.
Okuduğunda, hayvan hakları savunucularını anlıyor çünkü insan. Hakikaten anlıyor.
Ve rahatı kaçıyor.
Ne yalan söyleyeyim, ben biraz endişeliyim.
Eda Taşpınar‘ın ördek tüylü kıyafetini görünce o kadar sinirlendim ki...
Uyuşturucu bağımlısı yapılacak arılara çok üzüldüm.
Bir ara et yemekten vazgeçmeyi bile düşündüm.
Yoksa hayvan hakları savunucusu olabilecek kıvama mı geldim -çok korkuyorum anneciğim.

 * “Yetişkin bir at ya da köpek ussal kapasitesi ve iletişim yetileri bakımından bir günlük, bir haftalık, hatta bir aylık bebekle kıyaslanmayacak kadar gelişmiştir. Kaldı ki öyle olmadığını varsayalım. Bunun ne önemi olurdu? Asıl soru ‘Akıl yürütebiliyorlar mı?’ ya da ‘Konuşabiliyorlar mı?’ değil, ‘Acı çekebiliyorlar mı?’ sorusudur.”
Jeremy Bentham