Neler oluyor Beyoğlu'na?

"Kalabalıklar neyi güzel bulur, neyi bulmaz; hiç belli olmaz!"




Benim artık Irak'ta tanıdıklarım var. Huyunu suyunu, adetlerini, sevinçlerini, üzüntülerini, doğumlarını, düğünlerini, cenazelerini bildiğim insanlar...
Kirişlerinin arası çamur ve sazla sıvanmış yüksek tavanlı, toprak tabanlı kerpiç evlerde yaşayan insanlar...
Rakam değiller. Ölü sayısı ya da isyancı sayısı değiller. İsimleri, her birinin kendine göre doğruları, yanlışları, bir hayatları var.

Muhammed kefiyesini düzeltiyor mu hâlâ?
Küçücük gözleri, geniş suratı, asla gerçekleşmeyeceğini içten içe bildiği evlilik düşleri ile Laila.
Yeni ütülenmiş kefiyesini ve agalını ne kadar düzgün olurlarsa olsunlar mütemadiyen düzelten Muhammed.
En gergin ortamları taklit yaparak yumuşatmaya çalışan Nejla.
Şeyhin dördüncü (bir karısı ölmüş) ve son ve en genç ve en güzel ve en gözde karısı olmanın keyfini süren ve yörenin en güzel faisanjan'ını pişiren Selma.
Ülkesindeki kadınların abaya ile gezmeyecekleri günleri hayal eden mühendis Cabbar ve huysuz kız kardeşi Khadija...
Bir kitap boyu Irak'ın güneyinde yaşayan bir Şii aşiretle birlikte oldum zira. Şeyh Hamid Abdul Emir El Hüseyin'in ailesi ile.
Tam 48 yıl önce, evlendikten hemen sonra, antropolog kocasının araştırmaları için Irak'ta bir Şii aşiretinin köyünde bir yıl geçiren Amerikalı Elizabeth Fernea'nın anılarını yazdığı "Şeyhin Konukları" kitabı geçen ay Türkçeye çevrildi. Ve bu kitap sayesinde ben ilk kez Iraklı birilerini tanıdım sanki.
Çoğu bu geçen 48 yıl içinde ölmüş olsa da, ne bileyim, hamileliğine benim de şahit olduğum Selma'nın kızı ya da oğulları Feisal ile Abbas yaşıyordur belki.
Ya da ilk kez çatal ve bıçakla yemek yemek zorunda kaldığı akşam nasıl da tedirgin olduğunu okurken gözümde canlandırdığım şeyhin diğer oğlu Nur yaşıyor olabilir mi? Ya da Nejla'nın, tıpkı onun gibi neşeli olduğunu umduğum kızı... Yaşıyordur belki, değil mi?
Şimdi 70 yaşlarında olması icap eden Muhammed, Irak ordusuna girmişti. Hâlâ yaşıyor ve kefiyesini düzeltip duruyor mudur acaba?

Şeyh Hamid'in halefi ayaklanan Şiilerden mi?
Şeyh Hamid öldüyse, ki ölmüştür büyük ihtimalle, onun yerine hangi oğlu geçti?
Bu oğul bir zamanlar köylerine gelen Amerikalı çifti hatırlıyor mu?
Ve şimdi ülkesini işgal eden Amerikalılar hakkında ne düşünüyor?
Bundan 48 yıl önce Amerikalı çifti ahlan ve sahlan (hoş geldiniz) diye karşılayan, onlara evlerini, sofralarını açan, tüm fakirliklerine rağmen onlar için sofraya en güzel yemeklerini koyan, annesi yanında değil ve henüz bir çocuğu yok ve yeterince altın takısı da yok diye bu Amerikalı kadına merhametle karışık sevgi ve arkadaşlık sunan bu aşiret de Amerika'ya karşı ayaklanan Şiiler arasında mı?
Kim bilir?
Ama bana öyle geliyor ki; Amerikalı çiftin güzel anısına rağmen, Irak'taki diğer Şiiler ile birlikte, ülkesini işgal eden Amerikalılara onlar da şöyle diyorlardır herhalde şimdi: Yallah!

Geçenlerde en çok gittiğim barın önünde bir çocuk yere düşüp öldü. Başına kurşun isabet etmiş. Ne silah sesi, ne bir şey. Hâlâ kurşun nereden geldi, niye geldi bilinmiyor. Çocuk ama, Önder Babat yani, bizim barın önünde ölüverdi.
En çok eğlendiğim kulüpte ise biri boğazı kesilerek öldürüldü. Bir arbede oluyor, ışıkları yakıyorlar, bir bakıyorlar: Barış Dönmez kanlar içinde. "The show must go on" mu, artık her neyse, garsonlar kanı temizliyor. Sonra müzik sürüyor.
Öyle çok gezen biri değilim. En uğrak iki mekanımdan bahsediyorum. Bildiğim yerlerden, gittiğim yerlerden... Ve tuhaf bir şekilde faili meçhullere sahne oluyor bu mekanlar.
Korkmamak elde değil!

Kainat Güzellik Yarışması'nda Rusya'yı temsil edecek olan "güzel" için internette oylama yapılıyor. Küreselleşme karşıtları, kadınlara dayatılan vücut ölçülerine isyan edip "Barbie bebek istemiyoruz" diyerek basıyor tık'ı, basıyor tık'ı... Ve yarışmaya "şaka olsun diye" katılan Alyona Pisklova birinci seçiliyor.
Ne güzel bir güzellik yarışması izleyeceğiz bu yıl diye hemen heveslenmeyin. Alyona yaşı küçük olduğu için diskalifiye edildi.
Ama seneye, olmadı bir sonraki seneye, halk oylaması ile "güzel" ya da "popstar" falan seçmeye kalkışan ülkelerde, benzeri durumlarla sık sık karşılaşacağız belli ki. Ahmet Hamdi'nin dediği gibi: "Kalabalıklar neyi sever, neyi sevmez, hiç belli olmaz!"
Yıllarca reklamlardaki insanlara benzemek uğruna kendini telef eden, komik duruma düşen kalabalıklar tam da artık sistem onların yeterince beyninin yıkandığına inanıp onları halkoylamaları vasıtasıyla göreve çağırdığında çark edip kendi bildiklerini okuyorlar... Çok güzel! Değil mi?


ABD Başkanı Bush "Irak'taki askerlerimiz için her gün dua ediyorum. Her geçen gün kayıplarımız azalıyor" dedi. Oysa martta 52 ABD askeri ölmüştü. Nisan ayının ilk 13 gününde ölen ABD askeri sayısının ise 70 olduğu bildirilmişti (Posta, 13 Nisan).
Peki nasıl oluyor da Bush dualarının işe yaradığını sanıyor?
Beyaz Saray'dan ziyade Teksas'taki çiftliğinde takılmayı seven Bush'un çiftliğinde atları, domuzları falan var herhalde. Onlarla ilgilenirken günün nasıl geçtiğini anlamıyor. Bir de tabii yoruluyor. Öyle haber falan izlemeye, Irak'ta ne oluyormuş gibi mevzularla uğraşmaya vakti kalmıyor. Dolayısıyla da ölü sayısını bilmiyor. Olabilir.
Ya da Bush matematik bilmiyordur. 70 mi çok yoksa 52 mi? Hesap edemiyordur.
İnsan karar veremiyor: Hangisi daha kötü?

Şu dandik kadınlardan biriyim. Romantik komedi tüketen. Sevgilisini de elinden tutup bu filmlere sürüklemeye çalışan. "Ama niye gelmiyorsun? Yoksa beni sevmiyor musun?" diye kavga çıkaran. Filmde pata pata patlamış mısır yiyen, arada sevgilisine (ille de sevgilisine!) frigo aldıran ve sinemadan sırıtarak çıkan, sonra sevgilisini şappada şuppada öpen kadınlardan... Ne yapayım? İstemez miyim ben de festival insanı olayım?
Bu kez aslında festival filmine gidecektik. Üç kadın önce gazeteye, sonra birbirimize baktık. İlk kim söyleyecek diye birbirimizi tarttık. Sonra biri, eğer itiraz olursa "Ayy ben şaka yapmıştım zaten" diyebilmek için kikirdeyerek parmağıyla "Polly Gelince"yi işaret etti.
Düşünün, hâlâ birbirimize bile kasıyoruz. Ama hakikaten ne yapalım? Kendimize ağır havalar veriyor olabiliriz ama biz aslında romantik komedi seviyoruz!
"Polly Gelince" mi? Romantik komedinin bile kötü bir örneği. Ama olsun. Konu öyle basit ki Jennifer'in giysilerini, ayakkabılarını ve tabii vücudunu bir iyice inceleyebildik.
Çünkü "Aha işte bu kadın her gece Brad Pitt
ile aynı yatakta uyuyor."
Bu arada savaş filmi sevmiyor olmamız Brad Pitt'li "Troy"a gitmeyeceğimiz manasına gelmesin sakın. Gideceğiz.

Ümit Karan "Gol atmak orgazmdan daha büyük keyif veriyor" dedi.
Sahi, en son ne zaman gol atmıştı Ümit Karan?