Ölçüyü kim kaçırdı?

Ölçüyü kim kaçırdı?



Hanımefendi, ben sizin bir hayranınızım. Fakat neydi o geçen günkü kıyafetiniz. Size hiç yakıştıramadım. Müsaadenizle sizi "naklen" vuracağım.
Komik desem, değil; trajik. Çok acayip.
Sonra bir kadın, kapmış çocuğunu, kocasını arıyor. "Kocamı görmek istiyorum" diye feryat ediyor. Kocası nerede? Koca, hayranı olduğu kadını bacağından vurduğu için o esnada sorguda.
Haber bültenleri psikiyatr görüşüne baş vurarak "İbo ile Derya’nın Oğlu" İDO’nun psikolojik durumunu araştırıyor.
Psikoloji kitaplarının tümü bir araya gelse karakolun önündeki o çocuğun ruh halini açıklayamaz herhalde.
- Anne ne oluyor?
- Baban hayran olduğu kadının kıyafetini beğenmemiş, kadını vurmuş evladım.
Ya da şöylesi daha münasip:
- Baban "19 yıllık hayat arkadaşına"
hayran olduğu için kadının kıyafetini beğenmemiş ve kadını vurmuş.
- Anlamadım anne.
- Boşver evladım. Zaten ben de pek anlamadım.
Ölçüyü kim kaçırdı
***
Biz de pek anlamadık. Bazılarımız Derya Tuna’nın vurulduğu haberini ilk duyduğu anda şaşırdı. Ve bir kez daha ne kadar uğraşsa da anlayamayacağı bir zihniyetle karşı karşıya olduğunu anladı.
Ama Kenan Erçetingöz başka bir "şey" hissetmiş olmalı.
"Derya Tuna’nın vurulduğu haberini ilk duyduğunuz an ne hissettiniz? Gerçekten düşünün..." diye soruyor önce.
"Tam 19 yıl sonra düşlediği sahneye çıktı Derya Tuna. Birilerinin dolduruşuyla, yaşına, başına, çocuğuna, 19 yıl her santimetrekaresini tanıdığı adama bakmadan! Sadece inat uğruna, sadece nispet yapmak için, sadece tek başına, ‘Tatlıses’siz de yapabilirim’i göstermek için yaptı ama ölçüyü kaçırdı!
Evet, ölçüyü kaçırdı."
Ölçüyü kaçıran kim? Derya Tuna mı?
Erçetingöz’ün yazısının anonsu da şöyle:
"(Derya Tuna) Kimlerin dolduruşuyla ne hallere düştüğünü çevresindeki yalakalara değil halka, eşe, dosta sorsun ve düşünsün. Aslında yorum yapmak için çok erken. Bekleyelim ve görelim. Her işte bir hayır vardır. Olaya öyle bakmak lazım."
Vurulan Derya Tuna, düşünmesi gereken yine Derya Tuna...
Olayda da bir hayır var, öyle mi?
Kenan Erçetingöz bu yazıyı yazarken GERÇEKTEN ne hissetti? İnsan GERÇEKTEN merak ediyor.
***
Gülnaz Uyanık, İbrahim Tatlıses’in kendisine tecavüz ettiği iddiasıyla ortaya çıktığında Derya Tuna "Yaptıysa canı sağ olsun" demişti.
Şimdi birileri "Yaptırdıysa canı sağ olsun" demeye getiriyor.
"Bu hanımın otel odasında işi ne?" diye sormuştu Derya Tuna.
Şimdi birileri (mesela Nazlı Ilıcak) "Bir anne nasıl olur da transparan kıyafet giyer?" diye soruyor.
"Çocuk annesinden utanır" diyor Ilıcak. Ki Ilıcak’ın kızı da evlenirken annesi yüzünden sorun yaşamıştı. Birilerine göre de Nazlı Ilıcak’ın kızı olmak "utanç" vesilesiydi.
Bir erkeğin otel odasına gitmek tecavüze uğramayı, transparan elbise giymek vurulmayı haklı kılar mı?
HİÇBİR ŞEY tecavüze uğramayı veya vurulmayı haklı kılmaz!
Derya Tuna ille de düşünecekse, biraz bunları düşünsün. Kenan Erçetingöz’ün "O anda gerçekten ne hissettiniz?" diye sorarken ima ettiği şeyi paylaşanlar da biraz düşünsün.
Çünkü kişisel yargıların ve ahlak anlayışlarının günün birinde kimin mevcudiyetine tecavüz edeceği belli olmuyor.
Yarın Kenan Erçetingöz bir saldırıyla karşılaşırsa buna tepki göstermeden önce GERÇEKTEN düşünüp hak edip hak etmediğine, ölçüyü kaçırıp kaçırmadığına mı bakacağız?
Bakmayalım...

Milli takımın Makedonya maçını izledim. Nihat Kahveci’nin golü, o topun yaptığı eğimle falan, şahane bir şey değil miydi?
Hakan Şükür’ün 9 numaralı formasını devralan Nihat "Tamamen tesadüf" dedi.
O vuruşu gol olsun diye yapmadığını, aslında orta yapmaya çalıştığını, sahanın zemini bozuk olduğu ve kaleci öne çıktığı için topun kaleye girdiğini söyledi.
Oysa bıraksaydı her şeyi bilen yorumcular falan bu vuruşun ne büyük bir teknik, zeka ve yetenek sonucu gol olduğunu -belki de yıllarca- anlatacak, Nihat’ı şişirip üfleye kocaman bir balon yapacaklardı.
Nihat balona binmedi.
Doğruyu söyledi.
Siz en son ne zaman alkışları susturma pahasına doğruyu söyleyen biriyle karşılaştınız?

Politikacılar yeni albümü çıkmış şarkıcılar gibi o kanal senin, bu kanal benim gezip duruyorlar. Mesut Yılmaz’dan kaçarken Tansu Çiller’e yakalanıyorsunuz, onu geçiyorsunuz Deniz Baykal’la burun buruna geliyorsunuz.
Çiller geçenlerde "Esra Ceyhan’la A’dan Z’ye" programına bile çıktı.
"Sabah Sabah Seda Sayan"a da çıkar yakında. Bacı bacı konuşurlar.
Devlet Bahçeli "Aydın Havası"na gitsin.
Tayyip Erdoğan, Pınar Altuğ ile yemek pişirsin. Deniz Baykal bu yemeği afiyetle yesin. Cem Uzan "Hani bana, hani bana?" desin.
İsmail Cem "Kadınca"da Rezzan Kiraz’a astroloji haritasını çıkarttırsın. Onun işi yıldızlara kaldı.
Bir de toplaşıp "Maraba Televole" deseler...
Gerçi bence izlenmelerinin tek garantisi tam kadro "Biri Bizi Gözetliyor"a katılıp mütemadiyen kavga etmeleri.
Sona kalan üç lider meclise girer; birinci, başbakan olur. Nasıl fikir?

"Modess hijyenik kadın bağları 1950’lerin suçluluk dolu yıllarında acı çeken kadınlar için devrim yaratan bir ‘Sessiz satın alma planı’ çıkardı. Bu plan kadınların bir dergiden kesebilecekleri bir kupondan ibaretti. Kadınlar bunu eczanedeki görevliye verecek ve yüksek sesle Modess istemenin utancından kurtulmuş olacaklardı." (Salaklık Tarihi, Bob Fenster)
Erzincan’da Orkid alırken ne çektiğimi bir ben bilirim. Amerika 50’li yılları çoktan geride bırakmış olabilir ama tarihi 50 yıl geriden takip eden yerlerde bu plan tutar.


Dünyaca ünlü Türk müzisyeni Naki Ataman havacılık şirketi DHL’nin 14 Ekim’deki gecesinde sahneye çıktı. Bu konserin en önemli özelliklerinden biri müzisyenin ilk defa Türk dinleyicilerin karşısında performansını sergileyecek olmasıydı. Birleşmiş Milletler tarafından verilen "iyi niyet elçisi" payesiyle yıllardır dünyanın çeşitli ülkelerinde verdiği konserlerle insanlara müziği sevdirmeye çalışan Ataman, dinleyicilere 24 ülkenin müziğinden oluşan bir nevi "dünya turu" yaptırdı. Naki Ataman yaptığı konserlere verilen bu "Dünya turu" ismini de 1975 yılında Viyana’da BM Kültür Konferansı için verdiği konserden sonra aldı.

Dünyadaki bilim kadınlarını desteklemek için 1999 yılından bu yana L’oreal ve Unesco’nun işbirliğiyle verilen "For Women in Science" uluslararası programı eylül 2002’de ulusal düzeyde genç Türk bilim kadınlarını desteklemek üzere Türkiye’de başlatıldı. Projenin temel hedefleri arasında kadınların bilimsel çalışmalara ve araştırmalara katılmalarını teşvik etmek bulunuyor.
Proje sadece yaşam bilimlerine (Biyoloji, Biyokimya, Biyofizik, Biyoteknoloji ve Fizyoloji dahil) evrensel düzeyde katkıda bulunacak çalışmalara ödül vermeyi hedefliyor. Proje kapsamında doktora ve doktora sonrası seviyesindeki 5 genç bilim kadınına bir yıl boyunca yaşam bilimleri alanındaki araştırmalarını desteklemek amacıyla ödül verilecek.
Başvuru koşulları ve formuna www.lorealbilimkadinlari.com internet adresinden ulaşılabilir. Son başvuru tarihi ise 1 Kasım 2002.