Seyirciye kıymayın efendiler!

Biz en çok seyretmeyi severiz. Bizimle hiç alakası olmayan, yolun kenarındaki iş makinesini durur saatlerce seyrederiz. Ve bizimle en alakalı şeyleri de sadece seyrederiz...

Bu benim ilk ekonomik krizim, heyecanımı mazur görün. Gerçi tarihlere bakılırsa, daha önce de yanımdan yöremden ekonomik krizler geçmiş ama o sıralar yaşım tutmuyormuş. Birinde aile parası yiyormuşum; diğerinde devam eden bir işim, gazete okuyup haber izlemek yerine her normal genç insan gibi gezip tozmaya yetecek kadar param varmış. Bana değmeyen ekonomik krizi, krizden sayıp yaşamamışım -böyle de kendime Müslümanmışım.
Artık yaşım haber bülteni izleme yaşı.
Anneciğim, o kadar yaşlandım mı? Tamam, arada sırada haberlere şöyle bi’ bakma yaşı diyelim...
Kriz sadece Türkiye’nin krizi olsaydı -Türkiye ekonomisinin krizde olmadığı bir dönem mi var?- krizin sillesini bizzat yiyene kadar kriz haberleriyle yine ilgilenmezdim ben zaten.
Fakat hadise dünya çapında olunca, insan tabii merak ediyor: Dünyaya bi’şi oluyor, ne oluyor?
Okuduk, öğrendik, dünya tamam. Ödünç alınan kazan önce doğurmuş, kazanını yanında küçük bir kazanla geri alanlar mutluymuş. Doğuran kazan, şimdi sizlere ömür. Zamanında kazanın doğurduğuna inananlar, ne yapsınlar, buyursunlar kazanın cenaze namazına...
Abi, peki Türkiye’ye n’oluyor?
Henüz zamlı doğalgaz faturası da gelmedi...
Tamam, durum “hamdolsun”luk değil, o kadarını anladık da, tam olarak ne oluyor?
En mühimsenen kriz haberlerine bakılırsa, Türkiye’de ekonomik kriz TV dizilerini vuruyor!
* * *
Vah vaaah, bu ekonomik kriz çok fena bir şey desenize. Biz dizilersiz ne yapar, nasıl yaşarız?
Ne zamlar ne ödenmeyen maaşlar ne işsizlik riski ne iflas ihtimali ne enflasyon...
Biz asıl, her akşam iki doz dizi almazsak yanarız.
TV dizileri kesilen bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Seyirciye kıymayın efendiler!

Seyirciye kıymayın efendiler



TV dizileri nasıl kurtulur?
Ekonomik kriz TV dizilerini nasıl etkiler? Dizilerin reklam geliri düşer. Gelir düşünce, kanalın ve yapımcının kârı düşer. Aman onların kârları eksilmesin diye maliyeti düşürmek gerekir. Dizi kadrosunun maaşları indirilir. Falan filan vesaire.
Ekonomik kriz hayatın bir gerçeği, bu kriz pek gerçekçi TV dizilerini de etkilesin tabii ama öyle değil, şöyle:
Bir kere tüm dizilerde maliyeti düşürmek için çekim mekanı sayısını indirmek, çekim mekanı masraflarını kısmak gerekiyor ya; dizi aileleri ekonomik kriz nedeniyle konaklarını, saray yavrusu evlerini bırakmak zorunda kalsın, maaile iki oda, bir salon evlere taşınsınlar.
“Annem”den örnek alsınlar biraz; koskoca bakan villasını bıraktı, gitti gecekonduda yaşıyor.
“Benim Annem Bir Melek”te de, gelinle kaynanaya iki ev fazla, birini kiraya versinler.
“Binbir Gece”nin Onur’u da yersiz kıskançlıkları bıraksın, Şehrazat’la “Doğalgazı tasarruflu kullanmıyorsun, babanın gazı mı?” kavgası yapsın. Hatta eve kömür sobası kursun, soba kovasını da Şehrazat’a boşalttırsın... Hakiki bir kavga sebepleri olur en azından.
“Yaprak Dökümü”nde kızlardan birinin evlenmesi, sonra diğerinin evlenmesi, oğlanın hapse girmesi, gelinin kendi evine çıkması, bir kızın da akıl hastanesine yatmasıyla evden bir sürü boğaz eksilmişti, hadi yine iyiydin Ali Rıza bey. Fakat çoğu geri döndü. Yine gitsinler...
“Kavak Yelleri”nin Aslı’sı her bölümde başka cep telefonu kullanmaktan vaçgeçsin, bayağı tasarruf eder.
“Küçük Kadınlar”da kızların makyaj masrafından biraz kısmak bile yeter.

Seyirciye kıymayın efendiler


Sinema nasıl kurtulur?
The Guardian’da sinema tarihçisi bir amca, David Thomson, 1929 krizinde Hollywood’un hız kesmeyip üstelik çok da güzel filmlerle krizi en şahane şekilde yansıttıklarını anlatıyor ve şimdikilerde “Ner’de o yetenek” diye dertleniyor.
Thomson’a göre o zamanki sinemacılar eski gazetecilerdi, hayatın gerçeklerine arkalarını dönmüyorlardı. Zamane sinemacıları ise acayip zengin gençler. Tek bildikleri gişede vurgun yapmak. Kaybedecekleri şeyler dışında, ki kaybedecek çok şeyleri var, hayat hakkında bir halt bildikleri yok.
Thomson ümidini kaybetmiyor ama yazısı ümit kırıcı; bu ortamdan gerçeğe yaklaşan filmler çıkması zor. Üstelik seyirci de istemez bunu. Film dediğin güzel evler, şık kılıklar izlemektir; biz bunu böyle öğrendik. Hayatı her gün bizzat yaşıyoruz zaten; bırakınız silikonlu, botokslu filmler izleyelim...
Görüyorsunuz işte David amca;
zamane gazetecileri de gerçeklere sırtını dönmeye teşne.

manik depresif köşe
Bu hafta azmettim, bayağı Türk filmi izledim. Ama bugün yerim dar. Yarın sinemayla devam ederim herhalde:
Üç maymunu oynayan ıssız adam aşk tutulması esnasında Mustafa’yla karşılaşırsa...
Kim depresyona girer?