Şur'dan bi çıkalım...

Fazla kilolara foto muhabiri ne yapsın?





Bu akşam her şey çok acayip. Hayat ezberinden şaşmış. İstanbul'a kar yağmış. Kar yolları kapamış. Bir koca şirket dolusu insan bu akşam bu binada mahsur kalmış. Ne yapacağız?
Votka karaborsa, şarap beleş
İçki arıyoruz elbette. Sabaha kadar burada ne yapacağız? Size bir sır vereyim mi, içki karaborsada. 35 milyonluk bir şişe votka, 120 milyona satılıyor. Acı haber şu: Saatler gece yarısını dört dakika geçerken, hayatımızın en pahalı votkası da bitmek üzere.
Ve bu arada burada mümkün değil size anlatamayacağım acayip ayıpçı bir mavra dönmekte. Tam arkamda. Yazıya ara verip katıldım ben de bir ara. Şöyle diyeyim: Böyle doğal afet günlerinde birbirimize fazla yakınlaşıyoruz. En azından fazla yakınlaşma ihtimalini konuşuyoruz. Oysa kadro felaket!
Aynı dertten mustarip olanların paylaşma, paslaşma duygusu... Ya da şu daha doğru: Hayat karşısında eşitlenme duygusu!
Ki yavaş yavaş da olsa, mahrumiyet uzadıkça ortamda bu duygular öne çıkıyor.
Şu yazının başından kalkıp da binada kısa bir tur attıktan sonra, görülüyor ki artık hiçbir içki parayla satılmıyor. Herkes paylaşıyor.
Ve saat 00.46 itibarıyla bu duygu bize de şarap olarak dönüyor. Zira önümüze çıkana, tanıdık-tanımadık "İçki var mı, içki?" diye soruyoruz. Sağ olsun Sina Koloğlu, yılbaşı hediyeleri zulasından bir şişe şarap veriyor.

Bu gece biz de "biz" olduk
Bu gece ya da bu sabah, bilmiyorum ki hangi kelime tarif eder şu yaşadığımız zamanı, bu şirkette, çalışanlara "şirketimiz ailemizdir / ofisimiz evimizdir" dedirtmek isteyen tüm Amerikan zırvaları -hani şu "arama konferansları", yok efendim "başlama vuruşları", yılbaşıydı, yıldönümüydü diye bir bahane arayan ofis partileri falan- top yekun bir araya gelseler yaratmaya muktedir olamayacakları bir "biz" hali hasıl oluyor.
Velhasıl iyi oluyor.
Peki bu esnada iş ne oluyor?
Saat: 00.57.
Valla iş de işte bu kadar oluyor. Bu kadar!

Ne iyi insanlar var dünyada. Van valisi mesela kar nedeniyle zor durumda kalan İstanbulluları Van'a davet etti.
Trafik bir açılsa, ah bir aksa, yollarda mahsur kalan arabalardaki insanlar, binalarda mahsur kalan bizim gibiler falan evlerine de giderler, evlerinde elektrik kesikse elektriği olan bir yakınlarına ya da bir otele de gidebilirler, -valiyi mi kıracaklar- Van'a da giderler... Gideriz yani. Elbet bir gün biz de bir yerlere gideceğiz.

manik depresif köşe
İyi bir uyku yaratıcılığı artırıyormuş. Çünkü beyin uyurken de çalışıyor hatta gün içindeki sorunları çözüyormuş. Sonra bir uyanıyormuşsunuz; sorunlarınızı çözmüşsünüz, içiniz rahat, huzurunuz yerinde... Artık yaratıcı olabilirsiniz.
Ben uykumu almadım. Şu anda bir nevi sorun yumağıyım ama ne bir mani, ne bir depresyon... Yaratmaya mecalim yok!

Hülya Avşar son dönemde fotoğraflarda şişman çıkmasının nedenini gazetecilerin fotoğraf çekmeyi bilmemesine bağlıyor.
E tabii, kabul etmek lazım ki foto muhabirlerinin her biri bir Erol Atar, bir Nihat Odabaşı değil. Yanlarında şişme-seyyar stüdyoyla haber peşinde koşmuyorlar. Çektikleri fotoğraf üzerinde photoshop ile oynayacak; bacakları inceltip kırışıkları silecek vakitleri de yok.
Avşar kıysın paraya, hani şov programında onu ince-uzun göstermek için kameralara takılan o şey var ya, o şeyden hediye etsin muhabirlere. Avşar'ın fotoğrafını çekenler taksın o zamazingoyu; muhabir suçlanmaktan, Avşar şişman görünmekten kurtulsun.
Parasına kıyamıyorsa da rejim yapacak artık. Onun fazla kilolarına foto muhabiri ne yapsın?

"Biz bir sonraki kışın hazırlıklarını yapıyoruz şimdiden." İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna (NTV-"Açık Hat"ta)

Ekşi Sözlük'ten alternatif kar manşetleri. Ben seçtim bile bir tanesini!

  • Kardanbul
  • Sibirya halt etmiş
  • İstanzurum
  • Buz çağı
  • Sanki iceberg rendeliyorlar
  • İstanbullunun dünyası kar'ardı
  • Kar'man çorman
  • İstanbul Karistan oldu
  • Durmak bilmedi şerefsiz