Tarla şapkası...

"Aman Tanrım!" Yedi gün, çok kısa değil mi?





Üçüncü-beşinci sınıf bir dedektiflik dizisi var televizyonda. Bir kadın öldürülüyor, dedektifler olay yerine gidiyor. Yatak odasının orta yerinde bir kadın cesedi yatıyor. Onlar da cesedin etrafında ipucu arıyorlar. Sonra içeri bir polis giriyor. Bir espri yapıyor. Herkes gülüyor. Derken kapı açılıyor. Öldürülen kadının erkek arkadaşı. "Neye gülüyorsunuz?" diyor. "Söyler misiniz, komik olan ne? Gülünecek ne var bunda?"
Bir cesedin yanı, gülmek için en uygun yer değil elbette. Ama eğer işiniz cesetlerle uğraşmaksa, her seferinde bir cesede aynı hassasiyetle yaklaşamayabilirsiniz. Bir süre sonra o öldürülen kişiyi; sanki hiç yaşamamış, sanki bir hayatı, sevdikleri, sevenleri, ne bileyim çoluğu çocuğu yokmuş gibi, tam da sizin hayatınıza girdiği o anda nasıl bir ölüyse, sanki evvel ezel o bir ölüymüş gibi algılayabilirsiniz. Yabancılaşırsınız. Mümkündür yani.
Hatta daha ötesi, belki de böyle olması gerekmektedir. Her gün bir ceset görüyorsanız ve her seferinde o cesede bir tanıdığınız, arkadaşınız, akrabanız gibi üzülüyorsanız, başka bir iş yapmanız belki daha iyidir.
Bu yüzden işte, üç-dört saat süren kalp ameliyatlarında doktorlar bir gün önceki maçtan konuşup birbirlerine takımlarla ilgili espriler yapabiliyorlar. Kim daha iyi oynadı, hakem taraf tuttu mu diye tartışabiliyorlar. Ne yapsınlar? Onlar bazen her gün, bazen günde iki kez ameliyata giriyorlar.
Ameliyathanedeki adamın kalbine "Şu an elimde tuttuğum şu şey, bir insanın kalbi" diye baksalar, orada bir yaşamı ellerinde tuttuklarını ta içlerinde idrak etseler... Kafaları karışır, elleri titrer herhalde.
Gazetecilikte de böyle oluyor bazen. Bir sporcuya ya da şarkıcıya, mankene, bir ressama, heykeltıraşa, ne bileyim bir tiyatrocuya, yazara röportaja gittiğinizde... Onlarla ilgili bir yazı yazmaya kalkıştığınızda... Ya da işte o onu öldürdü, bu bunu bıçakladı diye üçüncü sayfa haberlerini hazırlarken gazete için... Onlar birer insandan ziyade birer "konu" olarak görünüyor gazetecinin gözüne.
Bazı meslekler insanı insana yabancılaştırıyor yani.
Kendini "üstün" kılabilmek için başkalarının hayatlarına saygısız, saldırgan, çıkarcı ve ikiyüzlü yaklaşanlar; bir tür yabancılaşmayla densizliği, yüzsüzlüğü ve çirkefliği meziyet sayanlar değil burada bahis konusu olan elbette.
Ki onlardan, gazetecilik de dahil, her meslekte mebzul miktarda var.
Burada bahsi geçen yabancılaşma, kendini üstün kılmak ne kelime; sadece daha az zarar görmek için meselelere bir tür korunma kalkanı ile yaklaşmak, araya bir mesafe koymak daha ziyade.
***
Milliyet TIR'ıyla gittiğimiz Adıyaman'da, ertesi gün Kahramanmaraş'ta, sonra Gaziantep'te gençlerle sohbet ederken... Hakikaten çok acıklı bir dolu şeyin arasında... Kimi zaman kahkahalarla güldük biz.
"Burada altın çok mühimdir. Bir kız için iki buçuk metre altın zincir istedikleri bile olur. Daha bilezikler, altın liralar, setler falan da dahil değil buna" dedi bir çocuk. "İki buçuk metre mi? Ooo, amma kıymetliymişiz. Ben de burada evleneyim bari!" deyiverdim mesela.
Ben onlara, onlar kendi hayatlarına yabancılaştı o anda... Ve biz, hep birlikte güldük buna.
Sonra otelde şu dedektiflik dizisini izlerken...
Nasıl utandım birden! Hani insanın suratına doğru bir sıcaklık yükselir de kendini kendinden nasıl saklayacağını, gözünün önüne gelen sahneyi nasıl silip atacağını, nasıl unutacağını bilemez ya...
Sevdiği kıza o iki buçuk metrelik altın zincir yüzünden kavuşamayan biri dehşetle bize bakıp şöyle diyebilirdi pek âlâ:
"Neye gülüyorsunuz? Söyler misiniz, komik olan ne? Gülünecek ne var bunda?"

Şu beyzbol şapkasını neden Türkler icat etmemiş? Neden adı mesela "tarla şapkası" olmamış. Oysa her icat, bir ihtiyaçtan doğar. Ve tarlada çalışan köylülere, beyzbolculardan daha çok lazım siperlikli şapka. Öyle değil mi? Öyle! Ama ne yalan söyleyeyim ben yine de şaşırdım; başında beyzbol şapkası, şapkanın altında yemeni, üstünde başörtüsü ile salatalık toplayan Maraşlı kadınları görünce.

Jim Carrey'i hiç sevmem. Fakat işte, adam bazen öyle filmlerde oynuyor ki, ona rağmen gitmek gerekiyor. "The Truman Show" mesela, sırf Jim Carrey oynuyor diye kaçırılacak bir film miydi? Değildi. Bugün vizyona girecek olan "Aman Tanrım" da öyle. Yedi günlüğüne tanrı olan bir gazetecinin başından geçen olayları anlatıyor film. Ki hiç yabancı bir mevzu değil bu bize. Yedi günlük olmasına şaşırabiliriz sadece. Zira biz Türkiye'de tüm ömrü boyunca "tanrı" gibi davranan gazetecilere alışkınız.
Bir gazete "İğrenç filme tepki" başlığıyla şöyle bir haber yazdı mesela: "... Hollywood, bu filmle tüm mukaddesleri ayaklar altına alan, aşağılayan, yer yer de saldırganlaşan bir tavır sergiliyor. Kültür Bakanlığı bu filmi bir an önce yasaklamalı." Sonra TV'de bazı gazeteciler yasaklansın mı, yasaklanmasın mı diye tartıştılar.
Emriniz olur. Aman Tanrım! Jim Carrey'li bir komedi filminden söz ediyoruz biz burada hâlâ, değil mi?

*
manik depresif köşe
Süreyya Ayhan kırmızı bir pantolon-ceket takım giymiş, saçlarını fönletmiş, makyaj yapmış falan; nasıl hoş görünüyordu basın toplantısında değil mi?
Onu hep eşofmanla, şortla, makyajsız görmeye alıştığımız için olsa gerek, "Manken gibi" diye yazdı bazı gazeteler.
Oysa ne alaka? Kadın, sporcu hâlâ!
Buyrun, benden size bir itiraf daha. Birkaç hafta önce Süreyya Ayhan'la röportaja giderken, sorularımdan biri de böyle kadınlıkla ilgili bir şeydi. Lafa başladım; "Pistte" dedim, "kadın hâlâ kadın mıdır?" Arkasına yaslandı, uzun bir "Hıı" dedi, tam lafa başlayacak...
Bi sussam di mi, kapasam çenemi, dinlesem ya ne diyecek diye. Hayır efendim, ben atladım: "Yarışlarda makyaj yapıyor musunuz? Formanızı nasıl seçiyorsunuz?" O da normal olarak bu sorulara cevap verdi.
Haberleri görünce anladım. Kadın olmak; tabii ya, regl olmak! Süreyya Ayhan, ben çenemi kapalı tutmayı başarsam, büyük ihtimal bu regl meselesini, reglinin zamanının yarışlara göre nasıl ayarlandığını ya da bazen ayarlanamadığını anlatacaktı.
Buna da işte haber atlamak deniyor.
Ağır depresyon nedeni!





YAŞAM


İki canavar arasında
Görmeyen gözlerin 'Hale' ablası
Scooter polise dert oldu!
LPG'ler dün sabah dehşet saçtı
Antalya tatili biten Rus depresyonda!
Fosseptik çukuru Özgür'ü yuttu
Hastane yerine karakolda yattı
Sevişmeyin, savaşın!
Muhlis Arı saklı bir 'deha' çıktı!
Sırf zevk olsun diye öldürmüşler
Asansörde korkunç ölüm
Dünya hali
"Gülünecek ne var bunda?
Yaşasın gevezelik
Erkeğin hası ayakkabısından belli olur!