Bugün Suriye’deki süper güçlerin kirli tezgâhlarını, özellikle de ABD’nin PYD/YPG’ye destek çıkarak oluşturmak istediği Kürt koridoru ya da yapısındaki ısrarı görünce Atatürk’ün ne kadar ileriyi gören bir lider olduğunu daha iyi anlıyoruz. Dolayısıyla da geçen yılki 19 Mayıs’ta yazdığımız “Atatürk’ün son 19 Mayıs’ı” başlıklı yazımızın bir bölümünü yinelemekte yarar var...

Atatürk 19 Mayıs 1938’de son defa Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarını izledi. Hemen ardından da ilerleyen rahatsızlığına rağmen Hatay (İskenderun Sancağı) sorunuyla ilgili olarak Mersin’e hareket etti ve daha sonra Adana’ya geçti. Çeşitli kaynaklara göre; Atatürk, Hatay konusundaki kararlılığını, Mersin’e hareketinden iki gün önce Başbakan Celal Bayar’a şöyle bildirdi:
“Benim, kırk asırlık Türk yurdu Hatay esir kalamaz dediğimi unutmuş olanlar olabilir. Ama ben unutmadım, unutamam, sen de unutamazsın.”
Hatay konusunun en kritik döneminde, sağlığı üzerindeki olumsuz düşüncelerin neticeyi etkileyeceği düşüncesiyle, sınıra kadar otomobiliyle giderek askeri birlikleri denetleyen Atatürk, sürekli ayakta kaldı. Sağlıklı olduğunu hissettirmek için her şeyi denedi, bu arada da konuşmalarıyla Fransa’ya mesaj verdi. Birkaç gün sonra da Ankara’dan arayan Celal Bayar İngiliz ve Fransız elçilerinin tüm koşulları kabul ettiğini iletti. Böylece de bağımsız Hatay Cumhuriyeti 12 Eylül 1938’de kuruldu.
Atatürk’ün bu dik duruşu Hatay sorununu sonlandırmıştı. Fakat kendisini de bitirmişti. Nitekim birkaç ay sonra da Hatay’ın Türkiye’ye ilhakını (30 Haziran 1939) göremeden yaşamını yitirdi...
***
Peki, Atatürk Hatay’ı neden bu kadar önemsiyordu? Bu sadece toprak genişlemesine dönük bir düşünce miydi? Yoksa şehit kanlarıyla çizilen sınırın, yani bugün sıkça sözü edilen vatanın bekasına dönük bir hamle miydi? Ya da Hatay’ın Türk toprağı olması ne anlama geliyordu? Sorunun yanıtını Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin veriyor:
“Doğu Akdeniz’deki tek stratejik liman İskenderun Körfezi. Suriye, İsrail, oradan batıya doğru dönün Mısır, hiç böyle stratejik bir yer yok, hepsi dümdüz. İskenderun’un donanmanın konuşlanması açısından önemi vardır, Basra Körfezi’ne giden yollara, Doğu Akdeniz’e hakim olma açısından çok stratejiktir. Zaten İngilizlerin Çanakkale çıkarmasından önce düşündükleri yerlerden biri de İskenderun Körfezi’ydi. Oradan yukarıya doğru gidip Ermenileri de kullanarak Ruslarla birleşmeyi de düşünüyorlardı. Hatta 1915’te yaşanan tehcir öncesinde bu tür planları vardı. Yani stratejik olarak İskenderun Körfezi’nin çok önemi var. Bir de tabii ki Türklerin ağırlıkta olduğu bir yer. Atatürk’ün ‘Binlerce yıldır Türk yurdu İskenderun’u vermeyiz’ diye sözü var zaten. Fransızlarla yapılan Ankara Anlaşması’nda (20 Ekim 1921) öncelikle bu gündeme getirildi. O anlaşmada İskenderun ve Antakya sancaklarında resmi dil Türkçe maddesi konuldu. İleride oraya el atmanın uygulamasıydı o. Bilahare ele geçirildi. Hatay ismini de Atatürk kendisi koydu.”
***
İskenderun Körfezi’nin elde olmasının Türkiye’ye ciddi avantaj sağlayacağı, sağladığı çok açık. Nitekim bu bugün burnumuzun dibinde yaşananlarla daha da netleşmiş durumda. Prof. Engin devam ediyor:
“Bugün Afrin bölgesi var ya. Hatay aşağı doğru inerek set çekiyor ve Akdeniz’e ulaşmasını kesiyor. Yani Kürt koridoru oluşturulacak, Akdeniz’e kadar çıkacak diye yapılan hesapları engelliyor. Çünkü Rusya kuzeye kadar çıkıyor ondan sonra zaten Hatay sınırları başlıyor. Hatay şu anda bir koç başı gibi o koridorun ağzında duruyor.”
Hatay Türk toprağı olmasaydı ne olurdu?
“Koridor oluşmuştu bile yani. Çünkü Afrin hemen Hatay’ın yanında. Oradan doğrudan Akdeniz’e çıkma imkânı olacaktı yani. Afrin’de Kürtler nüfus olarak çoğunlukta olmasalar da orada bunları tutuyorlar ki koridor birleşsin diye, buna rağmen Hatay o koridorun Akdeniz’e ulaşmasını engelliyor. Daha güneyden gitmesi lazım. Daha güneyden gittiği zamanda bu sefer Rus çıkarlarına aykırı oluyor. Rusya Akdeniz’in kendi egemenlik alanındaki kısmına Kürdistan’ın girmesini istemiyor. Dolayısıyla, Afrin’den Akdeniz’e ulaşabilmek için Hatay’ın ele geçirilmesi lazım...”
***
O’nu çok arıyoruz...
Etiketler