MİT, Kobani ve Gülen’in de ensesinde

21 Kasım 2019

Türk istihbaratı ve güvenlik güçlerinin yurt içi ve dışındaki senkronize çalışmalarıyla teröristler ya oldukları yerde yok ediliyor ya da paketlenip Türkiye’ye getiriliyor. Hem de ABD, İsrail, İngiliz, Rus, Fransız, Alman gizli servislerinin cirit attığı yerlerde. Bu bağlamda yıl başından bu yana gerçekleştirilen operasyonlarda bin 400’e yakın terörist etkisiz hele getirildi. Bunların arasında İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı listede başlarına para ödülü konulan kırmızı, mavi, yeşil, turuncu ve gri kategorideki 127 terörist de var. Yani yerleri bulunamaz, hele de kendileri açısından karargâh olarak gördükleri yerlerde onlara kimse erişemez diye gizemli havaya sokulan en tepe isimler dahi tek tek bulundu ve gereği yapıldı, yapılıyor. O nedenle de biri “Nereye giderseniz gidin peşinizdeyim, ölü ya da diri ele geçirinceye kadar da dosyanızı kapatmıyorum” diye teröristlere, diğeri ise “Destekleseniz de ben gelir, gereğini yaparım ve kirli ilişkiniz ortaya çıkar” şeklinde bu teröristleri koruyup, kollayan ülkelere olmak üzere iki net mesaj söz konusu. Tabii özellikle de terör örgütleri ve terörist başlarıyla ilişkisini artık alenileştiren ABD’ye... Dolayısıyla, bu noktada akla gelen soru da şu:

Yüzlerce teröristi etkisiz hale getiren ya da paketleyen MİT ve TSK aynısını Suriye’deki PYD/YPG’li teröristlerin başı Mazlum Kobani kod adlı PKK’lı Ferhat Abdi Şahin veya FETÖ’nün elebaşı Fetullah Gülen’e de yapamaz mı? Ya da böyle bir çalışma var mı? Yanıtı Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin veriyor:

“ABD bu adamların her ikisini de çok iyi koruyor ama Türkiye her zaman bu adamların yerini tespit eder ve fırsatını bulduğu zaman etkisiz hale getirebilir. Bunun bir sürü yöntemi var. Ve şu anda MİT çalışıyordur.”

Kobani ve Gülen’in yakınında MİT’in adamı vardır anlamında mı?

“MİT’in adamı yakınında büyük ihtimalle vardır. Ya da MİT’in kurduğu yerel teşkilat içerisindeki adamlardan vardır diyelim. Bu daha önce KCK’nın içinde de vardı. Maalesef 2009’da yapılan KCK operasyonlarında MİT ‘Bizim adamlarımızı alıyorsunuz’ demesine rağmen FETÖ’nün kontrolündeki polisin müdahalesiyle hepsi açığa çıktı, etkisiz hale geldiler. Bence MİT her yeri kontrol edecek şekilde tedbir almış durumda. Yakınlarında bu adamlar vardır. Mesela Kobani’nin nereye gittiği, ne yaptığı, ne ettiği tespit ediliyordur. Yeri ve zamanı geldiğinde hallederler. Bu böyle adım adım yürüyecek bir şey. Karşı tarafı ürkütmeden artık kendine iyice güveni geldiği zaman vs. falan o zamanlar yapmak lazım. MİT iyi bir teşkilat kurmuş vaziyette, bana göre mutlaka yakınlarında adamları vardır.”

MİT enselerinde yani?

“Evet. MİT enselerinde denilebilir.”

Peki, müdahale konusunda ABD’nin olası tepkileri nedeniyle herhangi bir çekinme durumu söz konusu olabilir mi? Pekin, devam ediyor:

Yazının devamı...

CIA’dan FETÖ’ye yeraltı taktikleri

18 Kasım 2019

Türkiye ısrarla terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen’in iadesi istiyor, ABD ise inatla anlamazlıktan geliyor ve bu talepleri yanıtsız bırakıyor. Bunun son örneğini de Erdoğan-Trump zirvesinde yaşadık. Trump, daha önceki dosyalara ilaveten önüne konulan yeni belgelere rağmen FETÖ’yü yine kulak arkası yaptı. Dolayısıyla ABD’nin terör örgütleriyle kirli ilişkileri bir kez daha tescillendi. Tıpkı PKK/PYD/YPG sevdası ısrarında olduğu gibi. Yani ABD, FETÖ’yü de kullanım süresi dolana dek alenen korumak ve kollamak niyetinde. Dahası Türkiye’deki FETÖ temizliğinden rahatsızlık duyduğu da çok açık. O nedenle ABD’nin yönlendirmesi ve CIA taktikleriyle cesaretlenen FETÖ’cülerin mutasyon hesaplarıyla yeni kirli oyunlar peşinde koşması gibi bir durum da söz konusu. Niyesini ve nasılını Hava Kuvvetleri Komutanlığı eski başsavcısı, emekli Albay Ahmet Zeki Üçok, anlatıyor:

“FETÖ’nün Türk kamu kurum ve kuruluşlarındaki yaklaşık 200 bin idari hukuk anlamındaki ajanı tasfiye edildi. Bence ABD’nin en kızdığı taraf bu çünkü bürokrasi bütün yürütmenin eylemlerinin yapıldığı kontrol edildiği bir alan burada ne kadar çok adamınız varsa o kadar etkili olursunuz, zaman zaman alınacak kararları aldırmazsınız, yavaşlatırsınız, değiştirirsiniz. Kendi inisiyatifinizle yapabileceğiniz işlerde o ülkenin aleyhine olabilecek işlemler yapabilirsiniz... Dolayısıyla yapılan FETÖ temizliğiyle ABD’nin kontrolü azaldı. O nedenle de ABD bundan rahatsızlık duyuyor.”

CIA haber elemanlarını kaybetti anlamında mı?

“200 bin kişi CIA’nın haber elemanıdır demek doğru değil ama CIA kimi kontrol ediyor Fetullah Gülen’i, O kimleri kontrol ediyor Türkiye’deki kamu kurum ve kuruluşları içerisinde bulunan kendi üyelerini. Yani bu dolaylı bir ilişki gerekiyorsa buradan haber istiyorsa haber ya da mesela Türkiye’nin yapacağı herhangi bir ekonomik faaliyetle ilgili bilgi istiyorsa o kurum ve kuruluşta mutlaka FETÖ’nün elemanı vardır. Oradan birinci kaynaktan bu bilgileri alıyorlardır, almışlardır. Bunda hiçbir tereddüdüm yok. Çünkü bunların müthiş bir örgüt yapısı var, yukarıdan gelen talimatları kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz yerine getiriyorlar. Dolayısıyla herhangi bir bürokratı FETÖ bir şey istediği zaman bunu en iyi şekilde yerine getirir. Bunu da nerede gördük askerler kendi ülkesinin silahlarıyla kendi ülkesinin meclisini bombaladılar kendi ülkesinin halkına tanklarla tüfeklerle ateş ettiler, onları öldürdüler, yani istediği bilgiyi hayli hayli alırlar. Çok da kolay vermişlerdir.”

FETÖ’nün ABD’nin cesaretlendirmesiyle şimdilerde yeni taktikler peşinde olduğunu belirten Üçok, devam ediyor:

“Genellikle diğer cemaatlere, STK’lara adapte oluyorlar, yani yer altına inmiş durumdalar. Onun için zaman zaman Atatürk’çü zaman zaman ‘a’ ya da ‘b’ harekâtının veya herhangi bir STK’nın adamı olarak görünüyorlar. Yani kendilerini kaybettirmeye çalışıyorlar. Bu süreci atlattıktan sonra eğer mücadele devam ettirilmezse bunların tekrar ortaya çıkacağını düşünüyorum.”

FETÖ mutasyona mı uğradı diyeceğiz?

“FETÖ ona renklendirme diyor mutasyondan ziyade. Mutasyon değişim demek, değişmiyorlar sadece görüntüleri o şekilde oluyor. Yani akıl olarak düşünce olarak FETÖ’den ayrılmıyorlar. Aynı adam aynı düşünce ama görüntüsü farklı.”

Yazının devamı...

ABD’nin YPG/PKK sevdası bitmiyor

16 Kasım 2019

Terör Trump dosyasının en önemli başlığıydı. Bu bağlamda da Cumhur-başkanı Erdoğan, dünyanın gözü önünde ABD Başkanı’na ve senatörlere destekledikleri PYD/YPG’nin terör örgütü, lider yapmaya çalıştıkları Mazlum Kobani kod adlı PKK’lı Ferhat Abdi Şahin’in de eli kanlı bir terörist olduğunu söyledi. Hem de belgelerini ortaya koyarak. Buna karşılık, Trump’ın tavrı ise her zamanki gibi anlamazdan gelmek oldu. Basın açıklamasında buna dönük sorular geldiğinde de PYD/YPG bile demeden yine “Kürtler” ifadesini kullanarak durumu geçiştirdi, daha doğrusu kıvırdı. Dahası, kritik Erdoğan-Trump görüşmesinden sonra ABD Savunma Bakanı Esper ve Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey’den YPG/PKK ile ortaklığın süreceğine ilişkin açıklamalar geldi. Tabii yine DAEŞ’le mücadele ve özellikle de Suriye’deki petrol bölgelerini koruma gerekçesi ya da yutturmacasıyla... Yani zirvede iki ülke arasındaki birçok kriz başlığının çözümü yönünde önemli görüşmeler yapıldı ama ABD, terör örgütü PYD/YPG’yle yoldaşlık sevdasından vazgeçmiş değil ve kafasındaki aynı kirli planı kurgulama peşinde. Nasılını MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş anlatıyor:

“Amaç petrol falan değil, oradaki petrol miktarı zaten ABD için hiç önemli değil. Ortadoğu’daki petrol rezervleri içerisinde en küçüğü. Oradaki petrol sadece SDG’nin masraflarının karşılanması bakımından önemseniyor. ABD bakımından önemsenen husus Ortadoğu’daki varlığının devamlılığı, Suriye’nin geleceğine dönük siyasal çözümlerde güçlü şekilde masaya oturması ve etkinliğini koruması. Fırat’ın doğusunda Deyrizor bölgesindeki yapılanmayla İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin yeniden şekillendirilmesinde Suriye Kürtlerine zemin, hukuki meşruiyet kazandırılması. Sonrasında da İran’a karşı bu güçlerden yararlanılabilmesi meselesi. Ve tabii ki Suriye Kürtleri derken ABD için Irak Kürtleri de önemli. Yani ABD Irak ve Suriye’deki Kürtler konusundaki hassasiyetini devam ettirme ve bunların Rusya’ya kaptırılmamasının hesabında.”

Barzani’nin ‘Türkiye’nin Kürtlerle değil PKK ile sorunu var’ yaklaşımı ABD’nin planını etkilemez mi?

“PYD’nin ideolojik bir tavrı var. PKK’nın etkisi altında olan PYD bu ideolojik yapısıyla Irak’ı da etkiliyor. Yani PYD’nin Barzani yönetimine karşı olan bir tavrı var ve her zaman Irak Kürtlerini de etkileyen bir konumda. Bu PKK’nın geçmişinde de böyleydi tüm süreçlerde de böyleydi. Dolayısıyla, Barzani’yle PKK arasında her zaman bir çatışma olmuştur. Ve o bakımdan Barzani her zaman Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştır.”

Aslında ikisinin hesabının da Birleşik Kürdistan olduğunu belirten Öneş, devam ediyor:

“Barzani’nin hedefi de birleşik Kürdistan. Esasında kendisini doğal lider olarak kabul eder ve Suriye’deki Kürtlerin yeniden organize edilmesinde de Barzani rol oynamaktadır şu anda. Ancak kendi liderliğini ön plana alır ve her zaman alacaktır. Ama bu liderlik çatışması dışında Suriye’deki Kürt yapısının bir özerkliğini federal yapısını, muhtemel yapılarını da arzu eder yani Kürt tabanında, Kürt meselesinde birleşirler.”

Barzani’ye de güvenilmez anlamında mı?

“Barzani’nin destek aldığı, Barzani’yi ayakta tutan güç kimdir? ABD. O halde ABD’nin stratejisi içerisinde yer alan bir şahıs bugün PYD’nin yeniden ABD tarafından yapılandırılmasında da rol oynar ve destekler. Ancak kendi liderliğinde meselelerin gelişmesini ister, o ayrı. Ama ABD değişen konjonktüre, gelişen pozisyonlara göre PKK’yı da korumaya devam eder, Barzani’yi de... Irak’ta da öyle yapmadı mı? Federal yapıyı, Kürt yapısını kurarken, Barzani’yi, federal yapısını anayasal sistem içine sokarken PKK’yı Irak’ta tutmadı mı? Aynı şey...”

Yazının devamı...

İngiliz istihbaratçı neden İstanbul’daydı?

14 Kasım 2019

İstanbul Beyoğlu’nda sokak ortasında cesedi bulunan eski İngiliz askeri istihbarat görevlisi James Gustaf Edward Le Mesurier’in ölümündeki sır perdesi aralanmaya çalışılıyor. Aynı gizemli durum Le Mesurier’in faaliyetleri için de geçerli. Çünkü dünya kamuoyunda Beyaz Baretliler olarak bilinen yardım derneğinin kurucusu Le Mesurier, İngilizlere göre Suriye’de sivillerin korunması yönünde hizmette bulunan gerçek bir kahraman, Ruslara göre ise Suriye’de başta ABD olmak üzere Esad karşıtı ülkelerin dezenformasyon konusunda sıklıkla kullandığı bir aparat. Yani eski falan değil terör örgütleriyle doğrudan ilişkili ve hâlâ da aktif bir İngiliz casusu. Dolayısıyla, bu da yeni soruları beraberinde getiriyor. Örneğin, istihbaratçılara göre, planlı, sessiz çalışan, sadece neticeye odaklanan ve profesyonellik bakımından en iyilerden biri olan MI6 gibi bir servis ve elemanı bu kadar acemice nasıl davrandı? Ya da Le Mesurier neden İstanbul’daydı veya MİT’in takibinde miydi gibi. Dün bu konuları geçmişte kritik görevlerde bulunan eski istihbaratçı Metin Ersöz’e sordum. Öncelikle de İstanbul’da casusların cirit attığı iddialarından başlayarak. Yanıtı şuydu:

“İstanbul’da casus çok ama bunların hedefi direkt Türkiye değil. Daha çok, çalıştıkları ülkelerden gelerek İstanbul’u dinlenme, ikmal yolu olarak kullanıyorlar. Mesela Irak, Suriye, Kafkaslar, Gürcistan, Osetya, Ukrayna’da çalışanların bağlantı noktası İstanbul’dur. Biliyorsunuz, Türkiye’deki 15 askeri üste yaklaşık 10 binin üzerinde Amerikan askeri ve bunlara bağlı askeri istihbarat birimleri var. Bunların çalışma, eğlence ve ikmal alanları da İstanbul’dur. Adam hafta sonu bile olsa kalkıp İstanbul’a gelip iki gün dinlenip kendi çalışma alanına gidebiliyor. Dolayısıyla, hem gizli buluşmalar hem elemanlanma açısından istihbaratçılar için İstanbul verimli bir yer, cennet yani...”

Le Mesurier bunlardan farklı değil mi?

Bu adam emekli bir asker ama önceki görevi İngiliz Özel Kuvvetleri’nde çalışmış. Emekli olduktan sonra İngiltere’de kurulan özel bir şirket vasıtasıyla Suriye’de faaliyet gösteriyor. En son 2016’da kendi ekibinden 7-8 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir operasyonda da deşifre olmuş biri. Bu bir istihbaratçı için en kötü bir durumdur. Dolayısıyla da bu adam bir şeyler üretmek için daha önce çalıştığı konumlarla ilgili çok iyi bir vasat olan İstanbul’a gelmiş. Yani Suriye’deki faaliyetlere yönelik elemanlanma çalışması içinde.” 

Nasıl yani?

“Bu tür adamlar kelle avcılığı yapıyor, nitelikli insanları tespit edip bunları servislere pazarlıyor. Yani ajanlık yapabilecek, saldırılarda, çatışmalarda bulunabilecek potansiyeli olan her türlü adamları tespit ederler, bir portföy oluştururlar. Ve ihtiyacı olan ülkelerin yine kendileri gibi özel şirketlerine önerirler. Çünkü bu kirli ilişkilerde ülkeler direkt devreye girmezler. Bunu ABD, İsrail ve Rusya da böyle yapıyor. O nedenle, bu adamların ülke gizli servislerinin kontrespiyonaj faaliyeti kapsamında tespit edilmeleri de çok zor. Çünkü tespit etseniz bile, adam ‘Ben özel şirkete çalışıyorum, devlete casusluk yapmıyorum’ diyor. Şimdi bu adam da öyle.”

Peki, bu sonuçta Le Mesurier İngilizlere, MI6’ya çalışan bir casus anlamına gelmez mi? Ersöz, devam ediyor:

“Geçmişte bağlantı sağlamış. Burada kesin ona çalışıyor diye bir bulgu yok. İngilizler böyle bir adamı İstanbul’da niye tutsun? Başlarına bela olabilir. Yani kendi diğer faaliyetlerine zarar verebilecek bir adamdır bu. Adamın zaten geçmişi ortaya çıkmış, peşinde Ruslar var. Dolayısıyla, bundan sonra onlar için yararlanabilecekleri bir adam değildir. Dünyadaki bütün istihbaratçılar için bu kirlenmiş bir ajandır. O nedenle, bundan uzak duruyorlardır. Belki bu adamın onlarla irtibat kurma durumu vardır ama onlar pek istemezler. Çünkü istihbarat bekleyen bir ajan için bu tip adamlar bir mayındır.”

Yazının devamı...

ABD Karayılan ve Bayık’ı gözden çıkardı

11 Kasım 2019

PKK’nın lider kadrolarına peş peşe indirilen ağır darbeler Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlılığının yanı sıra imkân ve kabiliyetini de çok net ortaya koydu, koyuyor. Çünkü yerleri bulunamaz, hele de kendileri açısından karargâh olarak gördükleri yerlerde onlara kimse erişemez diye gizemli havaya sokulan teröristleri MİT buldu, sonrasında da İHA ve SİHA’larla teknik takipleri yapılıp TSK’nın nokta atışlarıyla işleri bitirildi. Hem de o bölgede cirit atan ve artık alenen PKK’yı koruyup, kollayan CIA, MOSSAD’a rağmen... Dolayısıyla şimdilerde en çok merak edilenlerin başında da PKK’nın en tepe isimleri Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın akıbeti var. Tabii aynı durum şu sıralar ABD’nin parlatıp, havaya soktuğu Suriye’deki PYD/YPG’li teröristlerin başı Mazlum Kobani kod adlı PKK’Ferhat Abdi Şahin için de geçerli… Yani MİT ve TSK onları da nokta operasyonlarla temizleyebilir mi ya da Abdullah Öcalan ve Şemdin Sakık gibi paketlenebilirler mi? Soruya Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin yanıt veriyor:

“TSK Mazlum Kobani’yi de temizler tabi… Yerini tespit ederse niye temizleyemesin. Geliş gidişlerini faaliyetleri takip ediliyordur zaten. Tabii bu adamın özelliği ABD’nin bunu bütün grupların lideri yapmak için parlatması. Kandil’deki adamların işi bitti artık büyük ihtimalle yakında ortadan kaldıracaklar. Ya yakalanacaklar ya da başka bir şey olacaklar. Çünkü bütün bu faaliyetler Mazlum Kobani denilen adamın emir komutasında yapılacak onun için ABD’liler bunu parlatıyorlar. Dolayısıyla da ciddi anlamda koruyorlardır. Hatta bu konuda Türkiye’yi de ikaz etmiş olabilirler, bir şey yaparsanız diye...”

Karayılan ve Bayık gözden çıkarıldı yani?

Evet, bu geçen yılbaşlarına ödül konmasıyla belli oldu zaten. Çünkü ABD’nin bölgedeki asıl hedefi İran’dır. Bunun içinde körfez ülkeleri ve PKK’yı kullanacaktı. Bu adamlar isteksiz olunca da onları halletmek için başlarına ödül koydu. Tabii bu yolla Türkiye’ye de mesaj verdi. Arkasından da DAEŞ’le nasıl mücadele etti diye YPG’yi ve onların başındaki Mazlum Kobani’yi parlattı. Bu arada da Bağdadi’yi ve çevresini ortadan kaldırdı. Şimdi de Mazlum Kobani’ye radikallere karşı Avrupa’nın koruyucusu gibi bir misyon daha yüklemek peşinde. Büyük ihtimalle yakında bölgede yeni bir terör örgütü çıkacak. Bu terör örgütüne karşı da Mazlum Kobani’nin komutasındaki birlikleri kullanacak. Hem onu parlatacak hem Kürt devletinin kurulmasıyla ilgili tekrar bir kamuoyu oluşturmaya çalışacak.”  

ABD’nin Karayılan ve Bayık’ı ortadan kaldırmak için en uygun zamanı beklediğini belirten Pekin, devam ediyor:

“Eski kadroları temizleyecekler. Kandil’e İran ve Türkiye’ye yönelik başka bir grup yerleşecek diye değerlendiriyorum.”

CIA bunların yerlerini biliyordur o halde?

“Biliyordur tabi, hepsinin yerini biliyordur. ABD’li yetkililerle görüşüyorlar çünkü bu adamlar. Bence artık Kandil’dekiler son demlerini yaşıyorlar.”

Yazının devamı...

Bağdadi’nin sırları CIA’yı zora sokabilir

9 Kasım 2019

DAEŞ’in kanlı eylemlerinden en fazla zarar gören ülkelerden biri olan Türkiye, hem yurt içinde hem de sınırlarının ötesinde bu terör örgütüyle mücadele etti, ediyor. Bu bağlamda da sadece El Bab’da 3 bini aşkın DAEŞ’li etkisiz hale getirildi. Halen cezaevlerinde de 1172 DAEŞ’li var. Hatta ABD’nin operasyonuyla öldürülen Ebubekir el Bağdadi’nin ablası, eşi ve en yakın çevresinden de 13 kişi yakalandı. Hem de Bağdadi operasyonunu büyük bir gürültüyle açıklayan ABD’nin aksine sessiz ve derinden. Yani MİT ve TSK öyle gizli, öyle seri hareket etti, ediyor ki bölgede cirit atan ABD ve İsrail ajanlarının dahi haberi olmadı, olmuyor. Şu anda da bu insanlar ya sorgulandılar ya da sorgulanıyorlar. Dolayısıyla, DAEŞ ve Bağdadi’ye dair önemli istihbarat ve bilgi edinilme durumu söz konusu. Ve bu durum Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyareti öncesine denk gelmesi nedeniyle daha da kritik bir önemde. Niyesini Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski başkanı, Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin anlatıyor:

“Sorgulamalarda Bağdadi’yle ve örgütle ilgili bazı bilgiler, örneğin nerede konuşlandı, ne oldu ne bitti, nerelerde, kimlerle irtibatları vardı gibi, elde edilebilir. Bu belki de Cumhurbaşkanı’nın 13 Kasım’da Trump’ın önüne koyacağı dosyalardan bir tanesidir. Niye öyle bir şey? Çünkü bunların Amerikalılarla ilişkisi var, Amerikalılarla iş birliği içindeler. Hatta şu anda bile orada El Nusra vs. falan Amerikalılarla iş birliği içerisinde. Türkiye bu bilgilere belki de ulaştığını belirtmek için açık ve net olarak biz şunla görüştük, bunları yakaladık, bu bilgileri daha sonra açıklayacağız falan diyor. Türkiye bu konuda Kaşıkçı cinayetinde olduğu gibi nasıl her şeyi açıkladı ve Suudi Arabistan’ı zor durumda bıraktı, burada da büyük ihtimalle böyle bir şey olabilir. Yani Batı istihbarat örgütleri ve ABD istihbarat örgütünün bunlarla ilişkisini anlatan bir dosya Trump’ın önüne konulabilir 13 Kasım’da...”

DAEŞ gibi bir örgütte eş, akrabaların anlatacakları önemli midir?

“Önemlidir tabii. Kaç tane eşi var bilmiyoruz ama kadının mutlaka bir şeylerden haberi oluyordur evine gidip gelenlerden, kocasının kendisine anlattıklarından. İnsanlar bir şekilde bazı şeyleri anlatma ihtiyacı duyarlar. Bu tip adamlar güvenli olsun diye çok yakınlarını kullanırlar. Yani güvenilir insan olarak eşini, kardeşini, ablasını kullanır. O nedenle, bu konuda bilgileri olabilir.”

Yazının devamı...

ABD teröre destekten yargılanabilir mi?

7 Kasım 2019

Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan gerilim doğrudan terör örgütleriyle bağlantılı. Daha doğrusu, ezeli dost ve müttefik(!) ABD’nin teröristlerle olan anlaşılmaz ilişkilerine odaklı. Yani lafa geldiğinde “teröre ve teröriste” karşı olduğunu söyleyen ABD samimi olsa sorunlar aşılacak. Ama ABD ne yapıyor? Hem PKK/PYD/YPG’ye hem de FETÖ’ye alenen ve inatla kol kanat geriyor. Dahası, onlara terör örgütü demeyerek, legal havası da vermeye ya da yutturmaya çalışıyor. Üstelik de ısrarlı bir şekilde. Çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı’nın her yıl yayımladığı Terörizm Ülkeler Raporu’nun 2018 versiyonundaki PKK’nın Suriye uzantısı YPG’nin terör örgütü sayılmaması ve Fetullah Gülen’in de terörist başı değil, sürgündeki din adamı olduğu gibisinden skandal tespitler bir önceki yılda da vardı. Dolayısıyla da ABD’nin hukuk mukuk takmadığı ve teröristleri pervasızca, resmen koruma, kollama kararlılığı çok açık. Bu durumda akla gelenlerin başında da “Terör örgütüne, teröristlere böyle destek vermek, yardım yataklık yapmanın ulusal ve uluslararası hukukta suç teşkil edip etmediği” var. Dün bu durumu Hava Kuvvetleri Komutanlığı eski başsavcısı, emekli Albay Ahmet Zeki Üçok’a sordum. Yanıtı şuydu:

“ABD 1979 yılında Nikaragua’da iktidara karşı ‘Kontra’ gerillalarını desteklemiş, silah ve eğitim verdiği suçlamasıyla yargılandığı Uluslararası Adalet Divanı’nın 27 Haziran 1986 tarihli kararında, 3’e karşı 9 oyla tazminata mahkûm olmuştu. Yani terörizme destek veriyorsun diye mahkûm edilmiş bir ülke. ABD bugün aynısını Suriye’nin, Irak’ın içindeki PKK/PYD/YPG’lilere yapıyor. Silah ve eğitim desteği veriyor. 40 bin TIR silah gönderdi. Bir sürü özel harpçileri PYD/PKK’lılarla iç içe, yan yana. Bunlar Nikaragua’dakilerle bire bir aynı olaylar. Yani burada da hukuki yol var ama artık öyle bir dünya olduğunu sanmıyorum. Uluslararası Adalet Divanı’na şikâyet edersiniz, oradaki yargılama süreçleri devam eder ama oradan bir şey çıkmaz. Çünkü dünya siyasetine veya dünyadaki olaylara etki edebilecek bütün kurumların omurgasını ABD teşkil ediyor. O yüzden de ABD’nin istemediği bir kararı alabileceğini beklemek zor.”

Ya suçluların iadesi anlaşmaları gereği Fetullah Gülen ya da Mazlum Kobani kod adlı terörist başlarının Türkiye’ye verilme olasılıkları?

“ABD ile 1980 yılında imzaladığımız, suçluların iadesi anlaşması var. Fakat ABD kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece dünyanın en kanlı örgütü de de olsa onun için temiz savaşçı der. En alçak örgütü o ülkede darbe yapıyor olsa da ona sürgündeki imam der. Çünkü şu anda Mazlum Kobani’nin başında bulunduğu terör örgütüne Ortadoğu’daki politikaları açısından, yine FETÖ’ye de dünyanın 169 ülkesinde yapmış olduğu faaliyetler nedeniyle ihtiyacı var. O yüzden bunlara asla ve kata terörist, terör örgütü demez. Ama o demedi diye bunların terörist olmadığı anlamı da çıkmaz.”

Peki, bu durumda Türkiye ne yapacak? Örneğin terörist başlarına bulundukları, görüldükleri yerde fiili müdahale ya da paketleme söz konusu olabilir mi? Üçok devam ediyor:

“MİT’in ve kolluk güçlerimizin müşterek operasyonlarıyla dünyanın pek çok ülkesinden FETÖ’cüleri ya da diğer terör örgütü üyelerini getiriyoruz. Ama bunu her ülkede yapamayabilirsiniz, yani ABD ya da AB ülkelerinden bunları getirmek size daha başka problemler yaratabilir. O nedenle, öncelikle ülkelerin halklarına haklılığınızı anlatmanız şart. Onları ikna etmek hükümetleri ikna etmekten daha kolaydır. O yüzden de tabii ki bize hukuksal sorunlar yaratmayacak yerlerde diğer yöntemi yapabiliriz ama bu palyatif tedavi. Aslolan, haklı olduğunuzu bütün dünyaya kabul ettirmek. Nasıl ki Barış Pınarı Harekâtı’nda AB’nin 28 ülkesi, ABD bize işgalci falan diyordu fakat biz hem ABD ile hem Rusya’yla anlaşma yaptık ve artık bize orada işgalci diyen yok. Bu bizim haklılığımızı anlatmanın bir yoluydu. Benzer yöntemleri FETÖ konusunda da yapmalıyız. Bunun için de o ülkelerin insanlarına kendimizi anlatmamız lazım. Bunu FETÖ’cüler ABD’de şiddetle bizim aleyhimize yapıyor. Dolayısıyla, özellikle ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere yepyeni bir lobi sistemi kurmalıyız...”

Yazının devamı...

ABD ve Rusya’nın YPG/PKK sevdası

4 Kasım 2019

Tel Abyad’daki insanlık dışı saldırı YPG/PKK terör örgütünün gerçek ve kanlı yüzünü bir kez daha ortaya koydu. Tabii anlayana çünkü ne ABD ne de Rusya masum sivilleri ve çocukları katleden bu alçaklara hala terör örgütü demiyor, diyemiyor… Dahası araçsallaştırdıkları YPG/PKK’yı kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor, hatta bu kirli ilişkiyi sürdürmek adına teröristleri koruyup, kollama açısından birbirleriyle yarışıyorlar. Dolayısıyla YPG/PKK’nın ABD ve Rusya’yı araçsallaştırdığı ve kendi amaçları için kullandığı gibi bir durum da söz konusu. Bunun en somut kanıtı da şu anda Suriye’de, Fırat’ın doğusunda yaşananlar. Şöyle ki; sınır emniyetini sağlamak ve Suriyeli sığınmacıların eve dönüşleri için güvenli bölge oluşturmak amacıyla Barış Pınarı Harekatı’nı gerçekleştiren Türkiye, iki süper güçle yaptığı iki ayrı mutabakatla (Ankara ve Soçi) YPG/PKK’lı teröristlerin sınırdan 32 kilometre derinliğin ötesine çekilmelerini sağladı. Yani kararlı duruşuyla oyunu bozdu, bölgede dengeleri değiştirdi. Ancak terör örgütünün tam anlamıyla etkisiz duruma getirilmesi noktasında ABD ve Rusya’nın farklı amaçları nedeniyle bazı sıkıntılar var. Örneğin ABD terör örgütünü desteklemeye devam ediyor, dahası ona meşruluk kazandırmak istiyor ve bunu gizlemiyor. Rusya da PYD/PKK kartını ABD’ye kaptırmamak için Şam ordusunun içinde özel bir yapıyla teröristleri entegre etmeyi düşünüyor, buna dönük olarak da görüşmeler yapıyor. Açıkçası Türkiye terör örgütünü etkisiz duruma getirmeye çalışırken mutabakat yaptığı aktörlerden ABD, terör örgütünü yeşertmek, güçlendirmek için uğraşıyor, diğer aktör Rusya ise kıyafet değişikliğiyle o gücü kendi kontrolü altına almak istiyor. Bu çelişkili durumu fırsat bilen teröristler de bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve Suriyelilerin eve dönüşlerini engellemek adına her türlü alçaklığı yapıyor. Peki, bu durumda Türkiye ne yapacak ya da yapmalı? Soruya İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu yanıt veriyor:

“Fırat’ın doğusunda Rusya ile yapılan anlaşmanın dışında Rusya ile koordine edilmeden bir operasyon zor. Rakka’da da ABD ile uzlaşı sağlanmadan operasyon yapmak sıkıntılı. Dolayısıyla Soçi zirvesiyle Putin’in hakemliğinde tekrar gündeme gelen Adana Mutabakatı’nın aktif duruma getirilmesi, yani Şam yönetimiyle görüşülmesi halinde Barış Pınarı Harekatı’nın hedeflerine çok daha kolay ve az maliyetle ulaşılabilir. Çünkü Adana Mutabakatı ‘taraflar terör örgütü olarak kabul ettiği gruplar veya yapıları karşı tarafa teslim eder’ diyor. Türkiye teröristlerin isimlerini verir Şam yönetimi teslim eder. Ayrıca ortak mücadele olur, operasyon yapılır.”

YPG/PKK kartını Rusya da kullanmak istiyor, nasıl olacak bu?

“Rusya hakem olduğuna ve Adana Mutabakatı içinde de terör örgütü mensuplarının yakalanıp teslim edilmesine ilişkin madde de bulunduğuna göre Rusya hiçbir zaman buna hayır demeyecektir. Terör örgütü ABD’nin tarafına geçtiyse yapacak bir şey yok ama eğer Şam yönetiminin kontrol ettiği coğrafyadaysa teröristleri teslim etmek zorunda. Ayrıca Şam yönetimiyle işbirliği olursa sığınmacıların dönüşü ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması daha da kolaylaşır ABD’ye karşı hepsi ortak bir tutum sergilerler.”

Adana Mutabakatı devreye girerse Rusya YPG/PKK’dan vazgeçebilir yani?

“Rusya PYD/YPG kartından vazgeçmez… Ama Türkiye terör örgütünün sözde lider kadrosunun verilmesini isterse ve onlar Şam yönetiminin kontrol ettiği alandaysa Rusya buna hayır demez çünkü Rusya YPG/PKK’nın ABD’ye yanaştığını, kendisine gelmeyeceğini biliyor. Zaten Adana Mutabakatı devreye gireceği zaman PYD/PKK çoktan ABD güdümünde olacaktır. Yani Şam yönetimine entegre olmayı kabul etmeyecektir, reddetmiş olacaktır...”

Yazının devamı...