Kara propaganda ve sahadaki gerçekler

14 Ekim 2019

Fırat’ın doğusuna harekât olasılığının konuşulduğu bir kaç gün öncesinde bazıları diyordu ki; Zor, bölgedeki PYD/YPG/PKK’lılarda son derece modern silahlar var. Hem ABD’de TSK’nın müdahalesine yeşil ışık yakmaz. Rağmen yapılırsa da hava sahasını kapatır...

An itibarıyla yaşanan durum ise ortada? Harekâtın başladığı ilk andan itibaren Türk savaş uçakları nokta atışlarıyla hedefleri vurdu, vuruyor, İHA ve SİHA’lar bölgede cirit atıyor. Komandolar da Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında olduğu gibi Fırat’ın doğusunda terörist temizliği yapıyor, postal basılan yerler de tek tek özgürleştiriliyor. Hem de her türlü kara propaganda, asparagas haber ve alçakça provokasyonlara rağmen... Yani TSK sadece PYD/YPG/PKK’lı teröristlerle mücadele etmiyor bir yandan da tahrik ve siviller hedef alınıyor gibisinden tezgâhlara karşı teyakkuz halinde. Ancak Türkiye’nin bu kararlılığını hala anlamayan ya da anlamak istemeyenler de var ve sahadaki bu gerçekleri görmek yerine “Bu sınırlı bir harekât, sorunu çözmez, zaten YPG/PKK çekildi” diye konuşuyorlar. Evet, çekilme var ama buna tüyme demek daha doğru. Çünkü çekilmeselerdi TSK’nın karşısında hepten yok olacaklardı. Nitekim Trump’da kalan teröristlere tavsiye niteliğindeki “Umarım çekilirler çünkü yenmek çok zor” sözleriyle bunu açıkça ifade etti.. Dolasıyla da bu harekâtın önemini ve ne anlama geldiğini bir kez daha irdelemekte yarar var. Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin, anlatıyor:

“35-40 kilometre derinliğe iniyoruz. Kobani’den girmesek bile orası da bizim kontrolümüzde kalacak. Sınırımızdan PYD/PKK’yı uzaklaştırdık, birliklerimizle orada üs kurduk. Bu Türkiye’nin emniyetini 35-40 kilometre ilerden sağlamak demektir. Bunların havanlarla diğer mühimmatlarla Türkiye’ye taarruz etmesini önlemiş oluyoruz ve YPG’yi ortadan kaldırmak için bir adım daha atmış oluyoruz. Konjonktüre bakacağız ABD’yle mi olacak, yoksa Suriye ile anlaşmayla mı olacak oraya kadar geliyoruz. Dolayısıyla eninde sonunda böyle bir çatışma olacak. Bir de onların yapmış olduğu etnik temizliğe karşı o bölgeye sığınmacıları getiriyoruz. Böylece etnik temizlik konusu da ortadan kalkıyor. Yani daha ne olacak? Bir hareketle bütün sorunlarınızı çözemezsiniz. Zaman içerisinde stratejiler kapsamında olayları değerlendirip ona göre hareket etmek gerekiyor. Şimdi bir hamle yaptık. Belki bundan sonra ikinci üçüncü hamlelerde YPG/PKK’yı ortadan kaldıracak bir harekât yapacağız.”

Şu anki hamle Türkiye’yi ne kadar rahatlatır?

“Uzun süre rahatlatır. En azından yeni Anayasa yapılırken Türkiye diyecek ki Anayasayı çıkarın tamam ama buradan PYD/PKK çıkmadığı bunların silahları toplanmadığı sürece ben hem Fırat’ın doğusu hem Fırat’ın batısındaki varlığımı devam ettireceğim. Kim çıkaracak ki?”

ABD ve Rusya çık derse?

“Diyemezler, nasıl diyecekler. ABD, Rusya’ya evet anlaşma yaparken ya da girerken bazı şeyler söyleniyor, onlar da dikkate alınıyor ama emir eri değiliz ki çık, gir falan. Yapamazlar böyle bir şey. Türkiye’nin de kendine göre ABD ve Rusya’ya sağladığı bir takım kolaylıklar var. ABD niye razı oldu buna çünkü Türkiye kendi başına bir harekât yapacaktı. Ve ABD’nin oyunu bozulacaktı. ABD karşı çıkarsa da Türkiye’yi biraz daha Rusya’ya itecek, NATO’da bir çatlak meydana gelecekti.”

ABD karşı çıkamazdı yani?

Yazının devamı...

ABD’ye rağmen barış koridoru

10 Ekim 2019

Mehmetçik, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarından sonra çok zor bir görevi daha üstlendi. Hedef Fırat’ın doğusunda barış koridoru, dolayısıyla da ABD’nin gölgesinde yıllardır bölgeye çöreklenen YPG/PKK’lı teröristlerin oluşturmaya çalıştıkları terör devletçiği hayalini hepten yok etmek. Ve tüm bölge halkını terörün, teröristlerin pençesinden kurtarmak...

Öncelikle Silahlı Kuvvetlerin tüm unsurlarına muvaffakiyetler dileyelim... Kılıçları keskin, yolları açık olsun. Hiçbirinin ayağına taş değmesin. Gittikleri gibi sağ salim geri dönsünler...

Sonra da harekâtla ilgili detaylara ve gerçeklere dönelim. Özellikle de Türkiye’nin bu konudaki kararlılığına... Çünkü Türkiye sınırlarında bir terör devletçiği oluşturulmasına asla izin vermeyeceğini bugüne dek defalarca deklare etti. Hatta dikkate alınmadığında neyi, nasıl yapacağını bile çok açık ve net anlattı. Şimdi de ABD’ye rağmen Silahlı Kuvvetler bunları uygulamaya soktu. Bu bağlamda da dün saat 16.00’dan itibaren Türk Hava Kuvvetleri ile karadan obüsler istihbarat kaynaklarınca önceden belirlenen hedefleri tek tek vurmaya başladı ve vuruyor. Yani hava sahasının kapanması falan da hikâye.

O nedenle de askeri kaynaklara; göre bundan sonraki aşamada bölgeye giren kara birlikleri ve zırhlı unsurlar hızla güneye 30 kilometre derinliğe doğru inip hedefleri ele geçirecek, oralarda kurulacak üs bölgeleriyle de bağlantı yollarını kontrol altına alacaklar. Bu iş bittikten sonra da şehirlerde ve meskûn mahallerde arama, daha doğrusu terörist temizliğine başlayacaklar. İşin en zor tarafı da bu zira hem YPG/PKK hem de DAEŞ’liler tarafından terörist saldırıları riski söz konusu. Onun için de TSK devriye, keşif kolu çıkarmak ve diğer muharip hareketleri yapmak suretiyle bölgede alan hâkimiyetini sağlayacak. Açıkçası her şey en ince detayına kadar planlanmış durumda.

Yazının devamı...

‘Barış Pınarları’nın önünde kimse duramaz

7 Ekim 2019

Fırat’ın doğusunda bir oldubittiye asla izin vermeyeceğini defalarca deklare eden Türkiye, teröristleri hamilikten vazgeçmesi için ABD’yi güzellikle ikna etmeye çabaladı ama olmadı. Göstermelik, tezgâh kokan kara-hava devriyeleri, hatta arada bir kendince cazip tekliflerle Türkiye’yi oyalayan ABD terör örgütü YPG/PKK ile arasındaki kirli ilişkiden vazgeçmedi, vazgeçemedi. Ve Türkiye baktı olmuyor, ABD ısrarla yan çiziyor, dolayısıyla da her zaman var olan harekât seçeneğine döndü. An itibarıyla da Barış Pınarları diye harekâtın kod adı bile konulmuş, hatta talimatlar verilmiş durumda. Yani artık sözün bittiği yerdeyiz. Aslında bu Menbiç deneyiminden de belliydi ama Türkiye önce müttefiklik adına ABD ile bir kez daha masaya oturdu ve bu sıkıntılı süreci sabırla göğüsledi. Dolayısıyla da uzlaşmacı olduğunu, konuyu savaşarak çözmek istemediğini açık ve net herkese göstermiş oldu. O nedenle de bu süreç bazılarınca gereksiz zaman kaybı olarak görülse de Türkiye’nin harekât kararındaki haklılığını ve ABD’nin karşısında yalnız olmadığını ortaya koyması açısından da doğru bir hamleydi denilebilir. Örneğin bu süreçte Rusya ve İran’ın açık desteği, dahası Şam yönetiminin terör örgütü YPG/PKK’yı tehdit ilan etmesi gibi... Yani geldiğimiz nokta itibarıyla evet Fırat’ın doğusuna harekâtın çok daha kolay olduğunu söylüyor. Niyesini İstanbul belli riskleri var ama bu konuda düşünmesi gerekenin daha çok ABD olduğu da ortada. Hele de daha önce yapılan Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı harekâtları ile TSK’nın imkân ve kabiliyeti dikkate alındığında… Ki bu bağlamda uzmanlar Fırat’ın doğusundaki bir harekâtın çok daha kolay olduğunu söylüyor. Niyesini İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi ve strateji uzmanı, emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu, anlatıyor:

Orada 60 bin silahlı YPG/PKK’lı terörist olduğunu uluslararası kriz grubu açıkladı. Elbette ki bunlar direnecektir, direnmeye çalışacaktır. ABD’de direnin diyecektir ancak Afrin’de nasıl direndilerse o kadar direnecekler, sonunda kaçacaklardır. TSK’nın zırhlı birlikleriyle yapacağı bir harekât olacak. Çünkü bölge düz arazi, Afrin’de olduğu gibi ormanlık, engebeli dağlık değil tankların ve zırhlı araçların kullanılmasına elverişli. Dolayısıyla evet terör örgütü EYP’ler, bombalı araçlar, intihar bombacıları, uzaktan kumandalı araçlar hepsini deneyecektir tünel kazmıştır direnecektir intihar teröristleri vardır ama bunların hiçbiri TSK’nın operasyonunu yavaşlatmaz. TSK Afrin’den daha hızlı, kolay ilerler.”

Ya ABD’nin teröristlere verdiği modern silahlar?

“Versin istediği kadar versin ne olacak. Diyelim ki bir iki tankımızı tahrip etti ama karşılığını alacak sonunda çekilecektir. Ellerindeki silahlar TSK’nın zıhlı araçlarını, tanklarını durduracak bir yeteneğe sahip değil. O kadar da değil yani.

On binlerce TIR silahtan söz edildi?”

“Doğru ama bir kere hava kuvveti yok, helikopteri yok.30-40 kilometre menzilli çok ağır topçuları yok. Kaldı ki bu silahlar Afrin’de de vardı, sonucu herkes gördü. Teröristler vur kaç taktiği uygular yoksa yok olur. Varsayalım bir mevziden tankınızı vurdu, mevzide kalırsa havadan ya da topçu veya silahla bulundukları yer nokta atışıyla hedef altına alınınca hepsi yok olur gider. Onun için PYD/PKK terör örgütün en fazla Afrin kadar hatta Afrin’den daha az direnecektir. Nerede problem olur? Meskûn mahalde, sokaklarda caddelerde, evlerin arasında olur. Oraya da TSK başta girmez. Afrin’de olduğu gibi…”

Peki, bu karardan dönüş olabilir mi? Ya da nasıl olur? Babüroğlu, devam ediyor:

“Şöyle olur. ABD derki tamam buyurun girin bazı yerlerde de biz bulunalım gibi bir orta yol bulunursa vazgeçilir. Ama ABD hiçbir zaman PYD/PKK’dan vazgeçtim demeyeceğine göre zor...”

Yazının devamı...

Deprem gerçekliği ve kafa karıştıran sözler

5 Ekim 2019

Marmara Denizi’nin içinden geçen fayın tek ya da parçalı olarak kırılacağı senaryo değil, artık bir gerçeklik. Tüm bu gerçekliğe karşın bugüne dek bu konuyu sallantıyla gelen korkular dışında pek önemsemediğimiz veya hafife aldığımız da çok net.

Çünkü 1999’da yaşadığımız felaket sonrasında “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye verilen sözlerin üzerinden yıllar akıp geçti ama 5.8’lik son sallantıda gördük ki biz hâlâ “Deprem değil, çürük bina öldürür” gibi bir başka gerçekliği ikna noktasındayız. Yani konuşuyoruz ama arzu edilen yolu alamıyoruz, alamadık. Hem devlet hem de vatandaş açısından. Geldiğimiz an itibarıyla yine bir başka gerçeklik ise korkulan depremin büyüklüğü ve felaket senaryoları açısından bazı deprem bilimcilerin diğerleriyle çelişen, özellikle de daha iyimser açıklamaları. Hatta Marmara’daki faylarla ilgili bariz hatalar yapıldığına dönük iddiaları.

Örneğin, daha birkaç gün önce deprem bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, “Tuzla’dan, Çekmece’ye kadar olan ‘Adalar fayı’ normal bir faydır. Bu fayı, Kuzey Anadolu fayı diyerek toplumu yıllarca paniklettiler” şeklinde bir açıklama yaptı. Buna vatandaşların sosyal medyadaki kuşkulu ve endişeli mesajları da eklenince daha önceleri sıkça konuşulan ama şimdilerde Silivri’deki hareketlilik nedeniyle biraz geri plana düşmüş havasındaki Adalar Fayı konusunda kafalar hepten karıştı. Dolayısıyla da İstanbul’u tehdit eden Kuzey Anadolu Fayı’yla (KAF) ilgili bilgileri irdelemekte yarar var. Adalar Fayı ve potansiyel riskleri Marmara’nın tabanını inceleyen isimlerden Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr.

Naci Görür anlatıyor:

Yazının devamı...

PKK’lı teröristlerin inlerine kış baskını

3 Ekim 2019

Güvenli bölge konusunda Fırat’ın doğusuna dönük operasyon zamanı ve seçenekleri tartışılırken Türkiye bir yandan da PKK’ya karşı kuzey Irak’ta ve yurt içinde amansız mücadele veriyor. Bu bağlamda da teröristleri adım adım takip ediyor, buluyor ve etkisiz hale getiriyor. Mücadelede gelinen durum itibarıyla da PKK’nın Kandil’deki tepe kadrosundan pek çok isim susturuldu, yurt içinde ise teröristlerin mevcudiyeti çok aşağılara düştü. Bu arada dağa çıkışlar da azaldı. Bunda da kesintisiz devam eden operasyonların payı büyük. Örneğin, Bakan Soylu’nun verdiği bilgiye göre, sadece bu yılın ilkbahar-yaz döneminde 23’ü büyük toplam 12 bin 382 operasyon gerçekleştirildi. Şimdi de sıra sonbahar ve kış dönemi operasyonlarında. Yani kar kış, her türlü olumsuz hava koşuluna rağmen kesintisiz operasyon stratejisine devam. Amaç, gerek eleman gerek barınak gerekse moral noktasında ağır bir darbe vurulan terör örgütüne soluk aldırmamak. Dolayısıyla da teröristlerin eskilerden kalma kış uykusuna yatma taktiklerini çökertmek. Çünkü inlerine çekilen teröristler 2-3 ayda ilkbahar-yaz günlerine hazırlık yapıyorlardı. Bundan böyle ise onlar adına korku dağları bekleyecek. Nasılını Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski başkanı, emekli Korg. İsmail Hakkı Pekin anlatıyor:

“Kış operasyonları eskiden de yapılıyordu yeni bir şey değil ama şöyle bir şey var; genelde PKK yaz sonunda sonbahar içerisinde kış hazırlıklarını bitirir, çekilir, bir yerlerde durur, normalde pek oralara girilmeyebilirdi. Şimdi bütün kış boyunca teröristleri arayıp bulacaklar. Çünkü onlar kış boyunca fiilen çok fazla terörist faaliyette bulunmuyorlar, genelde korunaklarda, mağaralarda ideolojik eğitim yapıyorlar. Dolayısıyla da şimdi yapılacak iş teröristleri arayıp bulmak, kaldıkları mağaraları, sığınakları ortaya çıkartmak, ikmal yollarını kesmek.”

Tam anlamıyla inlerine baskın yani?

“Evet, inlerine girecekler, teker teker arayıp bulup inlerine girecekler. Çünkü kışın zayıf oldukları için iz bırakmazlar. Kışın hareket kabiliyetleri çok düşük. Kaçarken bir tarafa giderken kardan buzdan dolayı yakalanma ihtimalleri çok büyük olduğu için mümkün olduğu kadar kışın eylem yapmazlar.”

Peki ya Silahlı Kuvvetler’in kış şartlarında durumu? Pekin devam ediyor:

“Silahlı Kuvvetler’in kış şartlarına karşı donanımları çok iyi. Cep sobaları, ayak sobalarından korunaklı parkalar, rüzgâr pantolonları, su geçirmez botlara kadar her türlü teçhizatı var. Karda giden paletli, kızaklı araçlarımız veya helikopterler  kullanılıyor. Dolayısıyla, hareket kabiliyeti çok yüksek. Onun için, PKK’lı teröristler kışın arazide eylem yapmak istemezler. Çünkü hemen yakalanırlar, yerleri belli olur, kaçamazlar. O nedenle de teröristleri inlerinde bulup yok etmek, dolayısıyla, ilkbahara çıkmalarını engellemek açısından kış operasyonları çok önemli.”

Her şartta operasyon o halde?

Evet, kesintisiz yapılacak ve arayıp bulma şeklinde olacak. Teröristler arayıp bulunacak, yok edilecek. Tabii bu özel bir istihbarat çalışması da gerektiriyor. İz yok, her yere kar düşmüş, siz gidip onun kaldığı yeri bulacaksınız. Ve teröristi imha edeceksiniz. Teröristleri bulma konusunda da İHA’lar çok kritik önemde. Çünkü teröristler barınakta kalsalar bile yiyecek için hemen çevredeki 20-30 metre uzaklıkta gibi birkaç yerleşim yerlerine çıkabilirler. Bu durumda İHA’larla yukarıdan teröristler anında tespit edilebilir. Çünkü insan gücüyle arayıp bulmak daha zor. Teknolojiyi yoğun olarak kullanacak TSK yani...”

Yazının devamı...

Sallanınca deprem gerçeğini anımsamak

28 Eylül 2019

ABD ile olan ilişkiler, Fırat’ın doğusuna dönük olası operasyon seçeneklerine odaklanmışken Silivri merkezli sallantılarla korku fayı kırıldı ve büyük panik yaşadık... İletişim çöktü, trafik kilitlendi, sosyal medyadaki yalan yanlış yönlendirmelerle de insanlar sokaklarda sabahladı. Tabii o arada da dikkatler bildik tartışmadaydı:

Sallantılar büyük depremin öncüsü ya da habercisi mi, o fayı tetikler mi?..

Bu bağlamda da deprem bilimciler ağırlıkla “Marmara bölgesinde büyük bir deprem bekliyoruz ama bu onun öncüsü değil” görüşünde birleşirken, “Bu sıkışmanın sonu hayra alamet değil” ya da “Bu depremin fayın iç dinamiklerini etkilemesinden endişe duyuyorum. Bugünkü deprem bu fayda kırılma başlatmıştır, kesinlikle öncü” diyenler de oldu. Sonrasında da yine bir başka tartışma beklenen büyük İstanbul depremini önceden bilmek mümkün mü noktasına uzandık. Bu konuda da “Hayır”cılar kadar, bilimsel çalışmaları örnek gösteren “Evet”çileri dinledik...

Bunlar merakları gidermek, vatandaşı rahatlatmak açısından elbette ki önemli ama beklenen sonu değiştirecek bir gösterge olmadığı da açık. Çünkü uzmanlara göre, o korkulan fayın tek ya da parçalı olarak kırılması kaçınılmaz. Zamanı da 1999’dan itibaren 30 yıl içinde (artı eksi 10-15 yıl) gibi periyot olarak belli ve felaket senaryosu açısından kum saati dolmak üzere, belki de doldu. Son sallantı da bunun en ciddi uyarısıydı. Dolayısıyla da artık anlık rahatlamalarla durumu geçiştirmek yerine deprem gerçeğiyle yaşamaya odaklanmak daha doğru. Ki bu konuda neler yapılması gerektiği yapı stoku ve kentleşme için de belli, insanları bilinçlendirme açısından da belli. Ve bunlar uygulandığında, “Çatı üzerime çökmeyecek, okulda çocuğum, iş yerinde ben göçük altında kalmayacağım ya da olası bir felaket anında nasıl davranmam gerekiyor” gibisinden deprem korkularının aşılacağı da açık. Çünkü o konuda da sınıfta kalmış durumdayız. Evet, kentsel dönüşüm diyerek çok sayıda bina yenilendi ama onların da doğru yerde ve doğru amaçla yapılmadığına, daha doğrusu rant odaklı olduğuna yönelik tartışmalar sürekli gündemde. Dahası, aradan 20 yıl geçmesine rağmen devlet daireleri, okullar, hastanelerin tamamı elden geçmiş değil. Tüm bunlar dikkate alındığında da olası depreme dönük en iyimser senaryo bile tüyler ürpertici...

Özetle; 1999’da yaşadığımız felaket sonrasında “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye verilen sözlerin üzerinden yıllar akıp geçti ama biz hâlâ her sallantı sonrasında öncü olup olmadığını ya da beklenen büyük depremin zamanını ve önceden bilinip bilinmeyeceğini tartışıyoruz. Hem de bilinse dahi neyin, nasıl yapılacağı konusunun da flu olduğunu bile bile. O nedenle de artık bunları tartışmak ve her sallantıda sokağa dökülüp ondan sonra bir şey yokmuş gibi hayata devam etmek yerine büyük depremin her an yaşanabileceği gerçekliğiyle hazırlıklı olmaya odaklanmak daha doğru. Yani tam anlamıyla gerçek bir seferberlik durumu başlatmak şart. Yoksa bir sonraki sallantı, Allah saklasın, beklenen büyük deprem olabilir ve bunları bir kez daha konuşmaya gerek bile kalmayabilir...

Yazının devamı...