Adalet'ten Tantan'a yanıt

Adalet'ten Tantan'a yanıt


Tunca BENGİN

     İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın 'Cumhuriyet Savcıları koltuklarında oturmayıp suç örgütlerine karşı Emniyet teşkilatının önünde yürümeli' sözleri adalet camiasını kızdırdı. Samsun - Ladik Cumhuriyet Savcısı Beşir Çiflik, 'Savcılardan koltuklarını bırakıp (eğer varsa) yalınayak ve yürüyerek Emniyet araçlarının önünde hizmet isteyen siyasiler, önce sıkıntıları çözsünler' diyor. Ardından da gerçekleri sıralıyor:
     'Savcılar ödeneği dahi gelmeyen posta puluyla soruşturma yürütüyor, olay yerine gidecek araç bulamıyor, oturduğu koltukları dahi yerel teşkilatlar alıyor...'
       Lafı uzatmadan, halen Ankara'da dil öğrenimi gören cesur savcının, bize yazdıklarını aktarıyorum:
     "Sayın İçişleri Bakanımız, suç örgütlerinin bilgisayar gibi bütün teknik verileri kullanarak sistemli bir şekilde çalıştığını belirtmektedir. Örgütlerin içine sızdığı bilinen devletimizin bütün kurumları da (adliye hariç) bu teknik olanaklarla donatılmıştır. Adliyeler ise hala 1960'lardaki daktilolarla, güneş ışığına hasret mahzenlerde küflü dosyalar üzerinde çoğu zaman ödeneği bile gelmeyen posta pulu yardımıyla delilleri toplayıp soruşturma ve yargılama yapmak gayretindedir. Bugün cumhuriyet savcılarının yüzde 95'inin şehirlerarası görüşme imkanı yoktur. Yargılama ve soruşturmanın en önemli unsurlarından olan keşif ve otopsilere ödenekler geç gönderildiği için piyasalardaki en eski minibüslerle pazarlık ve ricalarla gidebilmektedir. Devletin her kadamesinde makam aracı saltanatı yaşanırken, Yargıtay üyeleri bile eski servis otobüsleriyle gidip gelmektedir. Yargıtay daire başkanlarına hurdaya çıkmış araçlar ve ayda bir depo benzin tahsis edilmektedir. Taşradaki birçok hakim - savcının koltukları o makamın yüceliğini bilen yerel teşkilatlarca sağlanmaktadır."

Kıyak yasalara tepki

     Savcı Çiflik zehir zemberek yazısına yasal sıkıntılara da değinerek, devam ediyor:
     "Adli kurumlara delil toplaması, suçluların yakalanıp adalete teslim edilmesi, bazı güçlerin delilleri karartmaması için kolluk kuvvetlerinin adli - idari şeklinde bir sınıflamaya tabi tutulup teşkilatlanması, adli polislerin sicil ve özlük haklarının cumhuriyet savcılarında toplanması çok geri ülkelerde bile gerçekleştiği halde, bizde olamamıştır. Devlet memurlarının neredeyse tümünün yargılanması idarenin iznine tabidir. Bazı kıyak yasaların jet hızıyla geçtiği günümüzde adliyenin prangası kırılamamıştır. Yıllardır adli personelin büyük maddi sıkıntı içinde olduğu üzüntüyle ikrar edildiği gibi, vicdanıyla cüzdanı arasında sıkıştığı, bu durumun yargı bağımsızlığını zedelediği bilinen bir gerçektir. Devletimiz, çöpçüsüne, işçisine, şoförüne gösterdiği değeri yargı erkinin bağımsız üyeleri olan hakim ve savcısına göstermemektedir. Kendi lehlerine olan bir yasanın iptal edilmemesi için yargının birlik ve beraberliğini bozmak pahasına az sayıdaki yüksek yargı hakimlerini yasaya dahil edip onların umutlarını da Anayasa'da hakim ve savcıların özlük hakları kanunla düzenlenir hükmüne rağmen Maliye Bakanlığı'ndaki birkaç bürokratın (miktarı belirtmesi için) iradesine terk edilmiştir."
       Gelelim yazının sonuna; tüm sıkıntılara rağmen hakim ve savcıların meslek onurlarına yaraşır şekilde çalıştığını vurgulayan Çiflik, sözlerini şöyle noktalıyor:
     "Mesleğimi çok sevdiğim ve bunları anlatmazsam yarın hak dağıtımında da sıkıntı yaşayacağımı bildiğim için bu satırları yazdım. Bu yüzden ismimin açıklanmasında bir sakınca yoktur..."

Görev bekliyoruz

     Konya - Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji mezunu Osman Doğanay, arkadaşları adına sıkıntılarını şöyle dile getiriyor:
     "Aynı sıralarda öğrenim gördüğümüz, ortak derslerimiz ve arkeoloji bilimine yakın bir branş olan Sanat Tarihi'nden mezun olanlar sınıf öğretmeni olarak atanırken, bizlere bu hak tanınmadı. Bizler Türkiye'mizin her köşesinde görev yapmaya hazırız. Yeter ki böyle bir fırsat verilsin."
       Milli Eğitim Bakanı Sayın Metin Bostancıoğlu'nun dikkatine...

     

Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr