Adaylık için siyasi birikim yetmiyor..

İktidar parti içi çalkantılarla yıpranırken ana muhalefette hafta sonuna dönük “sandık” heyecanı var. Heyecanın büyüğü de 88 milletvekili adayından 74’ünü ön seçimle belirleyecek İstanbul’da... Zira aralarında milletvekilleri, eski belediye başkanlarının da bulunduğu üç seçim bölgesindeki 106’sı kadın toplam 409 aday adayı kıran kırana yarış içinde. Daha doğrusu 29 Mart’ta oy kullanacak 230 bin CHP üyesine ulaşabilmek ve kendilerini anlatabilmek derdinde... Derdinde diyoruz çünkü en demokratik aday belirleme yöntemi olan “üyeyle ön seçim” kampanyalarında da haksız rekabet söz konusu. Örneğin ekonomik olarak güçlü aday adayları 5 yıldızlı otellerde, lüks restoranlarda tanıtım toplantıları, promosyonlu kahvaltı - yemek organizasyonları düzenlerken, parasal gücü olmayanlar bölge ziyaretlerini Akbil kullanarak otobüs ve metroyla gerçekleştirdi, gerçekleştiriyor. Yani bir yanda sefa öte yanda cefa...
Dün bu durumu konuştuğumuz İstanbul İl örgütünde yöneticilik ve milletvekili danışmanlığı yapmış 25 yıllık bir parti üyesi öyle şeyler dedi ki şaşırdık:
“Aday adaylığı zor bir iş. Sadece tanınır olmak yetmiyor. Mezhep ya da hemşehricilik gibi alt kimlik bağlantıları da gerekiyor. Tabii en önemlisi de kendini tanıtma ve bazı ufak menfaatler sağlama açısından para gücü. Çünkü bunun maliyeti 100- 150 bin liradan başlıyor, potaya girme niyetine göre de 300 - 400 bin lirayı buluyor. Ve de adaylık garantisi yok.”
Bunlar sandık öncesi, yani kampanya dönemiyle ilgili incelikler(!) ama bunun bir de oylama gününe dönük olanları varmış:

“Ön seçim için öncelikle üye yapınızın çok sağlıklı olması gerekiyor. Çünkü parti üyesi her şeyin farkındadır, doğru seçim yapar diye düşünüyorsunuz ama bazı yerlerde birinin ricasıyla ya da belli bir alt kimliğe bağlı olduğu için topluca üye yapılmış insanlar var. O nedenle çeşitli güç odaklarının oluşturduğu ‘anahtar’ listeler çıkacaktır. Örneğin 1. bölgede yazılması gereken en az 14 kişi için isimler sıralanacak ve kendi adamlarına, tanıdıklara bunlara verin diye dağıtılacaktır. Bu duruma göre ‘döner’ listelere de dönüşebilir. O da şu, 14 kişilik listede değişmez beşli olur, geri kalan 9 ise esnektir. Yani değişebilir. Ayrıca bir de ‘bunu seçeriz ama yanına şunu eklersen’ diye ‘yan’ aday pazarlıkları yapılacaktır. O nedenle de çok sürpriz sonuçlar olabilir.”
Bakalım sandıktan ne çıkacak?..

Ege’de bitmeyen dram

Dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, aynı zamanda en önemli göç yollarından biri. Açıkçası hem sığınan hem de atlama tahtası olarak kullanan mülteciler nedeniyle ülkemiz ciddi sıkıntıda. Mersin üzerinden İtalya’ya kaçışlarda artış olduğuna dikkat çeken İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) Başkanı Metin Çorabatır, sadece 2014 yılında çoğunluğu Suriyeli 3 bin 500 insanın Akdeniz ve Ege’de boğularak öldüğünü söylüyor. Bunlar cesetleri bulunanlar ve kayıplar hakkında da doğu dürüst bir veri yok... Tıpkı ülkemizdeki Suriyeli mülteci sayısı gibi. Çünkü, ülkenin her yerine dağılan Suriyelilerin sayısı 2 milyonu aşmış durumda ama bilinen net rakam, yani kamplardaki kayıtlı nüfus 250 bin civarında. Ve en vahimi de bu sorunun nasıl aşılacağına dönük umut verici bir gelişme söz konusu değil...

Taksici olmayana plaka yok!..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) 12 Mart’ta aldığı karara göre, taksi plakasına sahip olmak isteyenlerden “şoförlük mesleğini geçim kaynağı olarak seçtiği ve sürekli olarak icra ettiği” şartı aranacak. Yani futbolcu, doktor, sanatçı gibi başka bir mesleğe sahip olanlar taksi plakası satın alamayacak. Bu kulağa hoş gelen ama gerçekte “taksiciyi” çok da ilgilendiren bir karar değil. Çünkü İstanbul’daki 18 bin plakanın çoğu zaten taksici olmayan ve bu işin ticaretini yapan beş - on kişinin elinde. Üstelik de “Aynı kişi birden fazla alamaz” yasağına rağmen... O nedenle trafikte dolaşan taksicilerin çoğu mal sahibi değil, şoför... Onların arasında da yaklaşık 2 milyon lira plaka bedelini verebilecek baba
yiğit yok...

KIRMIZI HAT

İki haftadır en az 300 milletvekiline ve neredeyse bütün dernek ve vakıflara başvurdum. Bırakın yardımcı olmayı tenezzül edip geri dönen bile olmadı. Bir insan nasıl çaresiz kalıp yasa dışı işlerle uğraşır daha iyi anlıyorum. Çok şükür henüz o işlere bulaşmadım ama ramak kaldı. Namusumuzla para kazanacak iş bulamadım. Yardım edilmesi gerekirken öğrenciyi kaz gibi görüyor esnafımız memurumuz ve en acısı da devletimiz. Kazara AB’ye falan üye olmayalım çünkü bu ülkede bir tane eğitimli insan kalmaz -Hüseyin Savcı