Adına şarkı yazılan gemi

1952 doğumlu “Bahçe” üçlüsü hızlarıyla şehir hatlarının efsane vapurlarıydı. İskeleden açıldıklarında rüzgarlarına yanaşılamazdı. Dizaynları da diğer vapurlara göre daha keskin ve uzundu. Merdivenleri dardı ama, gül ağacıyla bezenmiş kapalı salonları çok ferahtı. Üçüncü katları ise püfür püfür esen boğaz manzaralı koca bir teras gibiydi. Yolculuklarına doyum olmazdı.
İskoçya yapımı ikizler “Dolmabahçe” ve “Fenerbahçe” 1953 yılında Marmara’nın mavi sularıyla tanışmıştı. 1952’de İstanbul’a gelen “Paşabahçe” ise daha farklı ve hızlıydı. En şiddetli lodos bile umurunda olmaz, seferlerini sürdürürdü. Bu özelliklerinin 2. Dünya Savaşı bitmeden hemen önce “savaş gemisi” yapılmak amacıyla kızağa konulduğundan kaynaklandığı söylenir. Örneğin Vikipedi’de gemiyle ilgili şu bilgiler yer alıyor:
“İtalyanlar o zamanlar blok inşaat da keşfedilmediği için koca omurgayı kızağa koymuş, ana postaları yavaştan kaynaklamaya başlamışken savaş sona eriyor.Bu durum karşısında yana yakıla ne yapacaklarını düşünen tersane sahipleri tarafından Türkiye‘den gelen sipariş üzerine şehir hatları vapuruna dönüştürülüyor.”

‘Savaş gemisi değildi’
Bugün kendisi de tarih olan Türkiye Denizcilik İşletmeleri Tarih ve Sanat Merkezi’nin eski Müdürü Ali Bozoğlu ise bunun tamamen bir söylentiden ibaret olduğunu söylüyor. Çünkü Bozoğlu’na göre; uzak hatlar için sipariş edilen geminin teknik şartnamesinde hızının 18 mil olması özellikle vurgulanmış. Bu hızda gidebilmesi içinde savaş gemisi normlarında inşa edilmiş. Bozoğlu, geminin hikayesini teknik şartnameyi hazırlayan kontrol mühendisi ve 1962-67 yılları arasında Genel Müdürlük yapan Nedret Utkan’ın hayatta olan eşi Mürvet Utkan’dan (gemiyi kızaktan indiren kişi) dinlediğini belirtiyor. Bunlar da Mürvet Hanım’ın anlattıkları:
“Ortada gemi yok sacları kesiliyordu. Montaja geçildikten sonra gemi şekillenmeye başlamıştı.Samsun ve İskenderun gemilerinin inşaasını da takip ettim ama nedense Paşabahçe bana daha sıcak geldi. Onu hep oğlum diye sevdim ve halen de seviyorum.”
“Paşabahçe” vapurunu sadece Mürvet Hanım değil, tüm İstanbul çok sevdi. Öyle ki;Paşabahçe vapuruyla yolculuktan etkilenerek yazılmış şarkı (Söz:Fethi Karamahmutoğlu-15 Mayıs 1959, Beste:Rüştü Eriç)
bile var:
Darılmışken hayata dün/Tüm insanlık dostum bugün/Yaşadığım sanki düğün/Paşabahçe vapurunda/...

Şimdi Beykoz’da
Yarım yüzyıldır Kadıköy,Adalar ve Yalova arasında gidip gelen,bu gemilerden “Dolmabahçe” artık yok,“Jilet” oldu.
22 Aralık 2008’de veda seferini yapan ikizi “Fenerbahçe” Haliç’teki Rahmi Koç Müzesi’nde demirli.
Beykoz Belediyesi’nin sahip çıktığı en kıdemlileri “Paşabahçe” ise adını aldığı sahilde. Belediye binası önündeki iskeleye bağlanan vapurun, kültür ve sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapacağını belirten başkan Yücel Çelikbilek, içinde ayrıca cam sanatları müzesi, kütüphane ve restoran olacağını söylüyor. Başkan Çelikbilek, “İstanbul’un simgeleri arasında yer alan vapur bundan böyle adını taşıdığı yere tarihi değeriyle zenginlik katacak” diyor.