Afyon Cezaevi'nin iç yüzü

Afyon Cezaevi'nin iç yüzü


Tunca BENGİN

Sabancı suikastinin tetikçisi Mustafa Duyar'ın susturulmasının üstünden sadece iki hafta geçti. Ama, ülkede gündem öyle hızlı değişiyor ki; neredeyse unutuldu.
Ancak; Afyon Cezaevi'ne silahı kim soktu, infazı gerçekleştiren Karagümrük Çetesi elemanları neden aynı odada kalıyorlardı, şaibeli müdürleri kim atadı, Duyar'ın 'beni öldürecekler' uyarısı niçin dikkate alınmadı; gibi soruların yanıtı hala yok.
Duyar'ın gazeteci Can Dündar'la görüşmesinin neden engellendiği de geçiştirildi. Dahası; yasakçı bürokratta yerinde duruyor.
En önemlisi de Afyon Cezaevi'nde ne değişti?..
Maalesef hepsi sır.
Doğruyu söylemek gerekirse; artık aydınlanacağına da inanmıyorum.
Ama yine de; cezaevinden elime ulaşan iki mektubu sizlere iletmek istiyorum.
Can güvenliği nedeniyle kimliğini açıklamadığım bu mektupların sahibi, geçmişte önemli görevlerde bulunmuş, bugün 20 yıla hükümlü bir kader kurbanı.
İddiaları, Afyon Cezaevi'nin durumunu ortaya koyuyor.
Önce bana yazılanı aktarıyorum:
"Ben müessif bir olay sonucunda ceza alan bir hükümlüyüm. 1,5 yıl Afyon Cezaevi'nde kaldım. Şimdi de Burdur Cezaevi'ndeyim.
İ.Ü. Edebiyat Fakültesi mezunuyum. 16 yıl öğretmen ve idareci olarak görev yaptım.
Afyon Cezaevi'nde iken yaşanan haksızlıkları, yolsuzlukları Adalet Bakanlığı'na, Afyon Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe ile bildirdim. Ancak kimse kulak asmadı. D... adlı mahkum arkadaşta aynı şekilde dilekçeler yazdı.
Başsavcı 1998\1347 sayı 1998\1897 kararla soruşturmaya gerek yok diyerek dosyayı kapattı.
Cezaevinde bir huzursuzluk yaşandığı halde; ilgisizlik sonucunda koğuş basıp adam öldürüldü.
Olay ben geliyorum diye diye geldi. "

Neden dikkate alınmadı

Aynı kişi, Duyar'ın öldürülmesinden üç ay önce Afyon Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği 11 Kasım 1998 tarihli mektubunda ise şöyle diyor:
"26 aydır hükümlü olarak cezamı ifa etmekteyim. Şu ana kadar ne cezaevi yönetimi ne de mahkumlarla hiçbir problemim olmadı.
Ancak müdür olarak atanan Halil Uygun'un cezaevini kanun ve yönetmeliklerden uzak ortaçağ zihniyeti ile yönetmek istemesi, mahkumu huzursuz etmiştir.
Sayın Başsavcım, cezaevindeki bazı olumsuzluk ve yanlışları zat-ı alinize arzediyorum. İlgilenirde çözerseniz tüm mahkumlar size minnettar kalacaktır:

Dönen dolaplar

. Halil Uygun göreve yeni başladığında Edirne'den ev eşyalarını, Ordu'dan ailesini getirdiğini söyleyip benden 100 milyon lira aldı. Parayı istediğimde 'rahat etmek istiyorsan, can güvenliğin önemli ise 100 milyonu unut, ayrıca her ay 50 - 100 milyon lirayı gözden çıkar' dedi.
. 2 Ekim 1998 de koğuşa geçmek için, 6, 9, 12 Ekim 1998 tarihlerinde de usulsüzlüklerle ilgili dilekçelerim cevaplandırılmadı.
. 100 mahkumun şikayet dilekçesi imha edildi.
. Hücrelerin tamamı dolu. Mahkum sesini duyuramıyor.

Baskı, zulüm hakim

. Dayak ve işkence var. Örnek; Şah İsmail, Hasan Ataç, Mahzuni Bilican, Kenan Özüak'ın yaşadıkları.
. Mahkum Afyonlu ve yabancı diye ikiye ayrılmış durumda.
. Kesici aletler mutfakta çalışan mahkumlar tarafından 7. koğuşa getiriliyor. Depocu Bekir Demirhöyük bunları 3 - 5 milyon lira karşılığında diğerlerine satıyor.
. Bekir Demirhöyük aynı zamanda yeni gelen mahkumlardan yatak parası diye haraç alıyor. Parayı yöneticilerle paylaşıyor.
. 8 ve 9. koğuşlar kumarhane gibi. Yönetim buna göz yumuyor.
. Berberde ücret alınması yasak. Ancak mahkumdan zorla alınan paralar gardiyanlara gidiyor."
Yorum sizin...



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr