Aklı başında Avrupalı Türkiye’yi kaybetmek istemez

İngilizlerin AB’den çıkma kararı nedeniyle katı kurallı “Federal Avrupa” hayali şu aşamada mümkün değil. Çünkü bu karar Avrupa’daki AB karşıtlarının ekmeğine yağ sürdü ve domino etkisi endişesi var. Bunun ilk işaretleri de Hollanda, Fransa ve Danimarka’dan geldi, yenileri de olabilir. O nedenle AB bundan sonra “daha çok entegrasyon” ile “daha esnek politikalar” arasında tercih yapmak zorunda. Yani daha gevşek kurallarla birarada yaşamanın yollarını aramak durumunda. İşte böyle bir esnek yapı olduğu zamanda Türkiye’ye bir yer bulmak da daha kolaylaşabilir...Tabi bu arada gaza gelinip duygusal bir kararla AB görüşmelerini referanduma taşınarak hepten kopartılmazsa...Nitekim bu yönde “bizi istemeyeni biz de istemeyiz” gibisinden oldukça duygusal yaklaşımlar söz konusu. Dış politikada gurur, aşk nefret olmadığını sadece çıkarların gözetildiğine dikkat çeken Avrupa Birliği ve Küresel Araştırmalar Derneği(ABKAD) Başkan Yardımcısı Can Baydarol, “bu çıkarların doğru analizi içinde kararlar verilir, kalkıpta ya bu adamlar bizi sevmiyor gibi lafları ortaya koyduktan sonra oylarsanız yüzde 75’ e yakın hayır oyu çıkartırsınız” diye referanduma karşı uyarıyor. Sonrasında da yeni gelişen durumun Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine dönük öngörülerini şöyle özetliyor:
“Kısa vadede çok olumlu etkilemez çünkü AB’nin şu an öncelikli gündemi genişlemesi falan değil kendi içlerindeki aşırı milliyetçilikle uğraşmak ve bunun bir domino etkisi olarak yayılmasını engellemek olacak. Malum aşırı milliyetçi tayfa Türkiye’yi de korku senaryoları çerçevesinde sonuna kadar kullanıyorlar. Bunun içerisine birde İslamafobiyi de sos olarak yaydıkları zaman daha beter bir görüntü çıkartıyorlar. Orta ve uzun vadede bakıldığı zaman İngiltere ile AB’nin nasıl bir ilişki modeli uygulayacağını çok iyi analiz yapmak onu çok yakından takip etmek lazım. İsmi tam üyelik olmayacaktır. Daha esnek bir entegresyon modeline doğru geçiş olur ki böyle bir model içerisinde Türkiye’ye şöyle veya böyle bir yer bulacaklardır. Çünkü Türkiyeyi kaybetmek aklı başında stratejik bilinen bir Avrupalı politikacı için göze alınacak bir şey değil. Sonuçta Türkiye jeostratejik bir pozisyonda şu anda. Yani doğuya Türkiye üstünden açılmaktan başka bir şansları yok. Ayrıca batı için bir tür tampon bölge görüntüsü çiziyor. Ama şu andaki kamuoyunun verilerine bakıldığı zaman yakın vadede Türkiye ile çok iyi ilişkiler gelişeceğini samıyorum. Yani ben en azından önümüzdeki 10 yıl Türkiye AB yolunun tam üyelik anlamında kapalı olduğu düşüncesindeyim. Ama orta ve uzun vadede bu avantaja dönüşebilir. Türkiye’nin yapması gereken olayı duygularla değil mantıkla izleyerek sakin kalmayı becermek ve mevcut AB yönetimi ile ilişkilerini çok fazla heyeacana gelmeden sürdürmeye çalışmak olmalı.”
Tabi bunların hepsi sadece bir tahmin çünkü şu anki gelişmelere bakıp da bu olacak demek hiç kolay değil...

Sallandıkça hatırlıyoruz

Marmara Denizi’ndeki art arda gelen sallantılarla korktuk ve beklenen “İstanbul Depremi”ni anımsadık. Hemen sonrasında da bildik tartışma vizyona girdi:
Sallantılar büyük depremin habercisi mi?..
Bu sorunun yanıtı vatandaşı rahatlatmak açısından elbette ki önemli ama beklenen sonu değiştirecek bir gösterge değil. Çünkü geçen yazımızda da vurguladığımız gibi Marmara bir deprem denizi ve altında canlı, aktif bir fay sistemi var. Yani bugün ya da yarın olmasa da İstanbul’u tehdit eden o fay bir gün kesinlikle kırılacak. O nedenle de olası depremin büyüklüğü, zamanı ve fayın durumu yerine İstanbul’un depreme hazır olup olmadığını tartışmak daha doğru. Zira bırakın yıkılacak, yangın çıkacak bina sayısı,kapanacak yolları ya da kentsel dönüşüme dönük hataları falan, daha İstanbul’da yaşayanların çoğu olası bir depremde ne yapacağını dahi bilmiyor. Örneğin; deprem olduğunda hangi semtte şuralarda toplanacaksınız, şu hastanelere gideceksiniz, ekmeğinizi suyunuzu buradan alacaksınız, şu numaralara başvuracaksınız diye eğitim verildi. Ya da evdeki ana sigorta nerede, doğalgaz vanası nasıl kapatılır, ufak bir yangın çıksa nasıl söndürülür bilen var mı, varsa da kaç kişi? Dahası 1. derece deprem kuşağında olan İstanbul’da evler, yatak odaları nasıl döşenir, duvarlar kesici, öldürücü incik, boncuklarla doldurulur mu diye kaç kişi düşünüyor. Oysa bunlar çok basit görünen, hatta söylendiğinde dalga geçilen ama felaket anında can kurtaracak önlemler.
Özetle dememiz o ki, çağdaş insanlar gibi düşünüp önlem almak için illa depremin darbesini yemeye gerek yok...