AP kararının mülteci yansıması

Eklenme Tarihi26.11.2016 - 2:30-Güncellenme Tarihi26.11.2016 - 1:03
AP’nin “Türkiye ile müzakereler donsun” kararı bağlayıcılığı olmasa da siyasi açıdan görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir belge. Bu nedenle gözler artık AB Komisyonu’nun ve özellikle de AB üyesi ülkelerin nasıl bir tavır takınacağında. Tabii bir de Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın ne olacağı konusu var. Çünkü Türkiye “Ben de bu anlaşmayı tanımıyorum” diyebilir, bu durumda da Avrupa’ya yeni göç dalgaları olabilir. Nitekim AP’nin bazı üyeleri de bu yöndeki endişelerini dile getirdiler, getiriyorlar ve Türkiye’den de bu yönde sinyaller var. Yani AB liderlerinin aralıktaki zirvesine kadar mülteci krizi ve müzakereler donsun konusunda hararetli tartışmalar devam edecek.

Peki, o zirvede de böyle bir kararın çıkması olası mı? “Mümkün değil’ diyen Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. M. Murat Erdoğan’ın dayanakları şunlar: 
“Olmayacağını herkes biliyor, çünkü orada oybirliği gerekiyor. Oybirliği konusunda da bugüne kadar Türkiye’yle müzakereler durdurulsun diyen iki ülke var; biri Lüksemburg, diğeri Avusturya. Dolayısıyla, oradan geçme ihtimali çok minimal. Kaldı ki AB’nin hiçbir şekilde Türkiye ile ilişkilerini bu şekilde kapatması kendi çıkarlarına değil. Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasi önemi açık ve AB ülkelerinde yaşayan milyonlarca insanımız var, yani pat diye ben ilişkileri kopardım diyecek halleri yok. AB’nin şu an bunu yapacak bir güçte olduğunu da sanmıyorum. Sebebi de sadece mülteciler değil, Türkiye’nin daha da istikrarsızlaş-masından ve Türkiye’nin kendisinin mülteci üretmesinden ürküyorlar.”
AP böyle bir kararı niye aldı o zaman?
“Bu Avrupa toplumunun gazını almak için alınan bir karar. Amaç Türkiye’de olanlara ilgisiz değiliz, tepkimizi gösteriyoruz ve AP olarak çok güçlü bir dayanışma içerisindeyiz demek. Bunun fiili bir karara dönüşmesi hiçbir şekilde mümkün değil. Zaten müzakereler yürütülmüyor, fiili olarak bloke olmuş, bir de bunun üstüne niye hukuki karar alsın, hiç gerek yok ki.”
Mülteci kozu
Doç. Erdoğan’ın bu karar Geri Kabul Anlaşması’nı nasıl etkiler ya da Türkiye anlaşmayı bozar mı sorusuna verdiği yanıt da şöyleydi:
“Türkiye sınır güvenliğini biraz boşlar, yani ‘Tamam, gidenler gitsin ben engel olmuyorum’ diyebilir Ama bu da 2015’te yaşadığımız gibi ciddi bir akın olmaz çünkü Türkiye’de yaşayan Suriyeliler böyle bir motivasyon içinde değiller. Ayrıca Balkan rotası dahil olmak üzere karşı taraftaki yollar kapandı. İnsanlar Yunanistan’daki adalara sıkıştılar bir yere gidemiyorlar. Fırsatını bulsalar Türkiye’ye dönecekler. Çünkü her şeye rağmen Türkiye’de özgürce dolaşabiliyorlar, yaşıyorlar, çalışıyorlar...
Bir de bizim çok fazla göz ardı ettiğimiz bir risk var. Olur da bu geri kabul anlaşmasını kapattık, ‘İsteyen gelsin, gitsin’ dersek o zaman bizim ülkemize yeni bir göç dalgası yaşanır. Yani şu an mevcut Türkiye’dekiler gitmeyebilir ama yeni gelecekler gitmek üzere gelirler, bir kısmı gider, yüzde 80’i yine bizde kalır. Dolayısıyla, bu politikayı da söylerken biraz daha dikkat etmek gerekir...

El Bab sonrası işler değişiyor

Türkiye El Bab’ı alarak hem güvenli bölgeyi sağlamlaştırmayı hem de güneyden olası bir Kürt koridoru tezini de çökertmeyi amaçlıyor. ABD’nin güdümündeki PYD/YPG ise bölgede bir Kürt oluşumu hevesinde ısrar ediyor ve Menbiç’i terk etmek değil savunmaya hazırlanıyor. Dolayısıyla, ABD ile ilişkiler hayli gergin. Dahası, Türkiye’nin El Bab’dan Halep’e doğru hareketlenmesinden Rusya ve Suriye memnun değil. Yani IŞİD’e karşı sürdürülen Fırat Kalkanı’nda şu ana kadar Suriye dahil herkes Türkiye’ye destek vermese de en azından köstek olmuyordu ancak El Bab sonrası için görüntü değişmeye başladı. Suriye rejimi tarafından yapıldığı değerlendirilen 3 askerimizin şehit olduğu son saldırı da bunun açık kanıtı. 
Özetle, tuzaklarla dolu Suriye bataklığında gerilim had safhada ve vekâlet savaşlarının her an ülkeler arası bir asli savaşa dönüşme riski söz konusu.. 
Bu durumda Türkiye ne yapacak ya da yapmalı? Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’un bu soruya yanıtı şu:
Türkiye üstü örtülü olsa da Suriye ve Rusya ile anlaşıp Fırat Kalkanı’nı başlattı ve Kürt koridorunu kesti. Bundan sonra da Türkiye’nin Fırat Kalkanı’nın ana maksadına ve politik hedefine uygun olarak güvenli bir askeri harekât yürütebilmesi için Suriye ve Rusya ile koordinasyon makamlarını kurup işletmesi lazım..
ABD ne der buna?
Zaten koridoru yapan ABD. Koridoru yapan ABD’ye karşı olduğunuza göre karşı güçlerle ittifak yapmak doğal. Doğal müttefiklik bu yani başka bir şey değil. Önce çıkarlarınızı koruyacaksınız, ondan sonra adımlarınızı atacaksınız. Başka çaresi yok. O ne der, bu ne dere girerseniz hiçbir yerden çıkamazsınız...