Boşaltılan köylerin çocukları şimdi YDG-H’li

Ülkedeki sıcak gündem Doğu ve Güneydoğu’daki sokağa çıkma yasakları ve sokak çatışmaları sonrası yaşanan göç dalgası... Teröristlerin kazdığı hendekler, kurduğu barikatlar, tuzakladığı patlayıcılar ile baskıdan bunalan Diyarbakır’ın Sur ve Silvan, Şırnak’ın Cizre ve Silopi ile Mardin’in Nusaybin ilçelerinde on binlerce vatandaş evlerini terk etti. Hizmet içi eğitim gerekçesiyle de bazı ilçelerdeki öğretmenler geri çağrıldı. Girilemeyen mahallelerde sokak çatışmaları haftalardır sürüyor. Ülkenin batısında ise hâlâ kamu güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle ciddi bir karamsarlık hakim. Açıkçası, Güneydoğu’daki bu hendekler, evlerin altındaki tüneller sadece PKK’yla çatışma meselesinin üstüne çıkarak ülkenin genel iç güvenliğiyle ilgili bir boyuta ulaştı. Dış politika konusundaki olumsuz hava, Suriye’deki gelişmeler ve Kobani ile irtibatlandırıldığında da Türkiye için oldukça riskli bir durumu ortaya çıkardı. Nitekim bu konu önceki gün siyasi partilerin parlamentodaki grup toplantılarında da dile getirildi. Ana muhalefet lideri olaylar için “Belli bölgelere girilemiyor. Beyrut gibi. Halk Suriyeli mülteciler gibi göç ediyor” benzetmesi yaparken, MHP Genel Başkanı “Sevr şartlarını aratmayacak gelişmeler yaşandığını” söyledi. İktidar ise bütün şehirlerin terör unsurlarından temizleneceği noktasında kararlı. O nedenle de sokaktaki insanın kafasında tek bir soru var:

Türkiye bu terör sarmalından nasıl çıkacak? Ya da sadece silahlı mücadeleyle çözüme ulaşılabilir mi?

Aslında bu soru yıllardır gündeme gelen ve her defasında da yanıt olarak “Tek başına güvenlik önlemleri yetmez” diye bilinen bir “ülke klasiği” ama bugün bir kez daha irdelemekte yarar var. İşte eski MİT Müsteşar Yardımcısı ve eski Diyarbakır bölge başkanı Cevat Öneş’in öngörüleri:

- 1990’lı yıllarda PKK’yla mücadelede köy boşaltmalarla sonuç alınabileceği düşünülmüştü. İşte o köylerden boşaltılan evlerinden yurtlarından göç ettirilen çocuklar bugün YDG-H’li gençler. Bugün evlerinden göç etmek zorunda kalanlar mutlaka YDG-H’ye tepki duyuyorlardır ama bir kimlik meselesiyle karşı karşıyayız. Her evi boşaltılanın mutlaka YDG-H karşıtı olduğunu da düşünmemek lazım. Çok dikkatli davranmak gerekir.

- YDG-H denilen PKK ile bağlantılı silahlı gençlik hareketinin şu anda bölge dinamikleri, halk tarafından desteklenmemesi önemli bir durum ancak çözüm süreci devreye girmez ve bu meseleye sadece güvenlikçi tedbirlerle bakma devam ederse bu hareketin bölge halkını da etkileyerek bir ayrılıkçı ruhsal hali ortaya çıkarmasını çok önemsiyor, üzerinde dikkatle durulması gerektiğini düşünüyorum. Masada tekrar muhataplarıyla görüşerek silahlı hareketi durduran bir ortamı yaratmak durumundayız. Siyaset bunun anahtarını bulmak zorunda.

- Öcalan’ın yakalanmasıyla başlayan ve 2000-2005 arası AB uyum yasalarının hayata geçirilmesiyle yakalanan iklimde PKK’nın silahsızlandırılması konusunda gereken adımların atılmayışı kritik eşiktir. 2005-2006 yılından itibaren söylemeye çalışıyorum; bu, nitelikli demokratikleşme adımlarına süreklilik kazandırılmaması ve Türklerin, Kürtlerin, tüm farklı kimliklerimizin benim anayasam diyebileceği bir toplumsal bütünleşmenin sağlanamaması meselesidir.

- Hükümetin silahlı mücadele yaparken, güvenlik tedbirleri alırken bunun paralelinde gecikmeye meydan vermeden tekrar barış masasına dönmeyi sağlayıcı adımlar atması ve bu konuda özellikle parlamentoda işbirliği şartlarını geliştirmesi önemlidir. Özellikle bu gelişmelerin bir Türk sorunu, yani Kürt meselesinin bir Türk sorunu haline gelmesini de engellemek gerekir.

- Bugün PKK biliyor ki silahlı eylemle herhangi bir sonuca varamaz. Devlet de biliyor ki güvenlik güçlerinin tedbirleriyle PKK’yı ortadan kaldıramaz. Bunu her iki taraf da biliyor veya bilmesi lazım. Şartlar ne olursa olsun ilk adım siyasetin, siyasi iktidarın sorumluluğundadır. Bunun zaten farklı bir örneği de olmaz. O bakımdan çözüm sürecini kurucu yeni adımlar mutlaka toplumsal barış talepleri devam ettiği için toplumsal karşılığını bulacaktır. Bunu yenilmişlik meselesi ya da duygusal bir boyuta getirmemek gerekiyor. Çünkü şehit olanlar, ölenler hepsi bizim vatandaşımız bu sorunu çözmek zorundayız.

- Güneydoğu’da ne olup bittiğini Türkiye’nin batısı bilmiyor. O bakımdan, ciddi gelişen olaylar konusunda atalet var gibi bir görüntü hakim. Sadece PKK’nın silahlı hareketi yönüne bakarak bunu sonlandırdıktan sonra bu meseleyi ele alabilirim düşüncesi yanlış. Dünyadaki tüm uygulamalarda şartlar ne olursa olsun barış konusunda kararlı olan çatışmaları barışçı metotlarla, demokratik metotlarla çözme iradesini öne çıkaran ve bu iradeyi toplumla paylaşıp desteği alan düşünce yapıları ve politikalar başarılı sonuçlar almıştır.