Çaylar şirketten

Çaylar şirketten


Tunca BENGİN

     Gümrüklerdeki vurgunun arkası kesilmiyor. Şimdi de çay kaçakçılığı. Tonlarca çay, beş kuruş vergi ödemeden Türkiye'ye sokulmuş. Devletin kasasına girmesi gereken dolarlar, ithalatçı firmaların - hırsız gümrükçünün cebine gitmiş. Hem de göz göre göre...
       Elimde 8 Ekim 1999 tarihli, Gümrük Başkontrolörü Mustafa Akçil ve Gümrük kontrolörü Adnan Akgöz imzalı soruşturma raporu var. Raporda; Yeniçağ Dış Ticaret A. Ş ve Egekim Kimyasal Ürünler İthalat - İhracat ve Sanayi Ltd.'nin yüzde 145 gümrük vergisine tabi 'siyah çayı', gümrük vergisinden muaf 'Paraguay Çayı' diye yutturduğu iddia ediliyor. Rapora göre; İzmir Gümrüğü'nden böyle 6 - 7 konteyner dolusu çay girmiş. Hazine batmasın da ne olsun. Hem vergi kaçıyor, hemde yerli çayın elde kalıyor. Oysa kağıt üstünde önlemler mevcut. Örneğin; çayın cinsinin Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Araştırma Enstitüsü'nce tespit edileceği öngörülüyor. Bu konuda Gümrükler Genel Müdürlüğü'nün 14 Ağustos 1995 tarih 43034 sayılı talimatı da var. Ama İzmir Gümrüğü ne yapıyor? 'Şirketin beyanı yeter' deyip 'Geç' diyor. Oh ne güzel tezgah...
       Raporda; Yeniçağ firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kılınç, Genel Müdürü İsmet Ölçer ile Egekim'in Genel Müdürü Rıfat Özkesen'in ifadelerine de yer veriliyor. Firma yetkilileri, ithalatın kurallarına göre yapıldığını, çayın beyan edildiği gibi siyah ama 'Paraguay' menşeli olduğunu öne sürüyor. Anılan firmaları ben de aradım. Aynı yetkililer (Hüseyin Kılınç'ın yerine yeğeni Ertan Kılınç) aynı sözleri bana da söylediler. Haksız yere itham edildiklerini iddia ettiler.
       Gelelim sonuca; firmalar ve üç - beş gümrükçü mahkemelik. Kararı yargı belirleyecek. Kaçakçılık, haksız kazanç bitecek mi? Hayır...

Köpeklere aşı

     Dünyanın unuttuğu kuduz, bizde hortladı. İnsanlar ölüyor, köpekler öldürülüyor. Merkezi ve yerel yönetimler ise seyrediyor. Görüntü Türkiye 2000 için utanç verici ve de tehlikeli. Önümüz yaz, sıcakla birlikte hastalık riski de artacak. Anlamı; önlem alınmazsa bu sezon da turizm patlaması nanay. 1999'da terör - deprem darbesi, şimdi de kuduz korkusu. Bir adım daha atalım, ya etini yediğimiz hayvanlara da bulaşırsa... Uygulanan karantinalar boşuna mı?
       Ayıplanacak durum. İngiltere'de kudurarak ölüm en son 1928'de görülmüş. Yani 72 yıl önce. Ama bugünün İngiltere'sinde köpekler de yaşıyor. Çünkü onlar, köpeklerin de bu hastalığın kurbanı olduğunu biliyor. 72 yıl önce de önlemini ona göre almış. Bizde ise bir yanda 'köpeklere ölüm' sloganları, karşısında hayvanseverler. Oysa çözüm basit. Başıboş köpekleri kısırlaştırmak ve kuduza karşı aşılamak. Bu görev kime düşüyor? Belediyelere. Onlar ise borç batağında, sürekli parasızlıktan yakınıyor. Hayvanı aşılamaya para yok ama; aynı yılda üç - beş kez renkli kaldırım taşlarına var. Ya merkezi hükümete ne demeli. Olaya neden müdahale etmez. Sorunun yanıtını Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Haluk Tokuçoğlu, veriyor:
     "Konunun en son muhatabı biziz. Bakanlık olarak görevimiz kuduz ihtimali olanları aşılamak. Ama işe el koyduk. Sağlık müdürlüklerini uyardık, İl hıfzıssıhha kurullarında yerel yönetimleri bağlayıcı karar almalarını istedik. Köpek katliamı doğru değil, başıboş bırakmak ise hiç doğru değil. Çözüm belediyelerin barınaklar yapıp, hayvanları aşılaması."
       'Para yok' diye ağlıyorlar?
     "Yapacaklar yapmazlarsa İller Bankası'ndan aldıkları paradan kesilir."
       Zaten kesiliyor. Hangisi tam alıyor ki?
     "Ama yine de bir miktar alıyorlar. Tabii; bu işi sadece belediyelerin üzerine yıkmak da yanlış. Valilerin, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını toplayarak bağlayıcı karar alması şart. Kuduzun asıl kaynağı yırtıcı hayvanlar ve fareler. Başıboş köpekler bunların kurbanı. Köpekleri korumaya yönelik aşı Türkiye'de yapılıyor. Yeter miktarda var ve ucuz. İnsanlar için ithal ettiğimiz aşıya ise yılda ödenen miktar 40 trilyon lira. Bunun dörtte biri ile bu işin altından kalkılır. Öyle ki; Avrupa'da yırtıcı hayvanların bulunduğu bölgelere dahi aşılı yiyecekler bırakılıyor."
       İyi de yıllardır aklınız neredeydi?..

Dolarla kadro

     Sağlık Bakanlığı'nda büyük teftiş var. Bakan Osman Durmuş'un talimatıyla geçmişe dönük tüm atamalar tek tek inceleniyor. İddia o ki; bir çok başhekim ve doktor ataması 10 - 20 bin dolar karşılığı yapılmış.
       Müsteşar Haluk Tokuçoğlu, 'Henüz somut bir sonuç yok' diyor. Ardından da ekliyor:
     "Söylenti yaygın. İsim isim liste var ancak müfettişler soruşturuyor. Belgelere ulaşmadan (rüşvetin belgesi nasıl olacaksa) açıklamak doğru değil."
       Bakanlıktaki bir başka hareketlilik de hastanelerin yemek ihaleleri. İncelemede hastaneler arasında büyük fiyat farklılıkları bulunmuş. Müsteşar Bey, bir çok ihalenin iptal edildiğini söylüyor. 'Sorumluları hakkında soruşturma açılıyor. Yakında açıklayacağız' diyor.



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr