CHP’de Pirus zaferi günü

Pirus Zaferi siyasi literatüre, M.Ö. 280 yılında antik Yunan kolonisi Tarentum’un kralı Pirus’un Roma İmparatorluğu’na karşı yaptığı harekatın hediyesidir. Pirus, Roma ordusunu alanda yenmiş ama ordusunun tamamını kaybetmiştir. O nedenle de esas olarak kazanılan zaferin verilen kayıplardan sonra anlamsız hale gelmesini ifade eder. Dolayısıyla da bu tanımlama çok kritik bir yerel seçim öncesinde CHP’de yaşanan koltuk kavgası ve yaratacağı sonuçlar açısından fazlasıyla örtüşüyor. Çünkü bugün büyük olasılıkla ya İnce’nin dediği olacak ve olağanüstü seçimli kurultay süreci başlayacak ya da Kılıçdaroğlu koltuğu koruyacak ve bir kez daha vitrin makyajıyla durumu geçiştirecek. Yani delege hesabıyla ikisinden biri kazanacak ama sokağın ve parti tabanının havasına göre; kazanan hangisi olursa olsun kaybeden CHP olacak? Nitekim dün konuştuğum CHP’nin akil insanlarının görüşleri de aynı yöndeydi:

“Kurultay toplansa da kötü toplanmasa da, İnce kazansa da kötü Kılıçdaroğlu kalsa da kötü. Çünkü sokakta çok büyük tepki var, insanlar her yerde öfkelerini açıklıkla dile getiriyorlar. Yani sonuç her ikisi açısından da Pirus zaferi.”

Peki bunlar öngörülemeyecek bir durum muydu? Değil elbet, zaten öngörülmüş ve her iki taraf da ısrarla uyarılmış da. Örneğin akil insanlar İnce’ye demişler ki:

“Çok başarılı bir kampanya yürüttün, herkes seni çok sevdi, parti olarak seni esirgemeliyiz ve geleceğe hazırlamalıyız. Yurt dışında ve içinde yoğun programlar organize edilebilir. Onun için bu aşamada kurultay talebinde bulunma, bulunacaksan da da yerel seçimlerin sonucunu bekle. Hem yanlış olur hem de partinin yerel seçime Kemal Bey’le gitmesi senin için aslında bir şans. Üstelik şu anda milletvekili değilsin, o nedenle siyasi partiler yasasına göre grup başkanı olamayacaksın. Ve bu grup da büyük ölçüde Kemal Bey’in seçtiği bir yapı. Nitekim 4-5 kişinin dışında bütün milletvekilleri kurultay olmasın diye bildiri yayınladılar. Dolayısıyla grup başkanı başkası olacak ve sen o ortamda çalışmak zorunda kalacaksın. O da yanlış olur.”

Kılıçdaroğlu’na da daha baştan önermişler ki:

“24 Haziran süreci mutlaka bir rapora bağlanmalı, bunu da yönetim hazırlamamalıdır. Nerede tıkanıklık yaşandı, kimler hata yaptı gibi tespitler ile nasıl başarı yakalanıra dönük öneriler ortaya konularak genel merkez organlarında tartışılıp sonuca bağlanmalı. Örgütteki huzursuzluğu gidermek için de yerel seçimlerde adaylar yeni bir yöntemle belirlenmeli. Yani genel merkezin tespitiyle olmamalı.”

Tabii gelinen durum itibarıyla neyin ne kadar dikkate alındığı, daha doğrusu parti çıkarlarının ne ölçüde önemsendiği ortada. Yani kaos. Ancak akil insanlara göre; CHP adına buradan da bir çıkış formülü var. O da şu:

“Yeterli imza toplandıysa zaten olağanüstü seçimli kurultaya gidilecek. Yok 626’yı bulmadı ama 500’ü aştıysa kurultayı yapmıyoruz demek de olmaz. Dolayısıyla da kurultayın formatı değiştirilebilir. Yani seçimsiz olarak bir başka gündeme oturtulabilir. Bir yerel yönetimler bildirgesinin kamuoyuna okunduğu CHP’de yapısal değişimin parametrelerinin ortaya konulacağı bir platforma dönüştürülebilirse bu belki insanları teskin eden ve tabana umut veren bir gelişmenin başlatılması olabilir.”

Özetle; kurultay kavgasının panzehiri yine kurultay...