94 yıl önce bugün Mustafa Kemal Atatürk, yakın arkadaşlarını Çankaya’da akşam yemeğine çağırmış ve onlara “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” demişti. Sonrasında da İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda (Anayasa) yapılacak değişikliklerin müsveddesini hazırlamışlardı. 29 Ekim’de de Meclis’in onayıyla Cumhuriyet tüm dünyaya ilan edilmişti. Peki, bunlar o gece yemeğe katılanlar için sürpriz miydi? Ya da Atatürk ülkenin yönetim şekli Cumhuriyet’i ilk kez yemekte mi duyurmuştu? Ve de o günün Türkiye’sinde siyasi hava nasıldı? Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin anlatıyor:

29 Ekim’den birkaç gün önce Atatürk Avusturya gazetesine verdiği demeçte “Bizim zaten idare şeklimiz esas itibariyle Cumhuriyet’tir. Çünkü Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun birinci maddesinde hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir deniliyor. Bu zaten Cumhuriyet idaresidir, sadece adı konmamıştır” diyor. Bu, Cumhuriyet idaresine geçişin bir beyanıdır. Bunu herkes biliyor o dönemde. Atatürk’ün cumhuriyetçi olduğu da daha 1909’dan beri bilinen bir durum. Dolayısıyla, bir gecede alınan bir karar değil, bu bir süreç. Bir de hükümet krizinin çıkmış olması artık bir çözüm üretmek gerektiği noktasına getiriyor Atatürk’ü.
***
Milli Mücadele devam ederken herkesin ortak bir hedefi var. O da ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak. Bu ortak hedef doğrultusunda herkes ideolojik görüşlerini bir yana bırakarak birlikte çalıştı. Fakat buna rağmen yine birinci, ikinci gibi gruplaşmalar oluşuyordu çünkü dünya görüşleri farklı. Örneğin, 1 Eylül gibi şöyle bir olay yaşanıyor: Büyük taarruz gerçekleştirilmiş, İzmir’in kurtarılmasına birkaç gün var. Halide Edip Hanım da o dönemde cephede ve Mustafa Kemal Paşa’yla aralarında geçen bir diyalogda, “Paşam, bir hayli yoruldunuz, artık İzmir de kurtarılmak üzere, bundan sonra herhalde biraz dinlenirsiniz” diyor. Buna Atatürk’ün vermiş olduğu cevap çok enteresandır ki o Cumhuriyet’e giden süreci ortaya koyar:
Olur mu? Bundan sonra birbirimizi yiyeceğiz...
***
Mustafa Kemal Paşa bir kenara çekilsin veya olursa bana da bir makam mevki vermesi gerekir diye düşünenler ve bunun getirdiği bir siyasi rekabet var. Dolayısıyla, Mustafa Kemal Paşa’nın ikinci adam olarak İsmet Paşa’yı seçmesi diğer potansiyel adayları rahatsız etti. Mesela şöyle bir olay yaşandı. Lozan Anlaşması imzalandıktan sonra Türkiye’ye dönen İsmet Paşa’yı o zaman başvekil olan Rauf Orbay karşılamak istemiyor ve seçim bölgesine bir gezi planlıyor. Mustafa Kemal Paşa buna çok kızıyor, “O zaman istifa et, istediğin yere git” diyor. Rauf Bey’in istifasından sonra da Meclis’in onayıyla Fethi Bey (Okyar) başvekil oluyor. 28’inde de Meclis’te 2. Başkanlık ve İçişleri Bakanlığı seçimi nedeniyle kulis var.                   
Yani 29 Ekim öncesinin Türkiye’si çok fırtınalı bir dönem. Ve bu zor günlerde Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan olarak tüm yetkiler üzerinde olmasına rağmen her adımı Meclis onayından geçiriyor...