Suriye ve Irak’ta yarı devletimsi bir yapı havasındaki DAEŞ kontrol altında tuttuğu toprakların neredeyse tamamını kaybetti, binlerce terörist de yok edildi. Ancak bu tüm dünyayı, insanlığı tehdit eden DAEŞ belasının sonlandığı anlamına gelmiyor. Çünkü o bölgelerdeki kalan savaşçılar geldikleri ülkelere geri döndü hem de daha radikalleşerek. Dahası, Irak veya Suriye’ye hiç gitmeyip sosyal medya üzerinden etkilenen ya da DAEŞ’e sempati duyan ve aynı radikal düşünceleri paylaşan kitleler, insanlar var. Bunların ortak özelliği de diğer savaşçılardan farklı olarak kışkırtıcı ve ucuz eylem türleriyle terörü küresel boyuta taşımak. Nitekim bunun örneklerini de son iki yılda Fransa/Nice, Almanya/Berlin, İsveç/Stockholm, İngiltere/Londra ve en son ABD/New York’ta gördük. TIR, kamyon, kamyonet gibi kiralık araçlarla kalabalığın arasına dalarak gerçekleştirilen benzer eylemlerde çok sayıda insan öldü, yaralandı. Son katliamı gerçekleştiren Özbek asıllı terörist de ifadesinde internetteki DAEŞ videolarından ilham aldığını açık açık söyledi. Yani askeri müdahaleler, bombalamalar savaş mekanizması DAEŞ’e yönelik bir çözüm ve gücünü zayıflatma gibi görülse de zihniyet olarak DAEŞ’i pek etkileyen bir durum değil. Hatta emekli tuğgeneral, Dr. Naim Babüroğlu’na göre, alan hâkimiyetini kaybeden DAEŞ “yalnız kurt” adı verilen bu eylem türüyle daha tehlikeli hale gelmiş durumda. Niyesi de şu:

“Ülkesine dönen teröristlerin takip edilme imkânı var ama yalnız kurtlar terör örgütüyle doğrudan fiziki temas olmadan, çeşitli yollarla örgütün ideolojik hedeflerini paylaşan, yöntemlerini benimseyen ve eylem kararını kendisi alan tek/iki kişilik hücreler. Bugün dünyanın değişik bölgelerinde birbirlerini tanımadan aynı hedefi paylaşan, sadakatini örgüte ispat etme sabırsızlığı yaşayan binlerce ‘yalnız kurt’ var. Örneğin, Suudi Arabistan’da DAEŞ’e sempati duyanların oranı yüzde 68 gibiydi. 2015’teki bir araştırmaya göre de Türkiye’de bu rakam yüzde 8 civarındaydı. Bunların kaçı yalnız kurt olur, kimse kestiremiyor, kestiremez. Yani tehlike çok büyük ve bu liderlerin, biz öldürürüz, yok ederiz, ülkemize sokmayız demesiyle bitmez.”
Peki, nasıl olacak ya da olmalı?
“ABD’nin yaptığı gibi, taşeron başka bir örgütü eğitip donatmakla veya kara gücü besleyip oraya operasyon yapmakla olmayacağı, olmadığı ortada. Yapılması gereken, dünya ülkelerinin ortak anlaşmasıyla Dünya Terörle Mücadele Merkezi ya da organizasyonu adı altında bir sistem kurmak. Mesela NATO merkezi bulunan Brüksel’de olabilir. Orada her ülkeden istihbaratçı temsilciler olur ve bunlar sürekli istihbarat paylaşımı, strateji geliştirme ve birbirlerine yardım koordinasyonu üzerinde çalışırlar.”
Bunlar yapılmıyor mu zaten? 
“Aylık, yıllık toplantı değil, sürekli olacak, bu işle uğraşacaklar ve analizleri kendi ülkeleriyle paylaşacaklar. Ülke güvenlik teşkilatları da bu konuda aynı şemsiye altında çalışacaklar.”
Özetle, tüm dünyayı tehdit eden terörle mücadelede yeni bir konsept geliştirmek kaçınılmaz. Tabii öncelikle de terörün, teröristin ortak tanımını yapmak kaydıyla...