Depremle yaşamaya alışmak!

Depremle yaşamaya alışmak!


Tunca BENGİN

     Bu işin şakası yok. Bilim adamları yine haklı çıktı. 7.2'lik facia da göstere göstere geldi. Tıpkı 17 Ağustos gibi. Şimdi sırada Akyazı hattı ve İstanbul'u tehdit eden fay var. Ve yine profesörler 'kırılma kaçınılmaz' diyor. Yani; 'Ey devlet, ey millet tehlike kapıda, artık aklını başına topla...'
     Yapılması gereken ne? Depremle yaşamaya alışmak... Ama görülen o ki; bilim dünyasının bu sloganı devlet tarafından yanlış anlaşılmış. Alışmak, soğukkanlılık ve cesaret olarak algılanıyor. Ve kentler silinirken, onlar seyrediyor. Oysa adamlar diyor ki; 'Şuralarda deprem her an olası. Binalar çürük, önlem alın...'
     Biz ne yapıyoruz? İşte 17 Ağustos'tan bu yana yaşadıklarımız. Yaklaşık üç aydır herkes konuşuyor. Hataları, eksikleri tartışmak güzel ancak; zaman kısıtlı, doğa acımasız. Hakkını yemeyelim arama - kurtarma çalışmalarında devlet bu kez varlığını hissettirdi. Ama ortada kalıcı önlem var mı? Hükümet deprem mücadalesi için 2000 bütçesinde ne kadar ödenek ayırdı? Örneğin İstanbul'da merkezi ve yerel yönetim ne yaptı? Kentteki binaların kaçta kaçı gözden geçirildi? Sağlam denilen yerler gerçekten güvenli mi? Defalarca dile getirdik; 'fırsatçılar türedi, depremin rantını yiyenler var' dedik. Ne değişti? Hiç...
     İTÜ Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Aykut Barka, Ekim ayının başında 'Düzce merkezli bir deprem bekliyorum, 6.8 - 7 arası olacak' diyor. Daha ne desin... Ama kimse tınmıyor. Sonuç, yine kan - göz yaşı... Oysa uyarıdan sonra öncelikle risk altındaki konutların denetimi yapılamaz mıydı?
     İşte şimdi de İTÜ Jeofizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlyas Çağlar, bağırıyor. 'Sapanca - Akyazı hattına dikkat' diyor. Devlet, uyarıyı dikkate alıp hızla bölgeyi mercek altına yatıramaz mı? Hatta gerekiyorsa boşaltamaz mı? Hadi, hiç değilse bu kez geç kalmayalım...

Vergi çözüm mü?

     17 Ağustos'un yaraları sarılırken, ülke ekonomisi bir darbe daha yedi. Yine yüzlerce ev, işyeri yıkıldı. Sadece önceki depremin faturası 4 - 5 katrilyon lira... Türkiye bu yükün altından nasıl kalkacak? Ya da hükümetin savunduğu gibi tek çözüm Deprem Vergisi mi?
       Maliye eski Bakanı Zekeriya Temizel, zor dönemlerde bu yöntemin kaçınılmaz olduğunu savunuyor. Ancak; 'Adaletli alınması' kaydıyla. Peki Türkiye'de herkes vergisini veriyor mu? Kesinlikle hayır. Kayıt dışı olanları bırakın, kayıt altındakiler dahi kaçıyor. Temizel, şöyle diyor:
     "2000 bütçesi için öngörülen gelirler toplamı 26 katrilyon lira. Bu paranın 19.2 katrilyonu vergi geliri. Maalesef Türkiye bunların yarısını toplayabiliyor. Yani kaba hesapla 10 katrilyon lirayı. Herkes vergisini ödese, deprem yarasını sarmak için ek vergiye bile gerek kalmaz."
       Düşünün bu bilinen kaçak. Ya kayıt dışı olanlar. Devlet, devlet gibi davransa sıkıntı bitecek. Ele - güne avuç açmaya dahi gerek kalmayacak. Ama nerdeee...
       Herkes gibi Temizel'de sanayi tesislerinin ısrarla deprem kuşağında yoğunlaşmasını eleştiriyor. 'Bırakın bölgeyi neredeyse yüzde 95'i fayın üstüne dizilmiş. Bazılarının başka bölgelere kaydırılması kaçınılmaz. Çünkü, depreme dayanıklı hale getireceğim diye yapılacak yatırım, yenisinden fazla olur' şeklinde konuşuyor. Temizel, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde arama - kurtarma çalışmalarına yönelik özel bir kuvvet oluşturulmasını da öneriyor. Ardından da 'Askerlik görevini bitirenler, sınavsız Sivil Savunma Teşkilatları'na alınır, böylece organizasyon süratle tamamlanır' diye ekliyor. Ankara'nın dikkatine...

Bankamatik sapıkları

     Bağdat Caddesi, Taksim, Şişli Bölgeleri'nde bankaların otomatik para çekme makineleri (ATM) sürekli arızalı. Ya kart almıyor ya da bağlantı kesik. Bankalara göre ise sorun makineden değil, hasta ruhlu kişilerden kaynaklanıyor. Çeteleri biliyorduk, şimdi de sapıklar çıktı. Bir banka yetkilisi şöyle diyor: "ATM'ler 1990 - 95 arasında sol ve sağ örgütlerin bombalı saldırılarına hedefti. Sonra kapağını zorlayan, camını kırmak isteyenler çıktı. Şimdi de kazı - kazan ve kibrit kutularıyla başımız dertte."

Faili meçhuller

     Nesim Malki cinayetinin kilit ismi Mehmet Sümbül'den hala haber yok. Sümbül için 'Susturuldu' diyen de var, yaşadığını savunan da.
       Aslında adam ünlü ve önemli olmasa hiç konuşulmayacak. Vahim olan da bu. Avukatlar ve aile, polisin çağrısı üzerine bir kaç kez İzmir ve Antalya'ya ceset teşhisine gitti. Sonuç; öldürülenler Sümbül ya da yeğeni değil. Bakalım daha kaç teşhis çağrısı olacak. Bu işin bir yüzü, ya diğeri? Ülke sahipsiz ceset kaynıyor, kimliklerini merak eden yok...



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr