Darbe girişi-minin merkez üssü Akıncı Davası’ndaki inkara dayalı savunmaların tek bir merkezden çıkma ve olayı sulandırma ya da tamamen kafaları bulandırmaya yönelik olduğu çok açık. Tıpkı 15 Temmuz’un beyin takımının yargılandığı ‘Genelkurmay Çatı Davası’nda olduğu gibi. Dahası FETÖ’cü sivil imamların mahkeme heyeti ve müşteki avukatlarıyla diyalogları ise sanık veya yargılanma tedirginliğinden ziyade pişkinlik ya da dalga geçme havasında. Hem de eldeki görüntüler ve somut delillere rağmen... Yani haklarında ikişer-üçer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenmelerine rağmen adamlar pişmanlık ya da ve çözülmek yerine taktiksel hamlelerle yeni bir algı operasyonu peşindeler. 

İşte tüm bunlarda Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)’nün nasıl organize ve profesyonel bir yapılanma olduğunun göstergesi. Ve de bu hamlelerin içe değil dışa dönük, özellikle de ABD, AB ülkeleri ve uluslararası kamuoyunu etkilemeye yönelik olduğu çok net. Çünkü bizim halkımız bu hainliği fiilen yaşadı, 250 kişi şehit oldu, gözlerinin önünde tanklar insanları ezdi geçti. Uçaklar, helikopterler halkın üzerine bomba, mermi yağdırdı. Dolayısıyla da bu algı operasyonu iç kamuoyunda tutmaz. Ancak aynısını dış kamuoyu açısından söylemek mümkün değil. Nitekim ABD, Almanya, İngiltere’den buna dönük fazlasıyla işaret var. Hatta AİHM’den bile... Örnek eski Hava Kuvvetleri Komutanlığı Başsavcısı emekli Albay Ahmet Zeki Üçok’tan:

“Bu dava eninde sonunda AİHM’e gidecek. Hatırlayın daha darbeden bir hafta sonra AİHM’den bir açıklama yapılmıştı, işte buradaki hukuksuzluklara izin verilmemeli falan filan gibi. Daha ne oluyor sana gelmemiş bir dosya, olayla ilgili ve dünyanın neresinde görülmüş bir mahkemenin sözcüsünün ya da ilgilisinin bir açıklama yaptığı. Aslında AİHM’in bu yaptığı Türk hukukunda var olan hakimin görüşünü açıklamasıyla eşdeğer, yani ihsas-ı rey gibi. Buradan da şunu anlıyoruz AİHM size ihlal karar vereceğim ona göre savunmalarınızı yapın diyor açıkçası... Onlarda işte bütün suçlamaları reddediyorlar ve zaten bütün AB ülkeleri ve ABD başta olmak üzere bu söylemin arkasındalar daha doğrusu bu söylemin yaratıcısılar. O yüzden bunlar da gayet güzel hepsi de akıllı uslu okumuş çocuklar bunu uyguluyorlar yani.”

Tabii bu darbeci FETÖ’cüleri cüretlendiren etkenlerden birisi, diğeri ve daha önemli olanı da TSK başta olmak üzere devletin tüm kurumlarına sızan FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelenin yetersizliği... Evet çok sayıda operasyon yapıldı, yapılıyor ve FETÖ’yle bağlantısı olduğu gerekçesiyle binlerce asker, polis, hakim-savcı ya da memur kurumlarından ihraç edildi ama daha onbinlercesinin varlığı devletin en yetkililerince sürekli yineleniyor. Yani devletin kadroları tam anlamıyla FETÖ pisliğinden arındırılmış değil, dahası siyaset ayağından hiç ses yok. Bir başka deyişle kendisini saklayan bazı güçlü isimler, profiller olabilir ve belki de hala etkin görevlerdeler... Dolayısıyla da sadece davalara odaklanarak FETÖ ile hesaplaşmayı beklemek anlamsız. Çünkü falanca, filanca abisinin hala yetkili konumda, mevkide olduğunu gören bir şakirt konuşmaz, konuşsa da davayı uzatarak zaman kazanmaya ya da olayı başka boyutlara çekmeye çalışır. Aynen bugün yaşandığı gibi. Özetle dememiz o ki; öncelikle dışarıdaki FETÖ’yü çözmek şart yoksa içerdekini hiç çözemezsiniz...

Sapanca’da yeşil katliamı

Soluklanma molamızda niyetimiz kafa dinleyip stres atmaktı. O nedenle de popüler sahil yöreleri yerine Sakarya’nın Sapanca ilçesini tarcih ettik. Hem yakınlığı hem de göl ve orman zenginliğiyle İstanbul’un beton görüntüsü ve gürültüsünü unutturmak adına 10 numara bir yer olması nedeniyle.. Bu bağlamda da tek aktivite planımız bisiklete binmek ve göl kenarı yürüyüşleri ile yamaçlardaki yeşillikler arasında huzur bulmaktı. Yanılmışız çünkü devlet, belediye, özel sektör, vatandaş paslaşmasıyla, yani Araplara yer satmak sevdasıyla(!) Sapanca’nın yeşili katledilmiş, yerine betonu, trafiği ve Arapça tabelalarıyla farklı bir yer gelmişti. İlçe merkezindeki şirin Sapanca evleri ve ağaçların yerlerine de birbirine yapışık yüksek katlı beton binalar kondurulmuştu. Dolayısıyla da trafik ve kalabalıktan, değil bisiklete binmek, yürüyüş için göl kenarına dahi gidemedik. Yamaçlardaki yeşilliklerde huzur bulmayı hiç saymıyorum çünkü oradaki ağaç katliamını uzaktan görünce canımız yandı ve onu hepten plan dışı bıraktık...