‘Dünyanın en büyük tıp fakültesi kuruluyor’

Cumhurbaşkanı’nın “Devlet hastanelerindeki uzman doktorların önünü açalım, profesör olsunlar” önerisiyle “Uçan-jet” ya da “kolay” profesörlük tartışması mutasyona uğrayarak alevlendi. Ve yeni versiyona yönelik eleştirilerin odağında kolay profesörlük kadar tıp ve bilimde özerkliğin yok edileceği iddiaları da ön plana çıktı. Örneğin, Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan diyor ki:
“Sağlık Bakanlığı yönetiminde, tüm eğitim araştırma hastanelerini bünyesine alarak dünyanın en büyük tıp fakültesini barındıracak olan Sağlık Bilimleri Üniversitesi siyasi iktidarın gölgesinde ve bilimsel özerklikten tamamen uzak yapıda olacaktır. Tüm tıp fakültelerinin bu çatı altında toplanması ve kurulacak enstitüler ile bilimsel araştırmaların da, -eğer yapılabilirse- siyasi iktidar kontrolünde yapılması ülke tıp eğitimini ve bilimi bulunduğu yerden daha da gerilere taşıyacaktır. Halen yakındığımız tıp eğitimi de elbette bu gelişmelerden etkilenecektir.

‘Bakanlığın işi değil’
Üniversite kurmak ve akademik kadroyu yönlendirmenin Sağlık Bakanlığı’nın görevi olmadığını savunan TBMM Sağlık Komisyonu Üyesi CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ise bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyor. Sözü edilen değişikliklerin son torba yasa hatta tezkere görüşmelerinde bile araya sokulmak istendiğini, ancak muhalefetin tepkisi üzerine geri çekildiğini belirten tıp doktoru kökenli Atıcı, şöyle diyor:
“Bu Adalet Bakanlığı’nın hukuk fakültesi kurup, kendi düşüncesini yansıtan bir eğitim modelini vermesi gibi bir durum. Buradakiler de doğrudan bakanlığın öğrencisi olarak yetişecekler ve bakanlığın doktoru olacaklar. Halbuki bizler halkın doktorlarıyız. O nedenle ‘bunlarda Doç., Prof. olsun’ sözünden kasıt ‘Bizim çocuklar akademik unvan alsın’ demek. Daha doğrusu jet profesörlük gibi zaten var olan bir uygulamayı yasal zemine oturtmak. Kaldı ki bu insanların özlük haklarını artırmak için tıp fakültesi kurmak yerine yasaya geçici bir madde eklemek yeterli ve kimsenin de buna itirazı yok.”

Çemişgezek’te kepçe gitti, borçlar kaldı

Bir itfaiye aracı, bir arazöz, bir vidanjör, bir traktör, arızalı bir kamyon ve makam aracı olarak kullanılan 2005 model bir pikap... Bunlar Tunceli’ye bağlı Çemişgezek Belediyesi’nin sahip olduğu araçların listesi... Beş gün öncesine kadar bu listede bir de kepçe vardı ama artık yok. Çünkü AKP’li başkan döneminde yıllık 150 lira gibi sembolik bir bedelle hibe edilen ve 10 yıldır kullanılan o kepçeyi, koltuğa CHP’li oturunca “Malımı istiyorum” diye tutturan Ümraniye Belediyesi geri aldı... Hani son “Torba”dan çıkan yasayla Ataşehir’deki “finans merkezi” sınırlarına dahil edilen ve böylece vergi, inşaat harçlarıyla birlikte yıllık 150 milyon liralık bir gelir aktarılan AKP’li belediye var ya işte o... Ayıp...
Dün Çemişgezek’in CHP’li Başkanı Ahmet Şadan Ersoy’a “Bu durumda vatandaşa hizmet nasıl gidiyor” diye sorduk. Yanıt tam ‘bir dokun, bin ah işit’ cinsindendi:
“Sorun sadece giden kepçe değil ki, asıl belimizi büken AKP’li dönemden kalan 3 milyon (eski parayla trilyon) liranın üzerindeki borçlar. Geldiğimiz günden beri taşeron firmaların, personelin alacaklarını ödüyoruz, personel alacaklarını da bayağı azalttık. Ama son bir haftadır mezar yeri açmak yol yapımı gibi hizmetler için saati 100-200 liradan olmak üzere ‘kepçe kiralama’ gibi yeni bir ödeme kalemi daha çıktı.”
Sadece bu nedenle bir başka ayıp da Çemişgezek’i yalnız bırakan CHP’li belediyelere. Niye mi? Diyelim ki “sandıktan çıkan sonucu” hazmedemeyen AKP’li Ümraniye Belediyesi, vatandaşın parasıyla alınan kepçeyi babasının malı sanıp geri istedi, peki siz ne güne duruyorsunuz? İnsan, şan olsun diye gıcır gıcır bir kepçe alıp göndermez mi?.. Ama bırakın göndermeyi, daha aramamışlar bile...