Erken değil en erken seçim

Siyasette en zor şey, seçim söz konusu olduğunda ben yokum ya da şimdi olmaz sonra demek. Zira hiçbir siyasetçi halkın iradesinden kaçıyor görüntüsü vermek istemez. O nedenle de istese de istemese de varım der. Nitekim bu gerçek son Bahçeli klasiğiyle bir kez daha yinelendi. Hazır olsun olmasın, tüm muhalefet partileri anında hodri meydan dedi. Noktayı da dün Cumhurbaşkanı Erdoğan koydu ve Bahçeli’nin teklifindeki tarihi daha da öne çekerek sandığı gösterdi. Hem de daha önce defalarca seçimlerin zamanında yapılacağını açıklamasına rağmen. Tabii Suriye ve Irak merkezli yaşanan tarihi önemdeki hadiseler ve Türkiye’nin belirsizlikleri bir an önce aşması gibi gerekçelerle. Yani artık resmen seçime gidiyoruz. Dolayısıyla da böyle bir karar neden, nasıl alındı, yani Bahçeli’nin grup toplantısındaki çıkışı sürpriz mi yoksa Cumhur İttifakı kapsamında planlı bir hareket miydi noktasından çok, bundan sonraki gelişmelere odaklanmak daha doğru. Çünkü sandığa giden yolda fazlasıyla tartışılacak konu başlığı var. Örneğin;

İYİ Parti seçime girecek mi, girmeyecek mi? Giremeyecekse, çözüm SP listesinden girmek mi olacak yoksa DP genel kurulda adını İYİ Parti olarak mı değiştirecek?

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdardoğlu mu yoksa başka birisi mi olacak? Tercih ikinci şıksa, aday toplumsal dinamiklere uygun, daha geniş yelpazeli siyaset ortaya koyabilecek bir isim mi yoksa sol damardan gelen birisi mi olacak?

Seçmen listeleri nasıl hazırlanacak? Uyum yasalarında seçmen listeleri ve seçim güvenliğiyle ilgili yeni bir düzenlemeye gidilecek mi?

Özetle; oldukça hareketli ve sıcak bir döneme giriyoruz. Yani dün geride kaldı, bugünden itibaren YSK seçim çalışmalarına başlayacak. Siyasi partiler de hızla sahaya inecekler...

FETÖ’cü firari savcı nasıl saklanabildi?

FETÖ’yle mücadele kapsamında hem 15 Temmuz darbe girişimine fiilen katılanlar hem de örgüt üyesi olanlarla ilgili iki ana başlık altında yargılamalar devam ediyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu bağlamda cezaevlerindeki tutuklu sayısı 35 bin civarında. Tabii bu arada temizliğe dönük TSK, Emniyet, yargı ve diğer kamu kurum, kuruluşlarında yeni soruşturmalar, gözaltılar da oluyor. Yani FETÖ ile mücadele konusunda her şey bitti, hepsi deşifre edildi gibi bir durum söz konusu değil. Dahası, deşifre olmasına rağmen yurt içinde bulunamayanlar da var. Örneğin, İzmir’deki Askeri Casusluk kumpasında vatansever subayları karalayan ve onları devlet sırlarını Yunanistan’a satmakla suçlayan FETÖ’cü firari savcı iki yıl sonra daha yeni yakalandı ya da yakalanabildi. Hem de Yunanistan’a kaçarken. İşte bu noktada akla gelen soru da şu:

Bu adam nerede, nasıl bir koruma zırhı altındaydı? Yanıtı Hava Kuvvetleri Komutanlığı eski başsavcısı, emekli Albay Ahmet Zeki Üçok veriyor:

“Bazıları FETÖ bitti gibi yanlış şeyler söylediler. FETÖ’yle mücadele ne yazık ki Cumhurbaşkanı ile 30-40 savcı, 500-1000 tane polis dışında kamuda ve STK’ların birçoğunda yeterince yapılmıyor. Bakanlıklarda temizleme oranı yüzde 1,5-2’lerde. Dolayısıyla da bu FETÖ’cülerin yüzde 80-90’ının bu ülkede yaşadığı bir gerçek. Bu kadar kişi de bir insanı 2 sene saklayabiliyor.”