Her cezaevinde bir baba...

Her cezaevinde bir baba...


     Hani Türkiye'nin en güvenlikli cezaevi Kartal'dı... Oda sistemi, elektronik güvenlik kontrolü, kameralar; özetle her şey tam tekmildi. Ama ne oldu? Mektup atışması silahlı çatışmaya dönüşmekten son anda önlendi. Nuriş'in Alaattin Çakıcı'nın odasına baskın yapacağı istihbaratı sızmasa, cezaevinde kan akacak. Bu ne demek? Ne kadar sağlam cezaevi yaparsan yap, içindeki görevliyi eğitip, karnını doyurmadıktan sonra hikaye. Nuriş Uşak'a nakledildi, sorun bitti mi? Yoo; ekibe şimdi de Sedat Şahin eklendi. Neredeyse her cezaevinde bir hatta birkaç baba. Ve tümü de her an yeni gelişmelere gebe...
     Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, Kartal'da ele geçen beş silahla ilgili müfettiş incelemesinin sürdüğünü belirterek, şöyle diyor:
     "Kimseyi suçlamak istemiyorum. Beş silahın girmesi anlatılacak bir durum değil. Her türlü kontrole rağmen bu kadar silah geçiyorsa demek ki; organize bir hareket karşısındayız. Biz başlangıçta Nuri Ergin'i almak istemiyorduk. Kartal'ı Türkiye cezaevleri içinde en güvenlikli olarak değerlendiriyorduk. Ama almak zorunda kaldık. İsabetli bir karar olduğu ortaya çıktı, yoksa vukuat olacaktı..."
       Ortalık duruldu mu?
     "Kısmen, en azından ateş söndü. Kimsenin ölmesini istemiyoruz. Özellikle Alaattin Çakıcı'nın konuşmasını istiyoruz."
       Pek konuşacağa benzemiyor?
     Bilemem, bizim görevimiz en azından konuşması için sağ kalmasını sağlamak."
       Ya Uşak Cezaevi; orada durum nasıl?
     "İki kardeş özel odada kalıyor. Kimse devletten güçlü değil. Eğer devlet devletliğini yaparsa ne Nuriş ne Alaattin kalır."
     Sorun da bu ya... Cezaevlerindeki sessizlik devletin hakimiyetinden değil, af beklentisinden. Herkes kulağının üzerine yatmış duruyor. Arada bir de adli tutuklu ve mahkumlar arasında açlık grevleri gündeme geliyor. Örneğin Çanakkale, Bayrampaşa, Kırklareli'de...
     Adalet Bakanlığı bu yıl 73 özel ve E tipi cezaevini oda sistemine döndürmeyi hedefliyor. Para ve iş gücü hazır ancak; aşırı doluluk inşaatı engelliyor. Ertosun, 'Af çıkarsa cezaevlerini yarısı (30 - 35 bin kişinin yararlanması bekleniyor) boşalır' diyor.

İstanbul 2010’da yanmış...

     İstanbul'un sorunları malum. En başta geleni de trafik. Bugünkü görüntü rezalet, yarınki ise felaket. 2010 yılı için hazırlanan Nazım Plan Senaryosu'na bakıyoruz;
     Kentte motorlu araçlarla günde 16.7 milyon yolculuk yapılması bekleniyor. Araç sayısı da bugüne oranla yüzde 81 artıyor. Yandı gülüm keten helva...
     İETT ve halk otobüslerini kullananların sayısı 4 milyona (günlük) çıkıyor. Bugün 2.5 milyon civarında... Ama bu sürekli konuşulan raylı sistemlerin devreye girmemesi halinde. Yani tüpgeçit yapılmazsa rakam 6 milyona fırlıyor...
     Minibüslerle taşınanların sayısı 2.8 milyon (günlük) olarak bekleniyor. Ve bu sayı da raylı sistemin olmaması durumunda 4 milyona çıkıyor...
       Gelelim deniz ulaşımına;
     Bugün itibariyle İstanbul'da deniz ulaşımının günlük yolculuklardaki payı yüzde 2 - 3'lerde. Önümüzdeki on yılda hafif de olsa kıpırdanma görülüyor. Ama bu da tüpgeçitle bağlantılı. Olursa sayı bugüne oranla daha da düşüyor...
       Sonuç; yolculuk şimdi çile, gelecekte ise mucize...

Haydi aşıya

     Sağlık Bakanlığı çocuk felci hastalığının yok edilmesine yönelik yoğun çaba içinde. Ancak her yüz çocuktan 20'si hala aşılanmıyor. Üstelik komşumuz Irak'ta salgın var. Bizdeki olumsuz çevre koşulları ve sağlıksız yerleşim alanları da cabası. Özetle risk büyük.
     Bu nedenle bakanlık 22 - 28 Nisan ve 27 Mayıs - 2 Haziran tarihleri arasında yeni bir kampanya başlatıyor. Amaç, tüm çocuklarımızı aşılamak. Tabii, görevin büyüğü ana - babalara düşüyor...



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr