Her yerde ağaç katliamı her yere beton...

Bayram öncesinde 3. Köprü güzergahında kalan Kuzey Ormanları’ndaki ağaç katliamı, bayramda lüks villa ve taş ocakları uğruna tıraşlanan Sapanca Dağları... Birinde yol yapımı için yok olan ormanlar, diğerinde turizmi patlatmak sevdasıyla yüksek fiyatlarla Araplara satılan araziler.
Nereye gidersen git durum farksız. Çünkü yeşili renk! olarak seven ama doğadakini önemsemeyen ülkemizde “betondan” kaçış yok. Üstelik yapılan itirazlar, verilen hukuk mücadeleleri de sonucu değiştirmiyor. Oysa AB ile çevre faslı müzakareleri başladığında nasıl da umutlanmıştık...
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu’na göre; sorunun kaynağı iktidarın dediğim dedik mantığı ve geciken mahkeme kararları. Dahası geç de olsa çıkan yargı kararlarını by pass taktikleri. Bunun yolu da iptal edilen ya da durdurulan planlarda ufak değişiklikler yaparak, kararları kadük duruma düşürmek. Bu konuda sayısız örnek olduğunu belirten Bozoğlu, şöyle diyor:
“Danıştay’ın iptal ettiği yönetmelikteki 3. Köprü’yle ilgili ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) muafiyeti kararı bile, mürekkebi kurumadan (dört gün sonra) yeni bir yönetmelikle yeniden getirildi. Dahası kapsamı genişletildi ve HES’ler ile termik santraller de buna dahil edildi. Köprünün imar planı da iptal edilmişti. Yenisi olmadan da çalışma yapılmaması gerekirdi. Ama ayakları 60 metreye çıktı. Aynı durum Kazdağları içinde geçerli. Orada da maden arama faaliyetleriyle ilgili ÇED muafiyeti getirdiler. Özetle sıkıntı tüm kamu kurumlarının mahkemenin verdiği kararlara uymaması ve kanunu kendimize uydurmaya çalışmak.”

‘İkna olan kim?’
Baran Bozoğlu, “3. Köprü yapımı konusunda çevrecilerin ikna edildiğine” yönelik sözleri nedeniyle Ulaştırma Bakanı’na da tepkili. İknanın tek şartının inşaatın durması olduğunu savunan Bozoğlu şöyle konuşuyor:
“Kamulaştırmaya ödenecek paralar metro yapımına harcanabilirdi. Ayrıca yanlış plan nedeniyle bile binlerce ağaç kesildi. Yerine konan var mı? Yok. Bu durumda ikna mümkün mü?”

THY’nin yabancı pilot sevdası

THY uçuşlarında “kaptanınız konuşuyor” anonslarındaki bozuk Türkçe örnekleri artıyor. Nedeni yabancı pilot sevdası... Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün (SHGM) kısıtlama getirmesine rağmen, THY dahil tüm havayolu firmalarındaki yabancı pilot sayısındaki artış ilginç...
Daha da ilginç olan ise THY’de uçuş pilotu olarak çalışmak için Türk vatandaşlarından 4 yıllık lisans eğitimi şartı aranırken, yabancılar için kendi ülkelerinde “high school” olarak bilinen ve bizim müfredatımızda lise olarak kabul edilen eğitimin yeterli sayılma iddiası. Bu konuyu TBMM’ye taşıyan CHP Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın 6 Eylül 2013 tarihli soru önergesi şöyle:
“Bu durum bir çifte standart değil midir. Yabancı uyruklulara sağlanan bu kolaylığın açıklaması nedir?
THY’de kaç yabancı uyruklu pilot olarak çalışmaktadır. Pilot olan ve işsiz durumda bulunan vatandaşlarımız mevcutken, neden THY’ye yabancı pilot alımı yapılmaktadır?”
Yanıtı mı? Tabii ki yok...

* 27 yaşında atanamayan bir öğretmenim. MEB’e sesimizi sadece dilekçe olarak duyurabiliyor, daha öteye gidemiyoruz. Özel sektörde de çalışamıyoruz. Çünkü lise mezunlarıyla bir tutuyorlar. Hiçbir yetkimiz, gücümüz yok. Bizler öğretmeniz yerimiz fabrika, şantiye değil; okul ve öğrencilerin yanı. Bu yıl 40 bin alım gerçekleşti, 5 bini din öğretmeni. Üstelik onları 50 puanlarla atadılar. Bir de haktan, adaletten bahsediliyor. Benim annemin babamın hakkını kim ödeyecek? 81 aldım ve atanamıyorum.
Ahmet Yılmaz
* Hukuk bürosunda stajyer avukatım. Hacettepe Üniversitesi’nde yüksek lisansımı ailevi sebeplerden dolayı 03.06.2012’de yarıda bıraktım. Tekrar dönmem için başvurduğumda ise mevcut yasanın 25 Şubat 2011’den önce üniversiteden ilişiği kesilenleri kapsadığını ve benim dönüşümün mümkün olamayacağını belirttiler. Bu durum Anayasa’nın kişinin eğitim hakkı ve hürriyetiyle bağdaşmadığından tıpta uzmanlık eğitimi gören arkadaşlarla beraber dava açtık. Mağdur sayısı 150 bine yakın. Çözüm bekliyoruz.
Av. Seda Kaplan