İşkence mi dediniz!..

İşkence mi dediniz!..


Tunca BENGİN

     AB (Avrupa Birliği) tam üyelik sürecindeki Türkiye, 'işkence'yi önlemekte kararlı mı değil mi? Siyasi söylemlere göre; 'evet', hatta İnsan Hakları Eğitimi Programı hızla kitlelere yaygınlaştırılmakta. Pratikte ise 'hayır'. Çünkü; olay basite indirgenmekte. Örneğin, İstanbul Küçükköy Karakolu'nda bulunan filistin askısı. Malumunuz, Vali Erol Çakır, 'basit bir sopa', karakol yetkilileri ise 'eskiden kalma' diye geçiştirdiler.
       Oysa kapı gibi işkence aleti. Bunu biz değil, devletin polisi, öğretmeni, gardiyanını eğitmekle görevlendirilen kişiler söylüyor. İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. İonna Kuçuradi, 'İşkence var ki; alet bulunuyor. Eskiden kalma demek de mazeret değil. 1995 yılında dönemin başbakanı bir genelge yayımlamış, (karakollarda işkence aleti varsa kaldırılmasını) istemişti. Hala bulunuyorsa en azından ihmal vardır. Kimse parmağının arkasına saklanmasın' diyor.
       Hazırladıkları program uyarınca öncelikle öğretmen ve polislerin eğitimine ağırlık verildiğini belirten Kuçuradi, insan hakları ihlalleri konusunda şunları söylüyor:
     "Avrupa'nın dediği gibi de değil, bizim resmi ağızların söylediği gibi de. Bugün çaba var ama; eksik. Daha insan haklarının ne olduğunu bilmiyorlar. Ne acı ki; yasaları yapanların büyük çoğunluğu da öyle."
       Geçenlerde eğitim gören bir öğretmenin kendisine 'Öldürülen bu çocukların haklarını kim koruyacak' şeklinde bir soru yönelttiğini anlatan Kuçuradi, verdiği yanıtı şöyle aktarıyor:
     "Bunların haklarını korumak demek ölmemesini sağlamak. Öldükten sonra korumak intikam almak olur."
       Ancak tüm olumsuzluklara rağmen Kuçuradi, umutsuz değil. Özellikle polisin kendi sorunlarını çok iyi bildiğini söylüyor. Ve 'Şu anda istek var. On yılda epey mesafe alırız. Ama kesintisiz olursa. Çünkü bakan uygun olursa iyi işler yapılıyor. Olmazsa duruyor' diyor...

Değirmendere ağlıyor

     Körfez depreminde yerle bir olan, topraklarını denize veren Değirmendere, hükümetin az hasarlı kararıyla bir kez daha yıkıldı. Beldenin CHP'li Belediye Başkanı Ertuğrul Akalın, 'İller Bankası'ndan aldığımız pay, bakanlar kurulu kararıyla düşürüldü. Doğruyu söylediğimiz için cezalandırıldık' diyor.
       Başkan'ın sözlerine devam etmeden önce 17 Ağustos faciasının yarattığı tabloyu anımsatmakta yarar var. Şirin belde diğer yerleşim merkezleri gibi yerle bir olmuş. 700 insan yaşamını kaybetmiş, binlerce yaralı var. Tespitlere göre de 3 bini henüz oturuma açılmamış toplam 13 bin konutun yüzde 25'i yıkık. Aralarında belediye binası ve mülkleri de var. Yine yüzde 25'e yakını orta hasarlı durumda. Başkan, o gün yapılan çalışmalarda hasar oranının 4.8 olarak belirlendiğini vurgulayarak, şunları söylüyor:
     "Belediyelerin kamudan gelen tek gelir kaynağı İller Bankası payları. O da nüfusa ve toplanan vergilere göre değişiyor. Ancak afet durumlarında Bakanlar Kurulu kararıyla bu para belli oranlarda (en fazla beş katı) artırılıyor. İşte ilk tespitte bize öngörülen rakam 4.8 katı idi. Yanıbaşımızdaki Halıdere ve Gölcük için ise 3 katı olarak belirlenmişti. Haklı olarak itiraz ettiler, biz de destekledik. Yeni kararda onlar beşe çıktı, biz ikiye indik. Nedenini anlayabilmiş değiliz, Halıdere'de yıkılan bina sayısı ikiyi üçü geçmez."
       Danıştay'a başvurduklarını belirten Başkan, ihtiyaca göre gerçekleşmeyen yardımlardan ve bölge milletvekillerinden de yakınıyor:
     "Şu ana kadar en büyük destek DSP'li Bursa Büyükşehir Belediyesi'nden geldi. Hala onların kepçeleri çalışıyor. Bursa DSP milletvekilleri de birkaç kez ziyaretimize geldiler. Ama bizim bölgemizin milletvekilleri (2 DSP, 2 MHP, 1 ANAP) ortada yok. Burası belde, kaymakamı yok. Yani devlet adına bayramda konuşmayı yapan belediye başkanı. Ama bölge milletvekillerimiz belediyeye ayak basmadılar. Bir iki kez çadırkentlere gelip gittiklerini duydum."





Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr