Tunca Bengin

Tunca Bengin

tunca.bengin@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Erken seçim öncesi Ankara’da dar alanda ve zamanda kısa paslaşmalar devam ediyor. Herkes İYİ Parti’nin seçimlere katılıp katılamayacağına odaklanmışken Kılıçdar-oğlu’ndan sürpriz bir hamle geldi ve CHP’li 15 milletvekili İYİ Parti’ye katıldı. Bir başka deyişle İYİ Parti’nin C planı devreye girdi ve Meclis’te grup kurarak seçimlere girmesinin önü açıldı. Ya da Meral Akşener’in 100 bin imzayla Cumhurbaşkanı adayı olmasında, YSK’nın “engel çıkaracağı” iddiasının önü kesildi. Nitekim hemen ardından da YSK’dan “İYİ parti seçimlere girebilir” açıklaması geldi. Siyasi arenada ilk kez karşılaştığımız iki parti arasındaki bu görüntü bazılarınca gizli ittifak ya da hülle gibi yorumlansa da aslında buna “süt kardeşliği” demek daha doğru. Tabi şimdilik kaydıyla. Çünkü her iki parti de şu anki duruma göre, yani yine bir değişiklik söz konusu olmazsa ayrı ayrı aday göstererek Cumhur-başkanlığı seçimine katılacaklar. Yani birliktelik söz konusu değil. Ancak bu birbirlerini koruyup kollamaya-cakları anlamına gelmiyor. Seçimlerin ikinci tura kalma durumu söz konusu olursa da konunun “süt arkadaşlığına” dönüşeceği ise zaten malum... İşte bu noktada da 17. dönem İstanbul Milletvekili Yılmaz Hastürk’ün önerisi şu:

Haberin Devamı

CHP’nin adayı İYİ partinin adayından fazla oy alır ve Cumhurbaşkanı seçilirse İYİ partinin adayını başkan yardımcısı yapmalıdır. Tersi olursa Meral Akşener kazanırsa da CHP’nin adayı başkan yardımcısı olmalıdır.

İYİ parti yeterliliğini, güvenilirliğini ispat etmek için Meral Akşener’in adına toplanacağı söylenen imzaları da alarak halkın karşısına çıkmalıdır. İddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Dolayısıyla hiçbir şekilde imza toplamayı durdurmadan 100 bin imzayla Cumhurbaşkanlığı adaylığını halk nezdinde de tescil ettirmek durumundadır.

Birinci Meclis’in dünyaya ilk mesajı

Seçim heyecanı ve tartışmasının dorukta olduğu bir dönemde 23 Nisan’ın önemi daha da iyi anlaşılıyor. Çünkü biz bugün millet olarak kendi irademizle yolumuzu çizebiliyorsak bunu 98 yıl önce bugün ilan edilen egemenliğimize borçluyuz. O nedenle de hangi şartlarda bugünlere nasıl gelindiğini hiç unutmamakta yarar var. Özellikle de son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin işgalci İngilizler tarafından kapatılmasını ve Mustafa Kemal Paşa’nın meclisi yeniden hayata geçirmek için verdiği mücadeleyi. Ve herbiri ayrı bir anlam içeren hamlelerini. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin anlatıyor:

Haberin Devamı

Meclis önce “Büyük Millet Meclisi” olarak isimlendirildi, 1921 yılı başından itibaren ise “Türkiye Büyük Millet Meclisi” olarak anılmaya başlandı. Mustafa Kemal Paşa “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi” sıfatını kullandığı gibi, ülke ismi olarak Türkiye kavramı yerleşmiş bulunuyordu.

Meclis toplandığı gün aldığı bir numaralı kararla da aslında son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin devamı olduğunu gösteriyordu. Kararda şöyle deniyordu:

Büyük Millet Meclisi’nin bu kere intihap edilen azalarla İstanbul Meclis-i Mebusanı’ndan iltihak eden azalardan müteşekkil bulunmasına karar verildi.

Ertesi gün, yani 24 Nisan 1920’de ise Meclis gündeminde birçok mesele varken Ağnam Vergisi Kanunu’na öncelik tanınmıştı. Çünkü İstanbul’daki son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı İngilizler tarafından dağıtılmadan önce aynı kanunu görüşüyordu. Dolayısıyla Meclis almış olduğu ilk karar ve kabul ettiği ilk kanunla tüm dünyaya şu mesajı vermiş oluyordu:

Haberin Devamı

İstanbul’daki Meclis işgalciler tarafından dağıtılmış olsa da biz buradayız ve çalışmalarımıza kalmış olduğumuz yerden devam ediyoruz...