Karayalçın’dan kentsel dönüşüm atağı

Ülkedeki seçmen sayısının beşte birini barındıran İstanbul’da seçime kadar çalmadık kapı, sıkılmadık el bırakmaya-caklarını açıklayan CHP İl Başkanı Murat Karayalçın’ın bir başka hedefi de kentsel dönüşüm konusunda vatandaşa güçlü mesajlar vermek. Çünkü ona göre; İstanbul’da yapılanlar kentsel dönüşüm değil, “hadi yine iyisin” mantığıyla vatandaşı, müteahhitle pazarlığa zorlamak. Oysa yapılması gereken İstanbul insanını hemşehrileştirecek, demokratikleştirecek, deprem riskini azaltacak bir yaklaşımla ve de belediyeler aracılığıyla yürütülecek “kentsel dönüşüm” projelerini acilen devreye sokmak...
İşte bunun için öncelikle milletvekilleri, belediye başkanları, meclis üyeleri ve akademisyenlerin katılımıyla
7 Şubat Cumartesi günü bir çalıştay planladıklarını belirten Karayalçın, ardından da semt söyleşileriyle “projelerini” halka anlatacaklarını söylüyor. Karayalçın’ın trafik,çarpık yapılaşma gibi İstanbul’un kronik sorunlarının nedenleri ve çözüm önerilerine yönelik tespitleri de tamamiyle planlamayla ilgili:
“Türkiye’de yasaların uygulanmazlığı ve umursanmazlığı diye çok temelli bir hastalığımız var. Bu planlar içinde geçerli. Örneğin, Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oy birliğiyle kabul edilen ve İstanbul’un Anayasası denilen bir plan var ama tam tersi uygulanıyor. Hiç olmayacak yerlere yoğunluklu konutlar AVM’ler konduruluyor. Sonra da trafik tıkandı deniliyor. Onun için doğru yapılacak kentsel dönüşüm İstanbul için bir fırsat olabilir.”
Karayalçın’ın ileriye dönük projesi ise ilçe ya da idari sınırlara göre değil, proje alanlarına ve sorun odaklarına göre örgütlenen parti şeması ve İstanbul için yepyeni bir yönetim modeli...
Açıkçası görünen o ki; parti üst yönetiminin merkez sağ kökenli isimlere “kucak açma” hamlesiyle siyasi kulislerde yaşanan hareketliğin seçmene, sandığa nasıl yansıyacağını şimdiden kestirmek zor ama; Karayalçın’ın İstanbul İl Başkanlığı’na getirilmesinin CHP adına ne kadar doğru bir hamle olduğu ortada. Çünkü CHP İstanbul’da ilk kez “yeni projeler” diyor, vatandaşa verilecek güçlü ve somut mesajlardan söz ediyor...

Şehit astsubay için tazminat açıklaması
Geçen haftaki “Kanlı silahın sırrı” başlıklı yazımızda Diyarbakır’da polis memuru Ali Kızıloğlu ile astsubay üstçavuş Nejdet Aydoğdu’yu katleden silahın Adana’daki “bir astsubaydan” 2010 yılında çalındığı bilgisine dikkat çekmiştik. İlginçlik şuydu: İki cinayet arasında iki ay fark vardı ve ilkinden sonra silah bulunmuştu, yani devletin elindeydi! Bu arada da soruşturma dosyasında Adana’daki o astsubayın aynı kişi ya da aynı silah olup olmadığı konusunda bilgi yoktu... Henüz bu konuda bir açıklama gelmedi ama yazımızın son bölümündeki, “şehitlerin ailelerine ödenecek tazminatlardaki gecikmeyle ilgili sözlerimize Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü’den yanıt var:
“Astsubay Üçvş. Nejdet Aydoğdu, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nca 15 Kasım 2014 tarihinden geçerli olmak üzere ‘Terör Şehidi’ olarak nitelendirildi ve bu statüde eşine 2 bin 730 lira emsal aylık (görevdeki maaşı), annesine ise 910 lira aylık maaş bağlandı. Ailesine MSB tarafından verilecek olan 73 bin 148 lira nakdi tazminatın yasal mirasçılarına verilmesi için çocuğun dünyaya gelmesi (Mayıs 2015) bekleniyor. Kartal Vakfı’nca 200 bin lira konut yardımı yapıldı. Hv. K. Yardımlaşma Derneği (65 bin 419 lira), SGK ölüm yardımı (135 bin lira), OYAK (56 bin 490 lira), Yardım kampanyası (145 bin lira)da devam eden ve veraset ilamı beklenen yardımlar arasında...Faillerin bulunması takdir edeceğiniz gibi emniyetin görevi olup, bizce de yakından takip edilmektedir.”
Bakalım şehit polisle ilgili İçişleri Bakanlığı ya da Emniyet Genel Müdürlüğü’nden ne yanıt gelecek?..

Anadolu Partisi’nde ‘sağlık’ şoku...
Emine Ülker Tarhan’ın “sağlık” gerekçesiyle Meclis’teki Yüce Divan oylamasına katılmamasının ardından yine “sağlık” gerekçesiyle kurucusu olduğu Anadolu Partisi’nden istifa eden Maltepe eski Belediye Başkanı Mustafa Zengin’e
“Tek neden bu mu” diye
sorduk. İşte yanıtı:
“Sağlık da var ama asıl neden başka. Partinin kurucuları arasına katılırken Mustafa Kemal’in ilke ve devrimlerini benimsemiş insanlarla birlikte olacağımı sanıyordum. Emine Ülker Hanımefendi’nin duruşuyla ‘bu kurtuluş savaşı’ dediğimiz olayda üstleneceği role güveniyordum.Ama şimdi buradaki insanlar arasında o anlayışın hakim olduğunu düşünmüyorum. Sol görüşlü bir insan olarak da merkez sağ parti anlayışında olan bir yerde duramazdım.”