Kim bu bakanlar?..

Kim bu bakanlar?..


     Olmadı Sayın Osman Durmuş... 'Fay hattında pay kavgası yaşandı, bazı bakanlar ceset torbası, antiseptik malzeme pazarlayıcılarına aracı oldu' diyeceksiniz ama; kimliklerini saklayacaksınız. Gerekçe olarak da 'yeni bir tartışma yaşamak istemediğinizi' göstereceksiniz. Gerçekten olmadı. Tartışma çıkacaksa çıksın. Ki; millet can derdindeyken, rant peşinde koşanları herkes öğrensin...
     Dün bu köşeden Marmara depremi sonrasında yaşanan rezilliklerin bir kısmını devletin bakanının kaleminden aktardık. Osman Durmuş, 'Marmara Depreminde Sağlık Bakanlığı ve Hedefteki Bakan' isimli kitabında kefen soyucuları, felaket vurguncularından yakınıyordu. Ama isim vermiyordu...

NEden açıklamıyorsunuz?

     Aynı soruyu bir kez daha yönelttiğimiz Sayın Bakan, 'Doğru, aşı - serum, ceset torbası satacaklardı. Kızılay kefen satmaya kalktı. Beni direk bakanlar aradı. Kamyonlarca antiseptik solüsyon önerdiler. Biz ise bedava bulmanın yolunu seçtik. Sadece Temel Sağlık Genel Müdürlüğü'nün harcaması 2 trilyonu geçti' diyor. Ardından da 4 bin 500 tane ceset torbasının kaybolduğunu ekliyor. Organ peşinde koşanların türediğini doğruluyor. Ve Adapazarı'na gelen yardımların bir bölümüne özel hastaneye ait gerekçesiyle el konulduğunu söylüyor... Bakan Bey, şöyle konuşuyor:
     "Biz çile çekerken bazıları başka işlerin peşindeydi. Ama sular duruldu, gerçekler yeni açan nilüferler gibi su yüzüne çıktı. Bizde meşru savunma hakkımızı kullanarak bu kitabı hazırladık."
       İyi de kim bunlar?
     "Suçlamadan kırmadan savunma hakkımızı kullanmaya çalıştık. Amacımız yeni bir tartışma başlatmak değil."
       Bakan Bey, aracı politikacıların kimliğini açıklamamak konusunda ısrarcı tutumunu sürdürüyor.

Kayıp TIR'lar

     Yazık; ne dolaplar dönmüş de haberimiz yok. Bakan beyin ağzından devam ediyoruz:
     "TIR'ların kaybolması gibi bir çok şeyler oldu. Şu anda bütün malzeme depolarda ama; hangi depoda ne var kimse bilmiyor. Ben Sağlık Bakanlığı'nın depolarının bir çoğunu biliyorum. Onların hesaplarını tutturuyorum. Halen, ihtiyacı olanlara bütün ilaçları dağıttırıyorum. Yıllarca bu tür yardım dönemleri birilerinin istismar dönemleri oldu. Bugün olmasın diye elimizden gelen çabayı gösterdik. İlk anda ilk yardım tedbirleri nedeniyle, sağlık personeli doğrudan ilgilenemedi. Daha sonra işin üzerine ciddi gittik. Özellikle sağlık müdürlükleri ve depolarımız marifetiyle kontrol altına almaya çalıştık ama; ne kadar kontrol ettik bilemiyorum..."
       Dağıtımla kriz merkezi ilgilenmiyor muydu?
     "Kriz merkezleri genellikle dağıtımlarla doğrudan ilgili değildi. Daha çok kurtarmalarla uğraşıyordu. Dış yardımlar beşinci altıncı günden sonra Kocaeli'deki ana depoya gelmeye başladı. Orada askerler duruma el koydu, kontrol etti ve dağıtımını sağladı. Tabii gümrükle ana depo arasındaki karışıklıklardan kriz masasının haberi olması mümkün değil."
       Büyük karışıklıklar yaşandı anlamında mı?
     "Bütün Türkiye karıştı o zaman..."

'Otobüsler bakımlı'

     İETT ve halk otobüsleri dökülüyor ama; şirket sağlam ve bakımlı olduğu konusunda ısrarcı... Hatta, geçen hafta minübüsü biçip, insanların ölümüne neden olan otobüsün dahi kazadan bir hafta önce bakımdan çıktığını iddia ediyor.
     İETT, uyarımız üzerine gönderdiği yanıtında, otobüs filosunun Euro 2 standartlı yeni araçlarla kendini gençleştirdiğini söylüyor. Bakımların da her gün ve kilometre bazında periyodik olarak yapıldığını belirtiyor. Dediklerine göre; her otobüs 35 - 45 günde tepeden tırnağa elden geçiyormuş!..
       Tamam, işte fırsat. Trafik Haftası içindeyiz. Üç - beş tanesi sıkı bir fenni muayeneden geçsin de görelim...
     Gelelim, halk otobüslerine... Malum, onlar da İETT'nin sorumluluğunda. Öncelikle, dış görüntüleriyle ilgili kararlar alınmış. Alınırken de güzel İstanbulumuzun estetik özellikleri gözönünde tutularak ergonomik bir renk tasarımına gidilmiş... Renkler; gök - deniz mavisi ve çimen yeşili... Ve renk değişimi için 31 Ağustos 2001 tarihine dek süre verilmiş...


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr