Muhalefetin ‘muhalefet’ çıkmazı

Eklenme Tarihi21.07.2018 - 0:12-Güncellenme Tarihi21.07.2018 - 0:12
Demokrasilerde muhalefet, özellikle ana muhalefet iktidarın alternatifidir. O nedenle de kendini, ilkelerini, topluma sunar ve vatandaşı, seçmenleri ikna etmeye çalışır. Dolayısıyla iktidar olmak isteyen bir siyasi parti ya da partiler öncelikle bir hedef koymak ve bunu çok net bir şekilde halka anlatmak zorunda. Daha doğrusu neyi nasıl yapacağı konusunda farkını fark ettirmek ve toplumun güvenini kazanmak durumunda. Peki ülkede uzunca bir süredir “muhalefet” denilince akla gelen ne? İktidarın yaptığı doğru yanlış her şeye muhalif olmak, yani günlük popülist söylemlerle vatandaşın gazını almak ya da aldığını sanmak. Ve ülkeden ziyade kendi partilerinin iktidarlarına odaklanmak. Örneğin bugün CHP’deki muhalefetin dillendirdiği “Köklü değişime ihtiyaç var” ültimatomları aslında genel başkanlık koltuğunun değiştiği 22 Mayıs 2010’dan bu yana Kılıçdaroğlu’ndan da sıkça duyduğumuz ancak içi doldurulamayan bir söylem. Çünkü bu sözler türbanlı, hatta kara çarşaflı üyelere altı ok rozeti takmak gibi popülist hamleler ya da günün modasına uygun (sağdan, soldan, muhafazakar, liberal) vitrin değişikliklerinden öteye geçmedi, geçemedi. Sadece son birkaç seçimler öncesinde ilk kez sokaktaki insana, direkt dokunan mesajlar ve somut projelerle yeni bir sayfa açmak ya da doğrudan eleştiri yerine gündem belirlemek adına bazı gelişmeler yaşandı. Bunda da söylemde sert, çatışmacı üsluptan uzak, bütünleştirici bir dil kullanılmasının etkisi çok oldu. Ancak tüm bunlar daha önce de sıkça ifade ettiğimiz gibi Kılıçdaroğlu açısından koşu bandındaki sporcu benzeriydi. Ki bunu 24 Haziran’da bir kez daha test ettik. Tabii hemen sonrasında da parti içi muhalefet tarafından artık gelenekselleşen “O gitsin, ben geleyim” ritüeliyle birlikte olağanüstü seçimli kurultay için imza toplanmasına başlandı. İmza sürecinde bugün itibariyle gelinen son nokta ise genel merkez ile muhalifler arasında karşılıklı restleşme şeklinde. Yani CHP “halk için uzun vadeli, kalıcı projeler üretebiliriz. Başarıyı böyle yakalarız. İzlenilecek yollar ve stratejiler çok önemli” demek yerine yine tüm enerjisini parti içi kavgalarda harcıyor.

Peki ana muhalefet partisi böyle de İYİ partinin durumu farklı mı? Değil. Onlarda tıpkı CHP gibi ülkenin ve vatandaşın sorunlarından çok kendi iç çekişmelerine yoğunlaşmış durumda. Özellikle de partinin çizgisi ve vizyonu açısından. Zira partinin genel başkanı dahil yöneticilerinin tamamı hala “politikadaki yerimizi tespit edeceğiz bundan sonraki politik hassasiyetlerimizi ve tavrımızı netleştireceğiz” diye açıklamalar yapıyorlar. Yani 6-7 ay sonra yeni bir sınava girecekler ama daha politik netleşmesini bile yapamamış bir parti olduklarını itiraf edebiliyorlar. Bakalım hafta sonu gerçekleştirecekleri toplantıda halkı ikna edebilecekleri bir yol haritası bulabilecekler mi?

Gelelim 24 Haziran öncesindeki ittifaklarda bol keseden atıp tutan diğer muhalefet partilerine. Onlar da vekillikleri kaptılar ve köşelerine çekildiler.

Özetle; siyasette ortaya çıkan tabloya baktığımızda akla gelen soru şu:

Ülkede muhalefet partileri görevini yaptı, yapıyor denilebilir mi? Ya da gerçekten bir iktidar alternatifi oldukları söylenebilir mi?..

Etiketler