Oy tartışmasında nokta koyma zamanı

Gelecekten daha çok geride kalan seçime odaklı şaibe, çalıntı oy tartışmalarıyla kafa karışıklığı yaratan ve kutuplaşmayı körükleyen bir kampanya süreci yaşadık. Kampanyanın son günlerinde gerçekleşen siyaset derbisiyle umutlanır gibi olduk ama o da tarafsızlık konusundaki karşılıklı iddialarla boş çıktı. Ve sadece uzun zamandan sonra ilk olması açısından kayda geçti. Yani yine bildik iki kutuplu, gergin ve projelerin değil, siyasetin ön planda olduğu bir havada sandığa gidiyoruz. Dolayısıyla da sandığın İstanbul’da olduğu ama rüzgarın Anadolu’dan estiği bu kritik seçimin dinamiklerini anımsamakta, anımsatmakta yarar var. Özellikle de sandığın sesinden sonra ne söylesen boş olduğunu... Evet bir 31 Mart seçimi örneğini yaşadık ama o şaibe iddiaları ve itirazlarıyla oldukça sıra dışı bir vakaydı. Bu bağlamda da böyle bir olasılık oldukça zayıf. Çünkü yaşanan bu kötü örnekten ders çıkaran her iki taraf da bu gibi olasılıklara karşı tam anlamıyla teyakkuza geçmiş durumda... Hem de iktidar ve muhalefet açısından çok ciddi bir hukukçu yığınağıyla. Yani sandıklar tam anlamıyla gözaltında...

O nedenle de, bu seçim döneminde her iki adayın ve parti liderlerinin birleştiği tek ortak nokta olan “Herkes oyunu kullansın” vurgusu çok önemli. Hem halkın iradesinin tam yansıması hem de sandıktan çıkacak dengeler açısından. Özellikle de 31 Mart’taki bindelerle ifade edilen iki aday arasındaki 13 bin küsur oyluk fark dikkate alındığında...

Şöyle ki; 24 Haziran 2018’le 31 Mart 2019 arasında oy kullanmayan yüzde 3 civarında bir seçmen vardı şimdi bunları ikna edip sandığa getiren en avantajlı duruma geçebilir. Daha da önemlisi 31 Mart’ta ilçe belediye başkanlığı seçimlerinde İstanbul’un 39 ilçesinde Cumhur İttifakı’nın toplamda 450 bin civarında Millet İttifakı’ndan daha fazla oy almasına rağmen büyükşehir belediye başkanlığı oylamasında bu rakamın 13 bin küsur civarında farkla Millet İttifakı adayı lehine dönüşen dengesi daha değişik gelişebilir. Yani ilçelerde AKP adaylarına yapılan ama büyükşehirde fire veren tercihler bu kez aynı yönde kullanılabilir. Ya da tam tersi olabilir. Nitekim her iki cephenin de çabası da öncelikle bu yöndeydi. Daha doğrusu AKP açısından 31 Mart’ta fire veren 450 bin civarındaki doğrudan kendi seçmenini (ilçede verip büyükşehirde vermeyenler) ikna etmek, CHP açısından ise bu farkı açmak üzerine odaklıydı. Bu bağlamda da bugüne kadar genel siyaset mesajlarıyla ve konjonktürel siyasi duruşlarla seçmeni bir şekilde kanalize etmeye çalışan siyaset bu seçimde bire bir halk gerçeğini keşfetti ve halka doğrudan mesaj verme gerektiğini anladı. Bunun içinde İstanbul seçimlerini bir şekilde kotarabilme adına siyasetin bütün aktörleri sosyal dilimleri, mezhep gruplarını, hemşehri gruplarını ve bağlantılı olarak hısım akraba topluklarını dikkate almak zorunda kaldı.

Tabii bu arada da yurdun dört bir köşesinden gelen milletvekilleri, hemşehri ikna turlarında kendi siyasi geleceklerine dönük yatırım yapma fırsatını da yakaladı...

Özetle; artık sandık, yani karar anı... Seçmen son sözü söyleyecek ve aylardır süren bu kısır tartışmaya noktayı koyacak...