RESEN EMEKLİLERİN DURUMU NE OLACAK?

Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) kararıyla ordudan ilişiği kesilenler devlete dönüyor. .Bu konudaki tebliğ resmi gazetenin 15 Ocak Cuma günkü sayısında yayımlandı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da Ak Parti Siyasi ve Hukuk İşleri Başkanları toplantısında (13 Ocak) bu konudaki mağduriyetlerle ilgili şöyle dedi:
“Geçmişte, özel hayatları sebebiyle TSK’dan atılan binlerce insan vardı. Eşinin başı örtülü mü, namaz kılıyor mu, evinde hangi televizyonu izliyor, çocuğu hangi koleje veya dershaneye gidiyor, evine günlük hangi gazeteler giriyor diye fişlenen binlerce insan sorgusuz, sualsiz atılmıştı. Hiçbir hakları yoktu, hastaneye bile gidemiyorlardı. Bunların hepsi haklarına kavuştular. Bu, insanların gözyaşlarını dindirmektir. İçlerinde intihar edenler, ailesini kaybedenler, çocuklarına yıllarca ordudan atıldığını söyleyemeyen babalar olmuştur.”
Arınç’ın bu sözlerine Resen Emekliler Derneği’nden itiraz var. Adı geçen derneğin üyeleri de özel hayatları ve disiplinsizlik gerekçeleriyle TSK’dan ilişiği kesilen binlerce subay astsubay. Son iki ayda sadece Hava Kuvvetleri’nden aynı nedenlerle atılanların sayısı 200’e yakın.
Onların hakkında da verilmiş hiçbir yargı kararı yok. Sadece sicil amirlerinin verdiği disiplinsizlik raporlarına dayanılarak ordudan atılmışlar. Adları emekli ama tazminat, maaş alamıyorlar. Hiçbir sosyal güvenceleri, kimlikleri de yok.
Arınç’ın dediği gibi onların arasında da yuvası yıkılanlar, intihar edenler var. Ve çoğu yıllar geçmesine rağmen anasına, babasına, çocuğuna durumu anlatamamış.
Ama onlara dönüş yolu tıkalı...

Kefil oldu diye atıldı
Dernek Başkanı astsubay Servet Kahramaner de, resen mağdurlarından. Onun ordudan atılma gerekçesi ailece görüştüğü bir sivile kefil olmak. Sonrasını Kahramaner’den dinleyelim:
“Arkadaşım, renkli fotokopi makinesi alacaktı, kefil oldum. Ama işleri bozulunca dükkanını kapatıp kaçtı. Bana icra geldi. Niye o kadar borçlandın diye savunmamı aldılar. Savcılığa yaptığım suç duyurusunu gösterdim, ‘Mağdurum dedim’ anlatamadım. İlişiğimi kestiklerinde 35 yaşındaydım. O güne kadar birikmiş olan emekli sandığı primleri borca kesildi. Beş parasız, kimliksiz ortada kaldım. Maaş yok, sosyal güvence yok, ne yapacaksınız. İntihar etmeyi çok düşündüm. Benim gibi bir çok arkadaşımın ailesi dağıldı. Sonra tekrar evlendim, hayata tutunmaya çalıştım.”

Kızı böbrek hastası
Kahramaner’in bir başka sorunu daha var. O da hiçbir sosyal güvencesi olmadığı için tedavi ettiremediği kızının ilerleyen böbrek rahatsızlığı. Hastalık öyle ilerlemiş ki, böbreklerin biri yüzde 20 kapasiteyle çalışıyor.Yakında da ameliyat olması gerekiyor. Kahramener, binlerce dernek üyesi adına Arınç’a seslenerek şöyle diyor:
“Mağdurların ve ailelerinin gözyaşları dinmemiştir.YAŞ mağdurlarına gösterdiğiniz adaleti,kararname mağdurlarına da göstermeniz siyasi sorumluluğunuzdur. Geride duasını alacağınız 2 bin 500 mağdur olduğunu unutmayınız.”

HANİ 15 OCAK’TA AÇILACAKTI?
Metrobüsün en önemli aktarma merkezlerinden Mecidiyeköy istasyonunun düzenlenmesine 18 Haziran 2012 de başlandı. Mevcut altgeçidin altına yapılacak 8 metre genişliğindeki yeni yaya altgeçidi ile transfer merkezi- metrobüs istasyonu arasında entegresyon sağlanacak yayaların karşıdan karşıya geçişleri kesintisiz hale gelecekti. Buna hiçkimsenin itirazı olamazdı olmadı da. Bu nedenle de aylardır insanların kara, çamura rağmen gıkı çıkmadı. Ancak sabırlar taşmak üzere; çünkü hâlâ bitmedi. Ne zaman biteceği de meçhul.
2012’nin son günlerinde arayan arkadaşım “Meydanda 15 Aralık’ta açılıyor diye afiş vardı onu kaldırmışlar”diye uyarmıştı. Hemen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni arayıp sormuştum.Verilen cevap; “Geçidin hizmete giriş tarihi 15 Ocak” idi. Bunu o gün arkadaşıma da aktarmıştım ama; yanlış gördüğü konusunda ikna edememiştim.
Önceki gün aynı arkadaşım yine aradı ve “Hani 15 Ocak’ta açılacaktı” diye sordu. Dün, Mecidiyeköy’deydim.Yolun bir tarafı hâlâ bariyerlere kapalıydı. Pazar olmasına rağmen trafik faciaydı. İnsanlar araçların arasından geçiyordu. Metro ile metrobüsü bağlayan altgeçitteki çalışmalar devam ediyordu. Ne zaman biteceği konusunda da bilgilendirici tek bir yazı yoktu. Hâlâ açılış tarihini merak edenler varsa söyleyeyim; “ Ne zaman biterse o zaman.”

FINDIK BAHÇELERİ YOK OLUYOR
Yeşili özde değil, sözde seviyoruz. Şimdi de Karadeniz’deki fındık bahçeleri yol uğruna katlediliyor. Arabam kapımın önünde dursun, kısa yoldan evime ulaşayım diyen, fındık bahçelerini buduyor. Bunun bir örneği de Giresun’un Doğankent ilçesi Oyraca köyünde yaşanıyor. Yapan da köyün muhtarı. Koruması gerekirken kesiyor. Emekli öğretmen Ayla Aktaş anlatıyor:
‘Eşim bu köyde büyüyüp okudu. İTÜ’de hocalık yaptı. 1973 yılında evlendiğimizde o bölgedeki dışarıdan gelen belki de ilk gelinim. Şimdi fırsat buldukça gidiyorum. Fakat 3 senedir bir mücadele içindeyim. Çünkü konomik durumunu düzelten, kendisine özel yol açıp yüzlerce fındık ağacının kaybolmasına neden oluyor. Aynısı bizim de başımıza geldi.
Köyün muhtarı Hamza Turan, kendi evininin de bulunduğu yer için yol açıyor. Yol bizim bahçeden geçiyor. Duyunca kendilerine yine bizim bahçeden geçen bir başka güzergah önerdik, karşı çıktı. Bu tamamen keyfi açılan bir yol. Geçeceği yer de heyelan bölgesi. Şimdi bahçeden 100 ağaç kesilecek. Durumu Kaymakam Bilgehan Karanfil’e de bildirdim. Bu şekilde devam ederse yakında çok övündüğümüz yeşilimizin yerini örümcek ağları gibi yolların aldığını görürüz. Yeşilliğin kaybolacağı fikri beni çok korkutuyor.”