Sandığa küsmek kime yarar?...

Ertelenir mi ya da ertelenmeli mi tartışması süren 1 Kasım seçimlerinin sonucuna dönük kamuoyu şirketlerinden kıl payı tek başına iktidar veya koalisyon gibi farklı öngörüler var.. Bazı partilerin baraj altında kalabileceğine yönelik iddialar bile söz konusu.. O nedenle bu kez sandığa girecek tek bir oy her zamankinden daha kıymetli. Nitekim partiler de bunun farkında ve geliştirdikleri stratejilerle birbirlerinin tabanlarından oy çalma hesapları yapıyor. Ya da ittifak hamleleri ve listelere yapacakları aşılarla hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor. Bu arada partilerin bir önceki seçime oranla oy dengesi açısından kritik iller, yani az farkla milletvekilliği kaptırdıkları yerlere dönük hem aday tercihi, hem de kampanya içeriği açısından nokta atışları da gündemde. Özetle partiler açısından tek bir oy uğruna milimetrik hesaplar yapılan ama hepsinin sonucunun da flu göründüğü bir dönemdeyiz...Ancak, bugünden 1 Kasım’ın sonucuna dönük nete yakın , üstelik matematiksel olarak desteklenen öngörüler de mevcut. Şöyle ki;

Seçimlere katılım oranı düştükçe ya da sandığa küskün sayısı artıkça birinci partinin oy oranı da çıkaracağı milletvekili sayısı da zıplıyor. Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçiminde katılım düşük(yüzde 74), oy oranı yüksekti. Yani 7 Haziran’da yüzde 84 olan seçime katılım oranı 1 Kasım’da 76 -77’lere düşerse dengelerin ciddi oranda birinci parti lehine değişmesi kaçınılmaz. Bir başka deyişle partiye ya da adaya kızıp sandığa gitmediğinizde aslında birinci partiye oy vermiş oluyorsunuz. Çünkü bizim sistemimizde sandığa gitmeyerek protesto edeceğiniz hiçbir şey yok. Dahası sandığa küsmek, yani oy vermemek desteklediğiniz parti ya da idelolojiyi cezalandırmak anlamına geliyor...

CHP kendini anlatamıyor mu?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, İstanbul İl başkanlığı’nca düzenlen “Perşembe Söyleşileri”nde 7 Haziran öncesi büyük umutlarla açıklanan ama partileri adına sandığa pek yansımayan “Merkez Türkiye” projesini anlattı. Amaç, partilileri bilgilendirmek, heyecanlandırmak ve onlar aracılığıyla da İstanbul’daki 10 milyon seçmene ulaşmaktı. Nitekim bu kapsamda da iddialı mesajlar verdi. Örneğin dedi ki:
“Bu bir yatırıp beş aldığınız, daha çok üreten daha çok hakça paylaşan bir proje. O şehir canlandığında içi boşalmış Anadolu’yu hayatla dolduracak. Bunun sonunda ne olacak derseniz, zengin olacağız...”
Peki bu sözler toplantının amacına ulaşmasına yetti mi? Ya da örgüt projeyi yeterince kavradı mı? Heyecan açısından evet, ancak yeterince bilgilenme noktasında hayır. Çünkü; eski, yeni milletvekilleri, aday adayları ve partililer söylenenleri soluksuz dinledi, notlar aldı, heyecanlandı ve bolca da alkışladı ancak; yazılı olarak verilmesi istenen sorular, yani partililerin projeye dönük kafasına takılanlar noktasında sadece aradan seçilen üç taneyle yetinildi. Yani soru işaretleri giderilmedi. Toplantıya katılan CHP lideri Kılıçdardoğlu’nun Perinçek görüşmesi nedeniyle tek kelime etmeden misafir kalkışıyla salondan ayrılması da işin tuzu biberi oldu...
Merak edenler için de bir not...Aradan seçilen üç sorudan sonuncusu da şuydu:
- Toplumda CHP’nin kendisini anlatamadığına dönük bir algı var. CHP kendini anlatamıyor mu?..