Sandık İstanbul’da rüzgâr Anadolu’da

Uzun bayram tatilinde İstanbul’un başkan adayları Anadolu’da, ülkenin her bölgesinden gelen milletvekilleri de İstanbul sokaklarında turladı. Hesaplar malum tatilci seçmeni yakalamak, İstanbul’da kalan seçmeni de hemşehrileri olarak ikna etmekti. Tabii bu arada da İstanbul’a dönük projeden çok siyasi odaklı, etnik damarlara dokunan mesajları doğrudan yerinde iletmek ve oradaki hemşehrileri aracılığıyla dolaylı olarak İstanbul seçmenini etkilemekti. Çünkü iki aday arasındaki denge tam anlamıyla bıçak sırtı. Dolayısıyla da bu kez bir oy kafadan iki oy (birine artı, diğerine eksi)değerinde, yani çok kıymetli. Evet, bazı anketlerde iki aday arasında yüzde 1-2 puanlık farklar (lehte-aleyhte) öngörülüyor ama bu rakamlar araştırmalardaki artı eksi yanılgı payları nedeniyle pek tatmin edici gelmiyor. Hele de bazı kamuoyu araştırmacılarının ‘sonucu çok zor tahmin edilebilecek bir seçim’ açıklamaları dikkate alındığında. Gerçekten de öyle. Örneğin; 24 Haziran 2018’le 31 Mart arasında oy kullanmayan yüzde 3 civarında bir seçmen var bunları ikna eden avantajlı duruma geçebilir. Daha da önemlisi 31 Mart’ta ilçe belediye başkanlığı seçimlerinde İstanbul’un 39 ilçesinde Cumhur İttifakı’nın toplamda 450 bin civarında Millet İttifakı’ndan daha fazla oy almasına rağmen büyükşehir belediye başkanlığı oylamasında bu rakamın 13 bin küsur civarında farkla Millet İttifakı adayı lehine dönüşen dengesi daha değişik gelişebilir. Yani ilçelerde AKP adaylarına yapılan ama büyükşehirde fire veren tercihler bu kez aynı yönde kullanılabilir. Ya da tam tersi olabilir. Nitekim AKP’nin çabası da öncelikle bu yönde. Daha doğrusu 31 Mart’ta fire veren 450 bin civarındaki doğrudan kendi seçmenini(ilçede verip büyükşehirde vermeyenler)ikna etmek üzerine odaklı. O nedenle de bire bir markaj yapıyor. Tabii aynısını CHP’de uyguluyor. Aslında buna son yıllardaki kutuplaşma siyaseti nedeniyle seçmenin oyunu “çantada keklik görme” kolaycılığının artık değişim sinyalleri de denilebilir. Ki dün konuştuğum deneyimli bir siyasetçinin görüşleri de bu yöndeydi:

“uzun zamandan sonra Türkiye’de halk gerçeğini nihayet kavradılar. Bugüne kadar genel siyaset mesajlarıyla ve konjonktürel siyasi duruşlarla seçmeni bir şekilde kanalize etmeye çalışan siyaset şimdi bire bir halk gerçeğini keşfetti ve halka doğrudan mesaj verme gerektiğini anladı. Bunun için İstanbul seçimleri bir laboratuvar olarak önümüze bu gerçeği koydu ve İstanbul seçimlerini bir şekilde kotarabilme adına siyasetin bütün aktörleri sosyal dilimleri, mezhep gruplarını, hemşehri gruplarını ve bağlantılı olarak hısım akraba topluklarını dikkate almak zorunda kaldı.”

Peki ya adayların Anadolu turları, oralardaki propagandalar İstanbul’daki sandığı etkiler mi ya da ne kadar etkiler?

“İstanbul’un kendi sorunları içerisinde propaganda amaçlı mesajlar vermek, meydanlarda bir araya getirip onlara bir gelecek vadetmek çok zor. İstanbul’da Karadeniz’e, Ege’ye, Akdeniz’e, orta Anadolu’ya, Doğu, Güneydoğu’ya verilen mesaj yeterince algılanamayabiliyor ama Anadolu’da, mahallinde verilen mesaj İstanbul’daki seçmenin köksel bağları açısından ve mensubiyet şuuru açısından daha çabuk algılamasına ve dip dalga oluşturmasına yol açıyor.”

Özetle; Seçmenin İstanbul’da olduğu ama rüzgârın Anadolu’dan estiği bir havada sandığa gidiyoruz. Sonucu bugünden kestirmek zor ama şimdiden bundan sonraki seçimler için de her parti açısından bire bir markaj yapmadan, yani sokaktaki insana dokunmadan seçim kazanılamayacağını söylemek mümkün...