Sınırın ötesi bataklık ya bu yakası?..

PKK’nın Suriye kolu PYD’nin özerklik ilan ettiği üç kanton yönetiminin coğrafi olarak tam ortasında yer alan Kobani günlerdir kafa kesen, katliam yapan IŞİD’in kuşatmasında... IŞİD, Kobani’yi düşürüp, hakimiyet alanını genişletmek ve diğer iki kantona yönelmek istiyor, PYD ise özerk bölgenin kalbi konumundaki bu yeri vermemek için direniyor. Biz de burnumuzun dibindeki bu orantısız savaşı izliyor, kaçanlara da kapımızı açmakla yetiniyoruz. Üstelik de orada ölenlerin burada yakınları, akrabaları varken... Bu elbette ki ‘Mehmetçik gidip IŞİD’i halletsin’ demek değil. Zaten böyle bir istek ya da beklenti de yok. Ancak, ülkeyi yönetenlerin ve Kürt temsilcilerinin daha akılcı formül bulmaları ve de soruna sağduyulu yaklaşmaları şart. Nitekim “Kobani düşerse çözüm süreci biter” diyerek AKP’yi IŞİD’e göz yummakla suçlayan HDP’nin protesto çağrısı ve iktidarın bunu bir şantaj olarak nitelendirip ‘Şiddet misliyle karşı bulacak” açıklamasından sonra yaşananları gördük. Kobani’de beklenen “sokak savaşları”, doğuda, güneydoğuda, İstanbul’da, Ankara’da çıktı ve 20’ye yakın insanımız öldü. Provokatörlerin sahne almasıyla Atatürk büstleri yıkıldı, Türk bayrakları indirildi. 1992-1994 yılları arasında güneydoğuda 526 kişiyi öldüren (resmi veri, bu rakamın daha fazla olduğu tahmin ediliyor) Hizbullah militanları bile hortladı. Sonrası ise malum asker ve sokağa çıkma yasağı,yani bir anlamda OHAL’e dönüş...
Ve düne kadar sınırın öbür tarafındaki kan, gözyaşı ve olası tehlikelerden söz edip, tezkereyi, hangi şartlarda askerin müdahale etmesi gerektiğini tartışırken, şimdi gördük ki sınırın bu yakası da farksız. Hatta daha vahim ve her şey pamuk ipliğiyle bağlı... Açıkçası, sınırın öte yakası bataklıksa bu tarafı da kaygan zemin ya da balçık... O nedenle de bunu herkesin iyi görmesi, anlaması ve ona göre davranması kaçınılmaz...

Gizli tanıkların ‘açık sanık’ olasılığı

Ergenekon ve Balyoz davaları denilince ilk akla gelen gizli tanıklar. Sadece Ergenekon’da 60 gizli tanık var, mahkemede dinlenilmesine karar verilen 44 kişiden 31’i de dinlendi. Ve savunma avukatları da ilk duruşmadan itibaren bu tanıkların çelişkili beyanlarına dikkat çekerek geçerliliklerini tartışmaya açtı. Bu arada da “gizli” denilen tanıkların birçoğu ya kendiliğinden ya da dosyada sehven(!) kimliklerinin açıklanmasıyla deşifre oldular. Öyle ki aralarında aynı davada hem sanık hem tanık konumunda olanları bile gördük. Şimdi ise o suçlamalar ve alınan kararlarda etkin rol oynayan bu gizli tanıklar hakkında soruşturma iddiaları gündemde. Buna dayanak olarak gösterilen de TSK mensuplarına kumpas kurulduğu iddiasıyla iki koldan yürütülen soruşturma.
Peki, bu gerçekten mümkün mü? Yani o gizli tanıkların “açık sanık” olma olasılığı var mı, yoksa sıradan bir söylenti mi? Sorunun yanıtı avukat Celal Ülgen’den:
“Henüz söylenti ama gerçeklik payı var. Şöyle ki; 12 Ekim’deki HSYK seçimlerinden sonra yargıda fırtına esecek ve bu fırtına sadece savcı, yargıçlarla sınırlı kalmayacak. Savcılarca çeşitli vaatlerle kandırılıp gizli tanık yapılan ve tetikçi olarak kullanılan bu kişiler de soruşturma kapsamında olacak. Bundan eminim çünkü bu soruşturmayı yürütenlere 3 saate yakın süren bir sunumla, tüm kanıtları aktardım. Bu resmi bir ifade değildi ama yakında o da olacak.”
Kendisi gibi Ergenekon, Balyoz, Oda TV ve Poyrazköy davalarında savunma avukatlığını üstlenen 100’den fazla avukatla delil üretilerek sanık yapılanların bu soruşturma kapsamında dinleneceğini söyleyen Ülgen’in, gizli tanıkların neyle suçlanacaklarına yönelik öngörüsü de gayet iddialı ve adaleti yanıltmakla hiç alakası yok:
“Aslında bana ‘doğru mu’ diye sorarsanız hayır diyebilirim ve her şeyi darbecilikle yargılamamak gerektiğini söyleyebilirim ama bunlar darbecilikle suçlanacaklar yani darbe yapmak üzere örgüt kurmak, ilk faaliyet olarak da delil üretmekten yargılanacaklar.”

KIRMIZI HAT

- Bayram demek kuyruk demek. Kurban kesim yerlerinde kuyruk... Otobanlarda saatlerce süren trafik kuyruğu... Feribot iskelelerinde araç kuyruğu... Feribotun içinde tuvalet ve çay kuyruğu... Sebebi peki... Sadece kalabalık... Sonra da “nüfusumuz artmalıymış!..”
-Salih Torlak.