Bir yıl önce FETÖ’cü darbe girişimine karşı durmak için sokağa dökülen Türkiye, en karanlık gecenin yıldönümünde de demokrasiye bağlılığını bir kez daha göstermek ve şehitleri anmak için meydanlardaydı. Ekranlarda da hem o gece yaşananlar hem de FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele konusunda (kalkışma öncesi-sonrası) eksiklikler ve yanlışlıklara dönük tartışmalar vardı. 15 Temmuz günü öğle saatlerinde TBMM’de başlayıp, 16 Temmuz sabahına dek sokaklarda ve ekranda süren bu uzun gecenin özeti de şuydu:

15 Temmuz ihaneti ve FETÖ’cülerle mücadele konusunda herkes hemfikir ancak teşhisler ve mücadelenin nasıl yapılması konusunda fikir ayrılıkları var. Özellikle de iktidar ve ana muhalefet açısından. Çünkü CHP “bir darbe gerçekleştirdiyse, yapanlara geçmişte siz destek vererek önünü açtınız” demeye getirdi, getiriyor. AKP’de diyorki; “sizin yürüyüşünüz söylemleriniz, politikanız, şu anda bunlara destek veriyor, cesaretlendiriyor...” Yani kalkışmanın hemen sonrasında yaşanan ve tüm Türkiye’yi umutlandıran Yenikapı ruhunu pekiştirmekten ziyade kutuplaşma ya da siyasi fay hatlarındaki gerilimi artırıcı bildik çekişmeye devam...
Kozmik oda belgeleri
Bu uzun gecede yinelenen bir başka gerçek de aradan bir yıl geçmesine rağmen hem 15 Temmuz öncesi hem de o gece yaşananlara dönük hala karanlık noktaların varlığıydı. Hem de fazlasıyla... Örneğin kalkışmaya giden süreçteki en kritik kilometre taşlarınden birisi 2009’daki Kozmik Oda operasyonuydu. Çünkü sahte suikast ihbarıyla Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik Tetkik Kurulu’nda FETÖ’cü hakim gözetiminde yapılan ve günlerce süren aramada devletin kaos, kargaşa veya bir işgal durumunda nasıl davranacağına dönük en mahrem bilgileri deşifre oldu. Olağanüstü durumlarda, sivil halk ile geride kalan unsurların nasıl hareket edeceğinin planları ve bu işi organize edecek kişilerin açığa çıkmasıyla da Türkiye’nin refleks göstermesinin önüne geçilmek istendi. O nedenle FETÖ’nün bu kumpasına “15 Temmuz’un fitilini ateşleyen hamle” de denilebilir. Nitekim bu nokta da  en karanlık gecenin yıldönümünde gündemdeydi ve  dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ katıldığı televizyon programında el konulmasına karar verilen bilgi-belgelerin 2009’da değil 16 Mart 2013’de savcıya teslim edildiğini bir kez daha yineledi. Tabi bu sorumluk açısından adres değişikliği olarak algılansa da  durumun vahametini değiştirmeye yetmedi. Niyesini de dün konuştuğum  bir istihbarat yetkilisi şöyle açıkladı:
“FETÖ demek ABD demek. Bunun adını koymak lazım. ABD’nin bölgeye ve Türkiye’ye dönük hedefleri var. Türkiye’yi çözmek, analiz etmek ve imkan kabiliyetini görmek içinde kılcal damarlarına girmek istedi. Bu açıdan bakıldığında Seferberlik Tetkik Kurulu bir kılcal damardı. Çünkü bir sürü misyonu var. FETÖ’nün özel kuvvetleri ele geçirme sevdası da hep oradan kaynaklandı. ABD’nin gelip bizim özel kuvvetleri teftiş etmesi bu bilgilere ulaşması mümkün mü? Değil. Ne yapacak? Türkiye’de Özel Kuvvetler gladio gibi gayri nizami usullerle çalışıyor, hukuksuzluk yapıyor diyecek ve Türkiye’nin kendine iç hukuk sistemini işleterek buradaki bilgileri ele geçirip ABD’ye servis edecek. ABD kendi servis ağını kurmuş FETÖ’yle beraber. Dolayısıyla burada FETÖ taşeron   ++. Yani ABD Türkiye’nin bu alandaki imkan kabiliyeti nedir, teşkilatlanması, kadro yapısı nedir ona erişmek istedi.” 
FETÖ’cü pilotlar
O gecenin yıldönümünde ekranlarda yinelenen bir başka konu da darbe girişiminin ardından Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve itirafçı olan 180 tane F-16 pilotunun görevine iade edilmesiydi, yani hala uçmasıydı. Gerçi bu konu daha önce de gündeme gelmiş ve bakanlıkça yalanlanmıştı ama eski Hava Kuvvetleri Komutanlığı Başsavcısı emekli Albay Ahmet Zeki Üçok’un bu konudaki net iddiaları ve bunun büyük bir risk olduğuna yönelik söylemleriyle bir kez daha endişeler alevlendi. Nitekim sosyal medyaya yansıyan tepkiler de bunun açık kanıtıydı...
Özetle dememiz o ki; siyasetin doğasında tabiki çekişme var, olacak bundan daha da doğal bir şey olmaz. Ancak kendi olduğumuz kutup, taraf neyse ve onun iyi olduğunu anlatmak ne kadar bizim hakkımızsa karşıdakinin kendi görüşünün iyi olduğunu anlatmasının da o kadar hakkı olduğunu kabullenmek kaydıyla. Yani toplumdaki siyasi fay hatlarına dikkat etmek de yarar var. Özellikle birlik ve beraberliğe fazlasıyla ihtiyacımız olduğu şu günlerde...
Etiketler