Siyasi tarihimizin ‘fıtrat’ında var

Türkiye’de yaşayıp da tarihe tanıklık etmemek mümkün değil. Özellikle de siyasi geçmişimiz ve geleceğimiz açısından. Çünkü bir gün bey, hükümran olanın, devran dönüp günü geldiğinde dibe vurması ya da tam zıddı o kadar sık yaşanıyor ki... Bunun son örneğini 12 Eylül davasında gördük. Olmaz denilen oldu ve gerçekleşen bir askeri darbe ilk kez cezalandırıldı. 34 yıl sonra gelen ve yaşayan komutanların yakınlarında şaşkınlık, mağdurların ailelerinde hüzünlü sevinç yaratan bir durumdu. Aynısını 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında idam edilen Adnan Menderes ve arkadaşlarına yıllar sonra iade-i itibar konusu gündeme geldiğinde de yaşamıştık... Bunlara Ergenekon ve Balyoz davalarındaki gelişmeleri de ekleyebiliriz. Orada da darbe girişimiyle suçlananlar yıllarca hapis yattı, her şey bitti derken bir başka mahkeme çıktı ve özgürlükleri geri verdi. Bu örnek de bizzat yaşadıklarımızdan:
6 Eylül 1980, Konya’dayız... Kent merkezine giden anayollar “Kudüs’ü Kurtarma Mitingi”ne katılmak için yürüyen insanlarla dolu, aralarında yüzleri poşuyla kapalı olanlar da var. Ara sokaklarda ise sarıklı, cübbeli bir grup içki satan lokanta ve dükkanlara yönelik terör estiriyor... Camlar iniyor, içki şişeleri kırılıyor. Meydanda kapatılan MSP’nin lideri Necmettin Erbakan için dev bir platform oluşturulmuş. Önündeki otobüsün üzerinde aralarında bizim de olduğumuz gazeteciler için ayrılmış...
Bir süre sonra Erbakan geliyor, “Mücahit Erbakan” sloganlarıyla platforma çıkıyor ve İstiklal Marşı anonsu yapılıyor. Devamı malum; bugün cezalandırılan paşaların “bardağı taşıran son damla” dedikleri olay yaşanıyor ve “Biz bu marşı söylemeyiz” diyen bir grup yere oturuyor. Biz de bunu görüntülediğimiz için saldırıya uğruyoruz. Anımsıyorum da meydandan zor çıkmıştık. Yazdık diye de hedef gösterilmiştik. Soyadımızdaki “n” harfinin birini kaldırıp, İsrail’in eski başbakanlarından Menahem Begin ile bağlantı kuran zırtopozlar bile olmuştu...
Gelelim bu olaydan 6 gün sonrasında, yani 12 Eylül darbesinin ardından yaşananlara;
Dönemin diğer siyasi liderleri gibi askerlerce gözaltına alınan Erbakan İzmir Uzunada’da tutuluyor, 15 Ekim 1980’de de partisini “illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak” suçlamasıyla tutuklanıyor. 36 yıla kadar hapis istemiyle açılan davada da biz tanık olarak gösteriliyoruz. Bir gazeteci yazdığından, görüntülediğinden, kamuoyuna yansıttığından daha fazla ne diyebilir ki? Ama kime anlatacaksın. Çaresiz 5 Haziran 1981 tarihinde Mamak’taki Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde hazır bulunup, tanık olduklarımızı huzurda da yinelemiştik. Ne gariptir ki 34 yıl geçti 12 Eylül döneminin komutanları yargılandı ama o gün oturanlar ve bunları yönlendirenler hâlâ meçhul...

‘Ve de sonrası’
O zamanlarda da “Artık muhtar bile olamaz” denilen ve 36 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan merhum Erbakan, 24 Temmuz 1981’de serbest kaldı. 1982 Anayasası’yla getirilen hakkındaki “siyaset yapma yasağı” da 6 Eylül l987 tarihinde yapılan halk oylamasında kaldırıldı. Ve İstanbul’a yaptığı ilk ziyarette de Milliyet adına izleme görevi bize düştü. Başına geçtiği Refah Partisi 1995 seçimlerinde 158 milletvekili çıkararak birinci parti olunca da, hepimizin tanık olduğu gibi aynı Erbakan DYP ile yapılan koalisyon gereği başbakanlık koltuğuna oturdu...
Nereden nereye?.. O nedenle bizim ülkemizde, özellikle de siyasette kesin yargılarda bulunmak yerine “olmaz, olmaz” diye düşünmek ve davranmak her zaman daha akılcı...