Suriye cenahında Türkiye açısından iki küresel güç ABD ve Rusya eksenli iki gelişme yaşandı. Biri, ABD’nin “Rakka operasyonunda kara gücüm” dediği terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye verdiği ağır silah ve zırhlı araçları geri alacağını mektupla bildirmesi, hatta bu ilişkinin stratejik değil taktiksel hamle, yani gelip geçici bir heves(!) olduğunu duyurması. Diğeri ise Türk ve Rus askerlerinin İdlib’de konuşlandırılacak olması. Her ikisi de Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e kadar oluşturulmaya çalışılan PKK koridoru ya da yapısını önlemek adına Türkiye’yi rahatlatan gelişmeler ancak yarattığı soru işaretleriyle de oldukça karışık bir durum. Özellikle de ABD’nin YPG konusunda Türkiye’ye verdiği güvence açısından. Niyesini dün konuştuğum MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş açıklıyor:       

“Silahları nasıl kontrol ederlerse etsinler, ettiklerini farz edelim, ancak bu ABD’nin YPG’yle, daha doğrusu PKK’yla olan ilişkilerinin mazereti olamaz. Çünkü orada düzenli şekilde eğitim alan, silahlanan bir yapı var ve düzenli bir orduya dönüşüyor. Ve bu dönüşürken Ortadoğu’daki yeniden yapılanma, sınırların yeniden çizilmesi çerçevesinde devletleşmek isteyen bir yapı var ve bu silahlandırma yeniden yapılaşma, statü arama meselesine bir zemin hazırlıyor, şartları olgunlaştırıyor. Bu bakımdan silahları elinden alınsa dahi Rakka sonrası eğitilmiş ve düzenli hale gelmiş PKK paralelinde bir yapı, tamamen PKK da diyebiliriz ortaya çıkacak ve bu da Türkiye için yeni riskleri davet edecektir.”
İsterlerse geri alabilirler mi silahları?
“Aldı farz edelim, ama zaten biz ABD’nin bildirimleri çerçevesinde YPG’ye hangi silahların gittiğini öğrenebiliyoruz. Bildirimler ne kadar sıhhatlidir, ne kadar gerçeğe yakındır, bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Kaldı ki bundan önceki 40 senelik PKK mücadelesine baktığımızda, PKK’ya kimler silah verdi, kimler doğrudan destekledi, dolaylı destek verdi meselesi hep kafamızdaki soru işaretlerini canlı tutuyor. Bu da karşımızdakilerin beyanına güvensizlik durumunu yaratıyor. O nedenle, söylenenler Türkiye’nin tedirginliğini teskin etme, Türkiye’nin fiilen bir harekete geçmesini önleme çalışmaları.”
Koridorun sonu mu?
Öneş’in çatışmasızlık planı kapsamında Türk-Rus askerlerinin İdlib’e konuşlandırılmasının Suriye’nin geleceği ve PKK’nın Akdeniz’e kadar ulaştırmak istediği koridor sevdasına etkileri konusundaki öngörüleri de şöyleydi: 
“Küresel güçler IŞİD’in Rakka’dan çekilmesi sonrası ortaya çıkacak şartları kendi lehlerine çevirebilmek için bölgede güçlerini artırmak istiyor ve karşılıklı eksenler oluşuyor. Bir tarafta Suriye-Rusya-İran, diğer tarafta ABD ve diğer koalisyon güçleri ekseni var. Türkiye burada Rusya ile iyi ilişkilerini kullanarak kendi aleyhinde gelişen şartları dengeleme amacında. Tabii ki ABD’nin rol aldığı eksenin Kürtlere verdiği destek, kurduğu ilişkilerden tedirgin oluyor ama bu tedirginliği Rusya da bizim lehimize karşılayacak durumda değil. Çünkü Suriye’nin kurulacak yeni sisteminde, rejiminde federasyon fikrine ve PYD ile ilişkilere karşı değil hatta ilişkilerini devam ettiriyor. Moskova’da PYD’nin şubesi var. Yani PYD hem Rusya’dan hem ABD’den destek alan bir duruma geldi. Sesi çıkmamasına rağmen İsrail’in de desteğini almış durumda.”
Türkiye ne yapacak bu durumda?
“Türkiye burada PYD/YPG, kantonların birleştirilme meselesi sebebiyle zaten Fırat Kalkanı operasyonuyla belirli bir mesafe aldı. Şimdi İdlib’de Rusya ile işbirliği yaparak elini güçlendirmek, yeni pozisyonlar almak istiyor. Burada çıkarlar söz konusu. Düşmanlık, dostluk meselesi yok, çıkar ilişkileri var. Ortak çıkarlarda birleşme meselesi var. O bakımdan da Rusya’yla ilişkileri geliştirmek istiyor. Tabii böylesine bir işbirliği içinde Türkiye’nin Suriye rejimiyle de işbirliğini geliştirmesi, Esad’la ilişkilerini güçlendirmesi gerekiyor ki şu anda açıkta olan konu bu Türkiye bakımından.”
Peki, bu hamleyle PKK’nın koridor hesabı ya da Akdeniz’e ulaşma hevesi artık biter diyebilir miyiz?
“Son bulur diyemiyoruz. Çünkü Rakka sonrası gelişmelerin nasıl olacağını bilemiyoruz. Suriye’nin nasıl bir sistem içine çekileceğini, anayasasının nasıl yapılacağını bilemiyoruz. Çünkü anayasanın yapılması konusunda federasyon meselelerinde Rusya’nın da hayır demediğini biliyoruz Kürtlere.”
Yani her an dengeler değişebilir yine?
“Şimdiden her bir taraf dengeleri kendilerini güçlendirerek kurmak, lehlerine çevirmek istiyor. Türkiye oyunun içinde ve olmak istiyor. Yaptığı daha önceki operasyonla elini güçlendirdi ancak Türkiye tayin edici durumda değil. Tayin edici olanlar süper güçler ABD, Rusya ve bölge güçlerinin gelişen süreç içerisindeki güç dengeleri...”

İyi bayramlar
Yarın bayram... Her şeye rağmen yine de mutlu, yine de umutlu günler temennisiyle...