Teröre karşı demokrasi savaşı

5 Temmuz sonrasında Türkiye’yi suikastlar ve siyasal cinayetler beklediği bir süredir konuşuluyordu. IŞİD’i kazımak, Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen Kürt koridorunu engellemek için yapılan Cerablus harekatı nedeniyle de IŞİD’in son Gaziantep ya da PKK’nın Elazığ ve Bitlis’teki gibi kalleş saldırılarına devam edeceği öngörülüyordu. Nitekim bunun bir örneği de dün Cizre’de yaşandı. Yani ana muhalefet liderine yönelik suikast girişimi sürpriz değil. Çünkü saldırının amacı neydi? Türkiye’yi karıştırmak, insanları birbirine düşürmek ve iç savaş . Aynen 15 Temmuz’daki FETÖ’nün darbe girişimi gibi. O nedenle eylemde FTÖ,PKK,IŞİD ya da onların taşeronlarından herhangi birinin imzasının olması alçaklık kriterini değiştirmiyor...

Peki bu durumda yapılması gereken ne? Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne pusu kuran tüm teröristlere karşı el ele olmak. Sıcak ve nokta istihbaratlarla teröristi eylem öncesinde yakalamak.

İstihbarat noktasında MİT, polis veya jandarma istihbaratın yine çuvalladığı ortada. Darbe girişiminin kaderini değiştiren şehit astsubay Ömer Halisdemir gibi şehit düşen ve yaralanan öncü askerler teröristleri fark edip olaya müdahale etmeseydi belki de bugün bambaşka şeyleri konuşuyor olacaktık...Allah korudu...

Neyse ki; demokrasinin yanında terörün karşısında durma noktasında ülkedeki birlik ve beraberlik görüntüsünde şimdilik sorun yok. İktidar ve muhalefet arasında 15 Temmuz gecesi başlayıp Yenikapı’da taçlanan ülkeyi sahiplenme ve dayanışma ruhu devam ediyor. Siyasiler ülke çıkarları söz konusu olduğunda parti gömleğini çıkarıp “biz” diye omuz omuza veriyor. Nitekim bunun son örneklerini de Kılıçdardoğlu’na yönelik saldırıdan sonra da fazlasıyla yaşadık ve hissettik. Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, siyasi partilerin liderleri, milletvekilleri, anında Kılıçdaroğlu’nu aradı. CHP’nin Ankara Genel Merkez ve İstanbul Taksim’deki teröre tepki protesto gösterilerine iktidar partisinin milletvekilleri ve belediye başkanları da destek verdi. Ve herkesten tek bir ses çıktı:

Bu saldırı ülkenin ulusal birliğine yöneliktir ve hepimize yapılmıştır.

Özetle başta hükümet olmak üzere siyasetin verdiği tepki ve Kılıçdaroğlu’nun yanında durması bu zor günlerde çok anlamlıydı..

PKK Kürtlere zarar veriyor

PYD’nin Suriye sınırında oldu bittiye getirerek devlet olma hevesinin engellenmesinden sonra Türkiye’deki eylemlerini tırmandıran PKK, Cizre saldırısında daha öncekilerde olduğu gibi sadece polisi değil sivilleri de hedef aldı. PKK’nın çok yanlış bir strateji içerisinde olduğunu ve bu saldırıların Kürt halkına zarar verdiğini belirten MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, niyesini de şöyle açıklıyor:
“Türkiye’nin demokratikleşmeye, demokrasisini kurumsallaştırmaya ihtiyacı var. Kürtlerin hakları ya da hak talepleri de Türkiye’nin demokratikleşmesiyle mümkün. Ancak PKK böylesine silahlı eylemlerine devamlılık kazandırmasıyla Türkiye’nin demokratikleşme şartlarının oluşumu ve legal kitlesi üzerinde örgütlenen HDP’nin bu demokratikleşme çalışmalarına katılımını engelleyici rol oynamaktadır.”
Ülkenin çok hassas bir süreçten geçtiğini yaşananların geçmişteki tecrübelerden daha riskli olduğuna da dikkat çeken Öneş, şu uyarılarda bulunuyor:
“Türkiye’nin sınırları boyunca Ortadoğu’da bir bölgesel çıkar çatışmaları olduğunu ve küresel bağlantılarını biliyoruz. Bunların hepsi Türkiye’yi de doğrudan ilgilendirmekte ve etkilemekte yani Ortadoğu’da haritalar çizilirken Türkiye’nin konumu çok önemli.
Bu noktada Türkiye’yi etkilemek isteyen güçlerde var ve bu güçler terör olaylarını araçsallaştırmakta. O bakımdan siyaseten
çok duyarlı olmak, iktidar
ve muhalefetiyle birlikte doğru adımlar atılması gerekiyor.”

İlklerin köprüsü

Boğazın yeni gerdanlığı 59 metrelik genişliğiyle dünyanın en geniş, 1408 metrelik ayak açıklığıyla da üzerinde raylı sistem olan dünyanın en uzun asma köprüsü unvanını taşıyor. Köprünün bir başka ilki ise 322 metreyi aşan yüksekliği ile dünyanın en yüksek kuleye sahip asma köprüsü olması.
Elbette gurur verici ama yetmez. Beklentimiz ve temennimiz benzer bir rekorun resmi gazetede de yayımlanan “bağlantı yolları çevresinde yapılaşmaya izin verilmeyecek” sözlerine de taşınması. Ancak o konuda endişeliyiz çünkü geride yaşanmış iki kötü deneyim var. Örneğin Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 1988’de hizmete girdiğinde bağlantı yollarının çevresinde bina yoktu. Anımsıyorum da gelip giderken ‘araç arızası’ olursa diye çekinirdik. Özellikle de geceleri.Peki ya şimdi?...
Bakalım yeni köprü bu konuda da ilk olabilecek mi? Ve de İstanbul’un çıldırtan trafiğine çözüm getirecek mi? Hep birlikte göreceğiz...